SİSTEM VE KOZMOLOJİ - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

SİSTEM VE KOZMOLOJİ

SİSTEM VE KOZMOLOJİ

Servet KIZILAY

Genel Bir Bakış:

Bugün kozmoloji, sistem sayesinde insanları aptallaştırmanın sürüye dahil etmenin en önemli aparatlarından biridir. Oysa kozmoloji (ve kozmogoni) insanlık tarihi boyunca düşüncenin merkezi alanını her zaman zapt etmiştir. Varlık (ontoloji) hayati olarak kaldığı müddetçe; evren, kainat, feza, alem de vb aynı derecede hayati kalmaya devam eder. Mitolojileri genel hatlara ayıran bilimadamları onun konusunun bir taraftan Cinsellik, üreme, akraba ilişkileri yani insan diğer yanda Güneş, Ay Doğa İlişkileri, Yıldız hareketleri ve insana etkileri yani hem kozmoloji hem de kozmogoni olduğunu rahatlıkla tespit etmişlerdi. Teolojinin başka adının kozmoloji ve kozmogoni olduğunu görmek hiç de zor değil.

Modern Kozmoloji; Kopernik’ten başlayarak, Galileo, Kepler, Newton gibi düşünürlerce süreç içerisinde en başta Matematiğe (geometriye) başvurularak kuruldu fakat burada ne matematik ne de fizik nesnelerle olgularla bir bağ halindeydi. Matematik; soyutlamanın soyutlaması, fizik ise; olgu ve durumlardan tamamen uzak, tecrübeyle, sınanmayla, test etmeyle, hiçbir ilgisi olmayan bir “bilim” dalı olarak kullanıldı.

Genel anlamda kozmoloji de diğer bilim dallarında görülen radikal değişikliğe maruz kaldı. Nasıl ki; mitostan logosa geçiş yaptığını söyleyen (iddia eden) bilimsel düşünce karşımızda varsa, modern kozmoloji de kendini bir taraftan kozmogoniden yani yaratılışla ilgili anlatılardan (efsanelerden, mitik, dinsel söylencelerden) diğer yandan Astrolojiden yani Yıldızların feleğe döndüğü büyü, kader, nasip, kısmet gibi insanlara etkide bulunan yönünden ayırdı. Kısacası; Kozmogoni yerine Kozmoloji, Astroloji yerine Astronomi olduğunu ve tamamen hurafelerden arınarak bilimsel temelde ilerlediğini iddia etti. [Ayrıca eski dönemlerin uzay astronomisini ve fiziğini dışarda tuttuğu koca bir yalandı. Yalnızca Mısır’a amatörce, göz ucuyla bakmak bile bu yalanı kolayca ortaya çıkarabilir] Modern bilimlerin bizlere adeta dikte ettiği; “İlkellikten gelişmişliğe, karanlıktan aydınlığa geçme” modern kozmolojinin de vazgeçilmez ekseni oldu. Böylece; kendinden önceki tüm çalışmalar ve anlatılar, ilkel bir düşüncenin, dini hikayenin, mitik kurgunun, büyünün bir parçasına dönüşmüş (çöp) oluyordu.

Peki gerçekten öyle miydi? Buna “evet!” diyebilmenin tek şartı var: Sistemin dayattığı bilimi ve iddiaları aynı şekilde kabul etmek, sonuçta tersinden teolojik olarak inanmakla. Şayet temel iddiaları derinlemesine analiz edersek, tüm iddiaların asimetrik olarak tekrarlandığını görebiliriz: öncelikle; olgularla, durumlarla, hallerle hiçbir şekilde sınanamayan, test edilemeyen, tecrübeye gelmeyen uzay teorilerinin (varsayımların, anlatıların) dini ve mitik anlatılar yerine geçirmeyle başlayan bir hareketle uzayın bükülmesi, Bingbang, Işık hızı, kara delikler, paralel evren vb kurgusal öyküyle örülmüş bir uzay yaratmıştır.

Kısacası; hem anlatı mantığında hem kurgusunda hem de kavramsal boyutuyla tersinden bir teoloji (inanç ve iman) bir mit bir spekülatif metafizik hatta bir büyü ile karşı karşılaşırız. Bunu şöyle bir örnekle test edebiliriz; modern kozmolojiye göre dünyamız tam bir küre halinde saatte 1670 KM lik bir hızla dönmekte hareket etmektedir. Peki buradaki hız fizikteki insan algısındaki hızla aynı yapıya mı sahiptir? Newton’un yerçekimi yasası özellikle pratikte nasıl çalışmaktadır?

Bu tür şeyleri binlerce örnekle çoğaltabiliriz fakat modern kozmolojinin kavramlarının tamamen mitik-dini-(spekülatif) metafizik şeklinde işleyiş prensibini ve pragmatik yönünü çoğaltamayız. İnsanlar bu anlamda “yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş” gibidir.

İlkel çağlardan düşünceden Ortaçağların karanlığından kurtulduğunu, Dogmayı geride bıraktığını, Engizisyonu lağvettiğini söyleyen bilim(sel) düşünce, sistem eliyle hiçbir çağda görülmeyen daha geniş yaygın geçerli “kaçınılmaz” korkunç bir dogma ile insanları söylem içine hapsetti.

Kozmolojide gördüğümüz şeyler madalyonun bir yüzü sadece. Bugün bırakın sıradan insanları bilimadamları bile sitemin bilimsel kılıfla dayattığı Dogmalara karşı çıkamamakta, çıkanlar ise ne kadar bilimsel geçerlilik ve ölçütlere sahip olursa olsun “irrasyonel, komplocu, dinsel gerici (fanatik), anti-bilimci, spekülatif düşünceye saplanmış, ideolojik, vb yüzlerce karalamayla nitelenmekte yani yeni “engizisyona” maruz kalmaktadır.

Sistemin yeni Dogmaları ve Engizisyonu 1900lerin başında daha büyük organizasyonların, finansal aktarımların yani devletlerin işin içine dahil olmasıyla ciddi şekilde değişmiş ve kalıcı hale getirilmiştir. Bugün sistem tarafından pompalanan  bir paradigmaya karşı çıkmak, bireysel düşüncenin gücünü aşacak hacimdedir.

Yaklaşık 500 yıldır yavaş yavaş işlenen (eğitim tezgahından geçen) bugün her türlü görsel bombalama altında “ikna edilen” insanları kozmoloji konusunda uyarmak-bildiklerinin tam tersi şeyler söylemek-çok zordur fakat kozmoloji bir paradigma değil bir varlık meselesi olduğu ve kaldığı müddetçe gerçekliği bir noktaya kadar bükebilen bilimsel söylemler onu kıramayıp dağılacaktır.

Her zaman hatırlamamız gereken şey şudur: Sisteme karşı direnmek, gece gündüz söylenen fakat gerçekte yapılamayan bir şeyi yani özgürlüğü elde etmektir. Dolayısıyla sisteme karşı direnen, sorgulayan, araştıran, isyan eden, red eden kişi, her zaman olmasa da kahir ekseri  mutlaka ve muhakkak hakikate daha yakın olma şansını elde eder. Şayet felsefenin temel amacı insanı düşünen varlığa tekrar döndürmekse, bu şey sistemden ve onun kabul ve dayatmalarından başlaması zorunlu olmaz mı?!

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar