NEDEN DEMOKRASİYE İNANALIM?!

Avrupa; dünyaya demokrasi ihraç ederken, demokratik rol model olarak dünyayı buna ikna ederken hatta zorlarken dünyadaki diğer ülkelerin neden demokrasiye tam anlamıyla inanmadığına şaşırıyor. Bunu anlayamıyor ve buna anlam veremiyor. Oysa aynı Avrupa hem siyasal olan üzerinden ilerliyor hem de bir taraftan siyasal olmadığı algısını dayatıp kaçıyor. Kültürün düşüncenin sanatın siyasal ve siyasi olmadığını iddia ediyor. Dolayısıyla “siyaseti aşan şeyleri” insanlara teklif ettiğini söylüyor fakat dünyadaki karşılığına bakıldığında, siyasi felaketlerle bezenmiş bir çıktıyla insanları karşılıyor. Sonuçlar hunharca yaşanırken gerçekten Avrupa’yı siyaset alanı üzerinden savunabilecek bir adet düşünür-şayet namuslu ise- çıkması imkânsız görünüyor.

NEDEN DEMOKRASİYE İNANALIM?!

Kolonyalizmi ve Sömürgeciliği çoktan geride bıraktığını telkin eden Avrupa, 1945’ten beri Savaşı kendi dışındaki ülkelere ihraç ediyor. Dünyanın en büyük silah endüstrisini elde tutan aynı Avrupa; çelişkileri “ideolojik aygıtlar” vasıtasıyla normalleştirerek, insan haklarından, özgürlüklerden, kalkınma ve huzurdan rahatlıkla bahsedebiliyor. İnsanlar bu tür kavramsal hapishanelere tıkılmışken Alman silahları her on dört (14) dakikada bir (1) dünyada insan öldürüyor.

Dünya’ya Sanat-Moda, zerafet, düşünce, insan hakları devrimcisi rolleriyle çıkan Fransa; daha geçenlerde Libya’yı yerle bir etti. Afrika’da çok büyük katliamlara adı konmamış Soykırımlara (Ruanda’da) imza attı. Henüz üzerinde bir sene bile geçmemişken Mali’de başka katliam yaptı ve her an, her gün dünyanın bir köşesinde bu katliamlara yenisini ekliyor. Aynı Fransa; yılda 541 Milyar Euroyu dünyadaki 14 ülkeden yağmalıyor, çalıyor, talan ediyor. Halen 14 Ülkeyi sömürüyor. Sömürdüğü ülkelerin bazılarında yüzde yetmişinde elektrik yok. Bazı ülkelerde yol yok. Koskoca ülkenin tüm yollarında sadece yüzde onu asfaltlı yol mevcut.

İngiltere başlı başına en korkunç, kanlı, vahşet sömürgeyle zirvede kraliyeti temsil ediyor. Bu da yetmezmiş gibi yanına aldığı dünyanın en büyük terör devleti ABD ile kan kusturmaya devam ediyor. Gözümüzün önünde Suriye, en büyük aktör olan İngiltere tarafından yok edildi. Yok edişte adı bile duyulmadı üstelik. İngiltere’nin utanç iğrenç sömürge tarihi geride değil ilerde olduğunu görmeyenler ve göstermek istemeyenler, sürekli bu sömürgeyi üretip duruyor.

Hollanda, Belçika, İspanya, Portekiz başka sömürge zirvelerinden. İtalya’nın 200 yıldır islâm coğrafyasındaki sömürge faaliyetleri de unutulmazlar arasında yer alıyor. Dünyanın en hümanist ülkesi imajıyla pazarlanan Kanada’nın sistematik Soykırım ve asimülasyon fabrikası olması başka bir dehşeti yansıtıyor. Şuan İslâm coğrafyası altı mezarlık üstü yetimhaneye dönüşmüşken yetmezmiş gibi yetimhaneler Avrupa (Batı) tarafından “kazayla oldu!” denerek yine sistematik bombalanırken sömürgeyi ve sömürge tarihini uzakta aramanın anlamı tamamen kayboluyor.

Şimdi demokrasiyi doğrudan ilgilendirecek şeyleri söyleyebiliriz: Avrupa bunca hunharca siyasal sonuçlarla karşımızdayken arkamızda 3. Dünya devletlerin paradoksu bizleri bekliyor. Türkiye de diğer devletler gibi işine geldiğinde (halka gaz vereceğinde) Avrupa’nın sömürge karakterini kullanıyor ve bizleri tüm ihlallere karşı “bunlar normal” diyerek ikna etmeye çalışıyor. Tam da bu noktada ortaya “dış-güçler, dış mihraklar” giriyor. Yani bir tarafta demokrasiyi temsil edenlerin (Batı’nın) kendi dışındakilere kan kusturduğu bir durum varken, diğer yandan bu durumdan istifade edip türlü türlü baskı ve zulümlerle devam eden devletler bulunuyor. Bunca hengamede değişmeyen bir şey ortaya çıkıyor: bir taraftan Batının diğer yanda devlet(ler)in arasında sıkışıp kalmış, hesabı sürekli ödeyen zavallı insanlar. Mesela; bizim gibi ülkelerde temel karakterize olmuş siyasi bir hesaplaşma tarzı var ve bu tarz değişmeden işleyip katletmeye devam ediyor. Bizim gibi her devlet dış-güç, dış mihrak dediği ülkelerden silah alıp bu silahları içeride (kendi içinde) kullanıp dış-güçlerle mücadele ettiğini iddia ediyor. Bu uğurda milyonlarca insanı katletmekten geri durmuyor.

Demokrasiye inanmadan önce cevaplanması gereken bazı küçük sorular bizi bekliyor: a) Post-kolonyal teoriler, sömürgeyi daha geçişken yapıp yumuşatmaya etkisini azaltmaya çalışırken her gün her ay her zaman yaşadığımız canlı kanlı sömürgeyi ne yapacağız? Buna ölü taklidi yapmak meseleyi çözüp bizleri demokrasiye bağlayabilecek mi? Kısacası kolonyalizmin bu vahşet sömürgenin bir “Post”u (sonrası) var mı? b) “Avrupa’nın (Batı’nın) sömürge tarihi çok uzakta kaldığı” algısı, tezi; gözümüzün önünde yok edilen talana uğrayan bir coğrafya varken, varlığa ters iken, nasıl sürdürülüp demokrasiyle barışılabilir? c) demokrasiye katılıp katılmama konusunda en kritik sorgulama şu olacak gibidir; Avrupa’nın (Batı’nın) değişmeyen ve halen artarak devam eden sömürge karakteri, onun düşüncesinden (felsefesinden) ayrı mı değil mi? Yani (köle tüccarı) John Locke’un eli, İngiltere’nin halen süren vahşetlerinde kana bulaştı mı, bulaşmadı mı? Siyaset, düşünceden rahatlıkla soyutlanabiliyorsa siyasi düşünceler tarihini okuyan herhangi biri ne halt yapacak, yapmalı? Sonra siyaseti düşünceden hemen soyutlayabilenler demokrasinin hangi anlayışını insanlara sunabilecek? Siyaset ve düşünce bir şekilde ayrılmaz ise demokrasiye inanmamak en doğal, akli ve vicdani bir eylem ve tavır olmayacak mı?.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulanlar gibiyiz. Ne demokrasiye tam anlamıyla yaklaşabiliyoruz (3. Dünyanın tümü olarak) ne de ondan uzaklaşabiliyoruz: Bir taraftan Batı’nın canlı-kanlı eskimeyen ama manipüle ettiği sömürgeci temel yapısı diğer taraftan zalim devletlerin zulmü altında inliyoruz fakat tüm bunlara rağmen Batı’nın büyük fail olarak en başta hesap vermesi gerektiğini asla unutmuyor, demokrasinin bir ümit olarak insanlara sunulmasının  bazı şartlara sıkı sıkıya bağlı olduğunu da görüyoruz.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.



Anket İlçe Belediyelerinde En Başarılı Başkan Kim