GEÇMİŞ OLSUN

Gamze Koç
Gamze Koç

Doktorlar artık "Şikâyetiniz nedir?" değil de "Evinizde kaç enstrümanınız var?" diye söze başlarsa şaşırmayın? Hatta görüşme öncesi de sizden mini bir anket doldurmanız istenebilir. “Herhangi bir şeye alerjiniz var mı, geçirdiğiniz ameliyatlar nelerdir?” yerine, “Sanatçı deyince aklınıza ilk kimin ismi geliyor, müziğin yasak (haram) olduğunu mu yoksa şifa olduğunu mu düşünenlerdensiniz?” gibi sorulara cevap vermeniz de istenebilir. Ben nereye geldim böyle, diye düşünmeyin. Siz doğru yerdesiniz de değişen şeyler başka.

Geçenlerde Selçuk Şirin Hoca’nın sosyal medya hesabında "Sizce, son dönemde içi en çok boşaltılmış kavram nedir?" sorusuna denk geldim. Mevzu üç bine yakın insanın ilgisini çekmiş ki herkes bir şeyler yazmış. Çoğunluk vicdan, adalet, merhamet, mesuliyet, ahlak gibi kavramların içinin boşaltıldığından şikâyet etmiş. Kimi ahlakına çok düşkünmüş ve sanki bunun için bir şey yapıyormuş gibi ezbere "ahlakın içi boşaltıldı" demiş, kimi de "din" yazmış ve gerekçelerini tek tek açıklamış.

Benim de sebebi çok acı olan benzer cevaplarım vardı ama müziğin dahi içinin boşaltılmış olacağını aklıma getirmemiştim. Herhâlde daha önemli gördüğüm kavramlardan ona sıra gelmemişti. Ta ki geçen hafta şehir dışında ailecek katıldığımız bir düğünden dönerken hava yağışlı olduğu için mecburen dışarda değil de terminalin bekleme salonunda oturana dek.

Aracın kalkmasını beklerken etrafı epey bir inceleme imkânım oldu. İçerisi gayet iyi dekore edildiğinden olsa gerek her şey çok dikkat çekiciydi. Duvarlar, firmanın oturma yerleriyle uyumlu, mavi renkte, gayet şık tasarlanmış, üstelik hangi tarafta oturulursa oturulsun herkes görebilsin diye duvarın bir tarafına da devasa bir televizyon konulmuştu. Buraya kadar her şey gayet güzelken açık olan bir müzik kanalındaki sesten önce, görüntüye takıldı gözlerim. Oturan ya da ayaktaki yolculara da şöyle bir göz gezdirdim. Ne gariptir ki hemen hemen herkes tercihini anlık da olsa ellerindeki telefondan değil akışta olan klibi izlemekten yana kullanıyordu. Bir anda mekânın olumlu yanlarına dair kafamdaki bütün düşünceler uçtu gitti. Bakmaktan utanacağım dahası çocuklarımın da maruz kalmasını istemediğim bir klip var diye orayı çarçabuk terk etmek istedim. Zaten otobüsün kalkmasına az bir zaman kalmıştı.

Bizim çıkmamızla bir seyyar satıcının karşımızda belirmesi bir oldu. Zamanlama hakikaten çok manidardı. Trakya ağzıyla ortalıkta dolaşan yaşlı bir amcanın elinde çocuklar için tasarlanmış türlü türlü cura misali sazlar... Öyle albenili öyle güzeldi ki çocuk olmasa bile insanın alası gelir. Sazın göğsüne bağdaş kurmuş bir ozan resmi işlenmiş, ozanın yanı başında da koyunlar kuzular var. Kırmızı minicik penası ve akort telleriyle küçük bağlama meraklıları için tam bir usta işi. Baktım, bizimkisi sazlara, kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor. İçi gitti. Aldık. Dünyalar onun oldu.

Düşündüm de kendine en uygun enstrümanı bulsun diye evladına bağlama alan da bendim, müzik (!) dinlenen yerden demin, apar topar çıkan da bendim.

Gören de müziğe, sanata, sanatçıya karşıyım sanır. Ne münasebet! Eğer adına şarkıcı denilen birinin sesi ve sözü değil de kıyafeti yahut bedeni gözümüze sokulmaya çalışılıyorsa ve bu artık toplumumuzda çok kanıksanmış bir hâl aldıysa sorun bende ve tavrımda olamaz. Buna kısaca, müziğin de içi boşaltılmış diyebiliriz; geçmiş olsun!

Şimdi ben ve benim gibi düşünenler kim bilir nasıl taşlanır, nasıl yobaz yaftası yer, tahmin edebiliyorum. Kimse kusura bakmasın ama ben darbukadan tutun da mandoline kadar birçok enstrümanın olduğu bir evde büyüdüm ve hâlen evimde ney, gitar, org, flüt, melodika, def, marakas vs. gibi enstrümanlar var. Portatif radyom da evde hangi işi yapıyorsam yapayım hep yanımdadır. Çünkü kaliteli sesin iyileştirdiğini hatta geçmişte musikinin hasta tedavisinde ilaç yerine geçtiğini biliyorum.

Yanlış okumadınız, eskiden özellikle akıl hastalarına musikiyle çeşit çeşit tedavi yöntemi uygulanırmış. İlk ciddi müzikle tedavi çalışmaları Selçuklu ve Osmanlılar Dönemi’nde yapılmış. Hekimler; korku, heyecan, telaş, kuşku, evham gibi nedenlerle ruhi bunalım yaşayanları müzikle sağaltmaya çalışırlarmış. Hastaların nabızlarındaki değişimi kontrol ederek hastaya en uygun melodiyi bulup dinletirlermiş. Akustiği mükemmel olan şifahanelerde çalgı heyetinin icra ettiği eserlerin etkisiyle hastalar sakinleşir ve huzura kavuşurmuş.

Her gün mantar gibi türeyen sanatçı müsveddelerinin saçmalıklarını müzik sandığımız için de biraz gerginiz. Hastalıklarımızın sebebi biraz da bundan. Piyasadaki hangi müzik, tedavi etmeyi geçtim insana huzur verecek nitelikte? Kaçımız bir enstrümanın sesiyle öfkemizi kontrol altına alabiliyoruz?

İnsanlar hasta olunca birbirlerine “Geçmiş olsun.” der malum. Peki, ya “müzik” hasta olunca ne denir, bilemedim.

- Adayorum, Gamze Koç tarafından kaleme alındı
https://www.adayorum.com/makale/8056856/gamze-koc/gecmis-olsun