“BUGÜN GÜNLERDEN KUDÜS...” - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

“BUGÜN GÜNLERDEN KUDÜS...”

“BUGÜN GÜNLERDEN KUDÜS...”

Servet KIZILAY

Ramazan ayının son Cuma’sı “Kudüs günü” olarak ilan edildi...

Genel olarak Türkiye’deki halk bu “ideolojik” durumu bilmez. Günler konusunda sistemin uygun ve meşru gördükleri benimsenir; “anneler günü, babalar günü, sevgililer günü” vb. “Kudüs günü” gerçekten sıradan bir şey olmaktan uzaklaşmayı yani daha fazla “bilinç- refleks-uyanıklık-tepki” vb talep ettiği için ister istemez “ideolojik” kalıyor.

Bu durum, aynı zamanda “Sistemin dışına” kaçmayı da tetiklediğinden “ideolojik” karakter koyu biçimde vurgulanmış oluyor. Halklar ideolojinin dışında kabul edilse de (ekstra bilinç -idrak -siyasal pozisyon- bakımından) aslında sürekli olarak sistemin ideolojisi (anlatıları, kendi geçerli mitleri, metafizik ve tersinden teolojik kabulleri, inançları, imanları) içinden hareket ederler. Böylelikle sistem açısından ‘İdeolojiye karşı bir ideoloji’ geliştirilmiş olur (genel olarak “İdeoloji” konusunda en detaylı analiz ve eleştiriler için bknz; Terry Eagleton’ın “İdeoloji” kitabı).

Gelelim “Kudüs Günü”ne ve neler yapabileceğimize…

Soğuk Savaş Dönemi sonrasında “Müslüman” devletlerin Siyonist işgal ve terör devleti İsrail’e karşı tavrının giderek ve sistematik yumuşaması, meşrulaştırması,  Uluslararası siyaset adına  “işbirlikçi-liğin” geliştirmesi, işleri vahim bir noktaya getirdi.

Terör devleti İsrail’i rahatsız eden bütün unsurlar silindi ya da ortadan öyle böyle etkisiz hale getirildi. Şimdi sitem karşısında devletler karşısında oyuncağa dönmüş çaresiz bir haldeyiz. Bunca büyük işbirlikleri, devletlerin himmetleri, organizeleri, destekleri karşısında Filistin’li çocukların atacağı taşa ümit bağlamaktayız.

Kendilerine “Müslüman” denilen devletler, her biri diğerini -işine gelmeyence- “İsrail’e”destek vermekle suçlamakta fakat el altından işbirliği için yarışına girmektedir. Bizler bu “cambaza bak!” illüzyonu karşısında pinpon topu gibi oraya buraya gidip gelmekte, kendi devletimiz hariç bir suçlu arayıp bulmak istemekyetiz.

Bu şartlar altında yapabileceğimiz şeyler sınırlı olmakla birlikte ciddi işler de olabilir. Ciddi işler konusunda adım atmak, sorunun nerden kaynaklandığını anlamayla doğru orantılıdır. Burada yaptırım yani pratik bir sonuç beklemek de ancak uzun süreli, azimle ve istikrarla aynı doğrultuda hareketle mümkün.

Filistin-Kudüs Meselesini; sanata taşımak, sanatla taşımak şüphesiz ki çok önemlidir fakat devletlerin (sistemin) sanattan anlayacağı bir durum kalmamış gibidir. İslam coğrafyası nerdeyse koskoca bir Filistin’e dönmüş vaziyettedir: Yıkımlar, tecavüzler, işgaller, duvarlar, mültecilik, açlık, insan hakları ve her türlü ihlaller… Kısacası; bir cehennemi yaşamakta ve yaşatılmaktadır.

O halde talebimiz hem kalıcı hem de yaptırımları olan bir şeye dönüşmeli. Bu amaçla genel ve özel olmak bakımından iki büyük talepte bulunmalıyız:

1- Özel olarak; “İslâm Ülkeleri Filistin-Kudüs Suçları Mahkemesi” kurulması,

2- Genel olarak “İslâm Ülkeleri SAVAŞ SUÇLARI Mahkemesi” kurulması.

Birincisi ile; 1947 Siyonist terör devleti İsrail’in kuruluşundan sonra ona her türlü desteği verenlerin hangi oranlarla verdiğini ortaya çıkarmak, bunu kamu oyuyla verilerle paylaşmak, devletleri suç oranlarına göre yargılamak, hukuki yaptırımlarla maddi-manevi tazminata yönlendirmek, bu tazminatlarla Filistin-Kudüs’ün yaralarını sarmak, hedeflenebilir.

İkincisi ile; her devletin hangi gerekçelerle olursa olsun diğerine müdahale, operasyon yapma kabiliyetlerini engellemek, coğrafyada yıkımları, tecavüzleri, yok edişleri “haklı gerekçelere” bakmaksızın hukuki yaptırımlarla sınırlamak, maddi-manevi tazminat uygulamak vb şeyler amaçlanabilir (böylelikle Suriye’ler ortaya çıkarmamak, onların sorunlarını da hukuki çerçevede çözüme kavuşturmak). 

Her iki madde de hukuki-cezai yaptırımları önceler ve bizleri her türlü “haklı” gerekçeler bulup katleden, zulmeden devletlere karşı daha ciddi bir talebe sevk eder.

Unutulmamalıdır ki; modern devletleri durdurmanın hiçbir dini, metafizik, ahlaki, örfi vb unsuru kalmamıştır. İnsanlığın yeni tanrıları olan devletler üzerindeki harici tüm yaptırımlar zamanla ortadan kalkmış sadece kendi iç denetim mekanizması denilen yasalara havale edilmiştir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar