BAHANE

Gamze Koç
Gamze Koç

“Komşu komşu, huuu!”  tekerlemesini, Ramazan'a uyarlayıp, bir çocuk edasıyla içimden söyleyip durdum.

- Geldi mi?

- Geldi, geldi.

- Ne getirdi?

- ...

- Kime kime?

- ...  

- Başka kime?

Her birinin cevabını hayalen verdikçe de içimde zıplayan gülüşleri yerlerine zor oturttum. Bu koca aydan bana kalanları düşününce kendimi, çoğu gidilmiş azı kalmış bir yolun yolcusu gibi hissettim. Kervanın gerisinde kalacağımı sandım, yetişmek için çok uğraştım. İyi ki aheste davranmamışım. Şükür.

Şimdi, uzun bir yolculuktan dönmüş seyyah gibiyim. Tatlı bir yorgunluk var üstümde. “Yine olsa tekrar giderim.” diyeceğimden eminim.

Bana hiç yük olmayan bir bavulla geri döndüm. Bilindik yolculuklara ve günlük eşyalara kendimi çok alıştırmışım demek ki içindeki her şey yerli yerindeydi, hiçbir şeyin tıkış pıkış olmamasına şaştım. Fark ettim de en çok acizliğim yer kaplamış.

İzin almak, ruhsatın çıkmasını beklemek nasıl bir şeymiş; ağlayabilmek ne kadar güzel bir nimetmiş; sınır denilen renksiz çizginin had bildirmesi ne yüceymiş; meğer baştan alır gibi, tazelenir gibi bütün renklerin değişimi için bakışlarımdan başlamam gerekiyormuş; yenileri eskitmesiyle meşhur olan zaman, akreple yelkovandan ne kadar da öteymiş; terazide, bir gece bir ömre denk de gelebilirmiş; paylaşmayı kendi isteğin sansan da o başkasının duasının kabul olduğuna bir işaretmiş.

Bunlara hep yolda rastladım da aldım.

Hepsi sığmış bavulumun içine, tek tek çıkarırken anladım. Su içmeyince susarım sanmıştım meğer susmakmış maharet, ben "susarım"ları da karıştırmışım.

İbadetin gizlisi makbuldür diye, huzur bulduğum ne varsa kendime sakladım ama "Yediğin, içtiğin senin olsun; bize gezip gördüğün yerlerden bahset.” “Yolda neler gördün, bize ne getirdin?" diye soran olursa da tek tek çıkarıp gösteresim var hatta bunun için çok sabırsızlandım. Ola ki duyan, bu kervana dahil olmak ister diye çok heyecanlandım.

Gündüz nereye gizlendiklerini bir türlü bilemesem de seher vakitleri evimin etrafına doluşan bülbüllerin yaptığı şükür bestelerini; çocukların, ellerindeki tabakları komşulara, her adıma sevap var diye gülüşerek daha küçük adımlarla götürdüğü iftar vakitlerini; evin önüne gelince kalkmadığımızı düşünüp, tokmağının ritmini değiştirip daha bir hızlı vuran davulcuya ışığı yakıp söndürerek cevap verme inceliğini ama en çok da "çocuk iftarı"nı sevdim ben.

İsimleri, devasa harflerle yazılan “büyükler”in, büyük dünyalarındaki şaşaalı iftar sofralarına hiç girmeyeceğim. Girip yazımın şenliğine gölge düşürmeyeceğim.

İhtiyaç sahiplerine verilen iftarları istisna tutuyorum, onlara diyeceğim yok ama günlük hatta tek öğünlük karın doyurulmasından daha fazlasının peşindeyim. Biraz garanticiyim ya da kalıcı mutluluklar derdindeyim diyelim. Mesela, tek bir çocuğun iftarıyla onun elli yıl sonraki Ramazanlarına talibim.

Bugün o çocuklar, kendileri için hazırladığımız tabakları, hediyeleri, oyunları, bilmeceleri; yaşlandıklarında hatırlayacak ve kim bilir onlar da bunu yaşatmak isteyecekler.

“Adımı, yüzümü, sözümü unutsunlar, tek yapılanı unutmasınlar.” diye yine olsa yine gün öncesinden uğraşmaya hazırım.

Yıllar önce, çocuklarıma diş kirası geleneğini fırsat bilip Ramazan’ı, orucu sevdirebilmek için çıkmıştım yola. Meğer başka çocuklara da hazırlanıyormuşum da haberim yokmuş.

Bu sene de Ramazan’a özel masa örtüleri dikmek için türlü renkte kumaşlar, rengârenk tabaklar almıştım. Bu hazırlıklar iki çocuktan daha fazlasının hakkı diye düşündüm de sitedeki bütün çocukları çağırmak geldi içimden.

Postaneden gidip kartpostallar aldım, isimlerini tek tek yazarak kapılarına davetiye diye astım. Özene bezene diş kiralarını hazırladım. Tabaklarının altına sihirli kâğıtlar, ikramlıkların içine minik sürprizler sakladım.

Geldiler.

Olur da oyun oynarken iftar saatini kaçırırım korkusuyla alarmını kuran olmuş.

Ne şenlikliydi, ne kadar masumdu hepsi.

Niyetimde tanıdık tanımadık bütün çocukları sevindirebilmek varken imkânım şimdilik bu kadarına elverdi. En azından düşüncede kalmadı ya çok sevindim.

Şimdi sırada bayramda kapıya geldiklerinde vereceğim mendilleri var.

“Komşu komşu, huuu! Ramazan sana ne getirdi?” diye size de bir soran olursa cevabınız hazır olsun. Baktınız olmadı. Bir sürü rengârenk bayramlık mendiller yaptım. İsteyen olursa hâlâ vakit var, seve seve vermeye hazırım. Mendiller benden, dağıtması sizden. Tekerleme, şekerleme, hepsi bahane; yolunuz da yolculuğunuz da bayramınız da mübarek olsun.

- Adayorum, Gamze Koç tarafından kaleme alındı
https://www.adayorum.com/makale/7724106/gamze-koc/bahane