ADRES

Gamze Koç
Gamze Koç

Kapı önlerinde en çok ne olur; paspas, gelişigüzel duran birkaç çift ayakkabı, belki bir kerata hadi olsun olsun şemsiye. Yani kapıyı açınca görülecek şeyler bellidir. Ben bu sabah kapımızın önünde para gördüm.

Her zamanki gibi evden cümbür cemaat çıkmak için kapıyı açmıştım ki paspasın kenarında durup bir kenarı havaya kalkmış, kaskatı kesilmiş bir kâğıt para bana bakıyor. Sanki ekmek alması için bakkala gönderilen küçük bir çocuğun avcunun içinde sımsıkı tutmasına rağmen düşürdüğü bir paraydı. Neden hemencecik böyle bir hikâyeyi yazdı zihnim bilemiyorum. Hatta hızımı alamayıp devamını da getirdim.

Eğer olay tam da böyle cereyan ettiyse kimsecikler, o küçük çocuğa kızmasın da para, sahibine hızlıca ulaşsın diye çocuklardan kağıtla kalem istedim. Apartmanın girişindeki duyuru panosuna bulduğumuz parayı ve notu iliştirdim. Çok bir şey değildi ama para paradır işte.

İşlerimizi halledip öyle bir curcunayla eve vardık ki aklıma bir türlü panoya bakmak gelmedi. Panodaki paraya ne oldu, kim aldı, aldı mı, gerçek sahibine ulaştı mı, zihnimde yazdığım o senaryo doğru muydu bilemedim.

Bakmayı akıl ettiğimdeyse panoda dairelerin yeni gelmiş su ve elektrik faturalarından başka bir şey yoktu. Notun da paranın da yerinde yeller esiyordu.

Aradan bir on beş yirmi gün geçti geçmedi. Yine eve döndüğümüz bir sırada bu sefer de apartmanın giriş kapısında bir para gördüm ve bu öncekinden fazlaydı. Yine aynı mantıkta parayı iğneledim panoya, geçtim gittim.

Tesadüf bu ya tam da o sıralar, eş dost elimizden geldiğince el birliği ile üç yetim kız çocuğuna maddi anlamda destek olmaya çalışıyorduk. Aklımda hep şuna mı sorsam, bundan mı istesem düşüncesi vardı. Kimin gönlünden ne koparsa deyip az az da olsa çoğalacağını düşünüyordum. Hem az bir miktar olmasın hem bölük pörçük ulaştırmayayım, hepsini topluca göndereyim diye bekliyordum. Haber verecek kimse kalmamasına rağmen, tam olarak neyi beklediğimi bilemesem de içimde bir bekleme hâlinin oluştuğunu hissediyordum.

En sonunda “İstediğim rakam toplanamasa da bu kadarı da bir yaraya merhem olur göndereyim artık.” derken bu kez de babam sitenin girişinde bir miktar para bulmuş. Üstelik bu diğerlerinden de fazla. Bana getirdi. Çamura bulanmıştı. Kim düşürmüştü, rüzgâr mı uçurup babamın önüne getirmişti. Daha fazla senaryo yazamadı zihnim. Babam, “Panoya asmak yerine bu sefer site görevlisine söyleyelim kızım, sorup soruştursun, o zaman sahibine teslim ederiz.” deyince, öyle yaptık. Bir hafta oldu, on gün oldu, on beş gün oldu kimseden ses seda yok. En sonunda site görevlimiz, "O kadar sordum soruşturdum, ne gelen var ne giden, kimse çıkmadı, iyisi mi siz onu camiye bir yere bırakıverin ya da bir yetim sevindirin hocam." dedi. O anda bir aydınlık oluştu gönlümde, adeta içim ışıdı. Hani, çocukken çizgi filmlerde gördüğümüz türden bir ampulün başımın üstünde yandığını hissettim. “Nicedir beklediğimi gökte ararken yerde bulmuşum da haberim yokmuş meğer.” dedim içimden. 

Bazen de böyle oluyor demek ki. İnsan kendinden eksilmesin diye istediği kadar uğraşsın, vereceği yeri hesaplayıp dursun, eğer bir para bir yere ulaşması gerekiyorsa o, böyle de yolunu buluyormuş. Üstelik kulun niyetine girmesine bile gerek yokmuş. O, sevdiği kuluna kendisinin haberi olmasa bile yere düşürdüğü -kaybettiği- parayla bile iyilik yaptırabiliyormuş.

Düşündüm de kaybetmek o kadar da üzülecek bir şey değil. Hele ki böylesi kayıp yaşayana imrenilir bile. O vakit bir dua geldi dilime.

Ya Rabbim, sırf sahip olduklarımı değil, kaybettiğim şeyleri de hayra vesile et. Ben kayıp sanadurayım hâlbuki kazancım olsun. Varsın ben görmeyeyim ama birileri sebeplensin, adresini bulsun.

- Adayorum, Gamze Koç tarafından kaleme alındı
https://www.adayorum.com/makale/7719289/gamze-koc/adres