POST-MODERN DİLİN-SÖYLEMİN SAVAŞ(LAR)I

Katı olan şeylerin buharlaşmasından sonra gerçek-lik daha organize olmuş bir dil-söylem tarafından kuruldu. Dolayısıyla gerçek-lik denilen şey, ona eşlik edip onu inşa eden bir dil oyununa (kavram ilişkisine) dönüştü. Yani buna göre; gerçek denilen şey kendinde varlığı bulunmayan, özü mahiyeti olmayan, ele geçirilmeyen, akışkan bir şeydi. O ancak dilsel oyunun bir parçası olduğunda var oluyordu. Böylelikle tek gerçek, dilin söylediğiydi. Üstelik bu yeni gerçek-lik idealist felsefenin, mistik öğretilerin, metafizik doktirinlerin öne sürdüğü bir gerçek-lik de değildi. Aşkın bir yönü yoktu. Hatta ondan mümkün olabildiğince arındırılmış sadece dil ilişkileri-bağlamları dolayında bir dünyayı gösteriyordu.

Post-modern Savaş dilinin-söyleminin en güzel örneğini Ukrayna ile birlikte gördük. Ne kadar acıyla tecrübe edilirse edilsin ne denli somut olursa olsun artık anlatılan şeyler üzerinden bir “gerçeklik” var olduğu için o gözle bakılması bir şekilde “doğal”dı. Ukrayna söz konusu olunca herkesin hassaslaşıp aklına gelen “Savaşa Hayır!” temennisi, isteği, sloganı Müslüman coğrafya ateş içindeyken kimsenin aklına gelmedi. Bu dil-söylem “Savaşsız” bir Müslüman coğrafya algısını çoktan yıkmış, imkansız hale getirmişti. Oysa Afganistan’da 46, Irak’ta 18, Suriye’de 12, Yemen’de 7 yıldır yine Libya’da amansız bir savaş sürmüştü ve hâlen sürüyordu. Bu olay ve olgu insanları sarsabilir kendileri için de Barışı isteyebilir, devletlerine bunu sağlasın diye baskı kurabilirlerdi fakat olmadı. Sosyal medyada bile yeterince ciddi bir tepki (devletleri uyaracak kıstıracak hesap soracak) meydana gelmedi. Kısacası bölgemizdeki savaşlar, talanlar, yıkımlar, tecavüzler, milyonlarca sakatlar, yetimler, mülteciler bu dilin-söylemin sayesinde kalıcı nitelikle silinmeyen aksi düşünülmeyen mutlak bir yazgıya dönüştü. Savaş bu bölgede meşru fakat oralarda gayrı meşruydu ve bu bölgelerde yürütülmeliydi. Ukrayna’da ortaya çıkan bu dilin kodlarında, formüllerinde sapmaya yol açan ve büyük bir hayal kırıklığı, şaşkınlık hazımsızlık, yaratan şey; “Savaş nasıl olur da Avrupa kapılarına dayanır” olmasıydı. Sanki burada Post-modern egemen dilin geliştirdiği tezlerin dışına kaçmış, çıkmış, aşmış başka bir gerçeklik var gibiydi. Halbuki; Ukrayna’nın bir Irak Yemen Afganistan olmaması ve Sarışın- mavi gözlü Ukraynalının onlara benzememesi gerekliydi. Öte yandan sarışın mavi gözlü olan Ruslar bile öldürüldüklerinde Ukraynalı kadar sarışın- mavi gözlü olamıyordu. Her devlet için “Bekâ” kutsalken Ruslar söz konusu olduğunda Nato-ABD silahları bekâdan daha çok anlamlıydı. Ruslara işgalci diyenler Türkiye’nin kendi bekâsı için Suriye’ye girdiğini halen orada olduğunu, hatta Suriye topraklarında ordu bile kurduğunu her nasılsa unutmuştu. İslâm coğrafyası yok edilirken; Saddam- Irak, Esad-Suriye, Kaddafi-Libya, Taliban-Afganistan, Husiler-Yemen deyip yani diktatör-zalim-faşist Kişiler ya da rejimler üzerinden gidilmişti fakat Ukrayna’da savaş birden Halk- çocukların (en masum kesim) üzerinden anlatıldı. Yapılan şey, egemen dilin asimetrik mantığıydı. İş Ukrayna olunca kişi ve rejim akla bir türlü gelmedi. Kaldı ki; Ukrayna başkanı Zelenski siyonizme açıkça destek veren bir yahudiydi ve sanki İslâm coğrafyasını özellikle yetimhaneleri bombalayanlar, çocukları bombalamamıştı. Tecavüze uğrayanlar, yetim, sakat kalanlar mülteci olanlar halktan değildi ve halk olarak sayılmıyordu.

Sözde Post-modern fakat gerçek bir savaş karşısında insanların önünde iki türlü alternatif var gibidir: Ya “Savaşa Hayır!” sloganını kabul edip önce bu coğrafyada yürütülen savaşa hangi gerekçelerle olursa olsun hayır! Denilecek ve devletleri buna maddi-manevi zorlayacak ya da “Savaşa Evet!” Avrupa için de savunulacak. Çünkü “Savaşa Evet!” egemen dilin niceliksel olarak öğrettiği Eşitliği ve Adaleti tutarlı bir biçimde yansıtır. Şayet savaş normal, olması gereken bir şey ise Avrupa’nın bunun dışında kalması ve en önemlisi bununla yüzleşmemesi bir saçmalık ortaya çıkarır. Savaşın ne olduğunu unutan kendi dışındakilere de savaşsız bir imkan bırakmayan Avrupa, savaşı dil-söylem olarak değil varlık olarak gördüğünde belki ötekilerini anlama şansını yakalar ve belki bir sanayi ürünü olarak ihraç ettiği savaşlar karşısında olası bir yaptırıma maruz kalır. Öyle ya; savaş varsa orda niye olmayacak? Halk varsa niye başka halktan ayrı tutulacak? Sarı saçlı-mavi gözlüler neden kara insanlardan üstün sayılacak? Savaşa gösterilecek iki tepki post-modern dilin-söylemin kodlarını bozamadıkça savaşı yaşamak belirli coğrafya açısından kaçınılmaz bir gerçekliği kanlı canlı oluşturacak. Post-modern teoriler ne denli karmaşık olursa olsun katliamlar, yıkımlar, tecavüzler, talanlar vb o denli açık bir şekilde yaşanmaya aralıksız devam edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.



Anket En Başarılı İlçe Belediye Başkanı Kim?