CAMBAZA BAK

Yine nasıl fokur fokur kaynadı kazan, ha taştı ha taşacak cinsten. Ne zaman toplumun bam teline dokunan bir hadise yaşansa durdurabilene aşk olsun.

Yaşı geçkin olanlar, ben bu filmi daha önceden görmüştüm deyip kenardan izlerken toy olanlar kazanın içine düştüler çoktan. Ateşi harlayan, kepçeyi karıştıran, buhar olup kaybolanlar hep aynı. Tavşana kaçmasını nasihat edip tazıya tutmasını emredenlerse en tehlikelisi. Ben de yakın gözlüğümü takınca fark ettim.

Kutuplaşmalar, karşılıklı hakaretler ve beklenen son: Kaos.

Hiçbir tarafın yanında yer almaya razı değilim ya da bir şeye karşı çıkmaya da niyetim yok. Bir nokta dikkatimi çekti sadece, onu demeden edemedim.

Konu her ne olursa olsun linç edilmek istenen biri ya da birileri için her zaman pusuda bekleyen bir güruh var. Buna alıştık artık, bu hiç şaşmıyor ama dert ettiğim mesele bu da değil. Daha acısı var. İnsanın karşı çıktığı ya da savunacağı bir fikrinin olmaması! Toplumun ileri gelenlerinin görüş beyan edecekleri anı kollamak da nedir Allah aşkına? Falanca -sözüm ona kanaat önderi- bu konu hakkında ne der? Filanca ne demişmiş! Yok daha neler!

Bu, basbayağı "Konuyla ilgili benim en ufak bir düşüncem yok, ben düşünemiyorum -borç ister gibi- sende varsa biraz da bana versene mevzu bitip gündem değişene kadar işim görülsün." demek gibi bir şey.

Hele o beklediği açıklama gelir gelmez birdenbire zihninde savunduğu bir fikrin oluşuvermesi, tahammül edilir gibi değil. Duyduğu tumturaklı cümleleri harfiyen ezberleyip bas bas bağırınca bir bakıyorsunuz göğüs göğüse çarpışabilecek bir cengâver çıkıyor piyasaya. Savaşa çıkabilir yani, o denli hazır.

Az evvelki kıyametin neden koptuğundan bîhaber olan zât-ı şâhâneleri, bir anda allâme-yi cihân kesilmiş. Bu nasıl bir kendinden eminliktir?

Tabi, artık neyin arkasında, kimin karşısında durması gerektiğini bilebilmenin (!) verdiği huzur başka neyde var ki?

Allah’a olan derin aşkıyla, hoşgörülü ve kucaklayıcı yanıyla kabul görmüş Mevlana'nın “Dîvân-ı Kebîr” adlı eseri, en çok Amerika'da rağbet görüyor. Bizse daha çok Şems'e bir düşkünlüğü var mıydı yok muydu sorularının peşine düşmeyi yeğliyoruz.

Sanki, Mevlana’yı Mevlana yapan, ilahî aşka ulaşmak için bütün dünyevi arzulardan vazgeçmesi değilmiş gibi biz nedense olayların kulaktan kulağa aktarılan kısmına talibiz. Şems ile susarak konuşan, Şemse meftun bir Mevlana modelini ortaya koyanlar da "Ben Allah’ım, Allah benim içimde diyen Hallacı Mansur'u idama götürenler bu toplumun içinden çıkmadı mı?

"Âşık olan, arı namusu neyler Be hey Yunus, sana söyleme derler Ya ben öleyim mi söylemeyince”

dizelerini okuyunca Yunus Emre'yi namussuzlukla suçlayan Molla Kasımlar yok muydu?

Öyle ya arına namusuna halel getirenin aşkı da şevki de yerin dibine, canı da cehenneme!

Bir söz ile her şeyi yerle yeksan etmeye meyyal olan yanımız, kelle koparmaya götüren öfkemiz, gerçeği mecazdan, cahili âlimden ayıramayan cehaletimiz varken daha çoook kazanlar kaynar.

Okumak zor, araştırmak hepten zor; savunulacak fikirlerin bile çalıntı olması bundan. Olayların magazin boyutu çok daha konuşulmaya değer.

Zaten magazinsel siyaset manşet oldu mu etrafta bir sirk var mı, varsa cambazlar iş başında mı diye düşünmek gerek.

İpin üstünde yürümek büyük marifet, ona sözüm yok ama cambazı hayretler içinde izlerken cüzdanlar da yerinde mi diye tek tek kontrol edesim var.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gamze Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.

03

Semra - Cambaza Bak...

Mahallelerde komşu teyzeler olurdu ve evlerin önünde otururken başlardı sohbet muhabbet... Eee bunun içinde birazda merak vardı ve sorular başlardı kim ne demişler, neredeymişler... Televizyonla beraber bu sefer tanınan yüzlerin hayatları merak konusu oldu... Birde pazar magazinleri olurdu ve kim nerede ne demiş kısaca 5n1k hep döner dolaşırdı... Bu magazinsel boyut öyle çok ilgi çekici hale geldi ki bazen yazılanları okumak ve bilimselle, kültürle ilgilenmek yerine mahallesel boyutla birçoğunu benimsetmeye çalışmışız... Sanırım iki lafın belini kıralım derken bu sözü çok yanlış anlayıp gerçektende bazılarında bel kırmışız... Ve kırdığımız onca şeyin karşısına geçip bakışlarımızı ayırmadan cambazdakini seyretmeye koyulmuşuz... Ne denilebilir ki söylemeyecek çok şey söyleyecek tek şeydir belkide...

Kaleminize sağlık Hocam...?

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 24 Ocak 06:25
02

Kader Şabano - Her yazısını büyük bir keyifle okuduğum değerli Gamze hanıma bu yazısı için de teşekkürü bir borç bilirim. Öyle gerçekçi, öyle güncel konuları ele alıyor ki hak vermemek imkansız. Kaleminiz, yüreğiniz dert görmesin ?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Ocak 18:38
01

G - buruk bir gülümseme yaratan, çok güzel bir final olmuş :) Kaleminize sağlık.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 23 Ocak 13:17


Anket En Başarılı İlçe Belediye Başkanı Kim?