SİYASAL HAKLAR KİMİN TEKELİNDE?

Tanzimat’tan beri siyasal haklar, belirli bir oligarşinin elinde duruyor. Halk ya da yönetilenler, siyasal hakları elde edebilmeleri ancak dolaylı yollarla mümkün oluyor.

Siyasal haklar bu anlamıyla ekonomik ve sosyal statüyle bağlantılı ilerliyor. Yani belirli bir (elit-seçkin) zümreden arta kalan şeyler, “halkı ilgilendiriyor”

Şayet Kürtler bir hak alacaksa bu Azınlıklar paketinin parçası olmak zorunda kalıyor. Aleviler de bu Paketin küçük ortağı oluyor. Böylelikle “Azınlıklar-Kürtler-Aleviler sorunu”, kalıp cümle içinde geçmesi normalleşiyor. Oysa Kürtler, din olarak da (gayrı Müslim) sayısal olarak da Azınlık değil. Aleviler ise; din olarak (ne sünni islam ne de gayrı müslim) statü olarak (ekonomik-sosyal elit kesim) Azınlık değil.

Başta Ulus devletin ideolojisi-doktrininden kaynaklı olan bu durum, siyasal hakların tanzim edilmesinde oligarşik yapıların önemli rol oynamasını ve siyasal pazarlıkların sürmesinde bazen “Sembol” bazen “İdol” modellere dönüşmelerini sağlıyor.

Tanzimat, siyasal tarih içinde sınıfsal kırılmayı yeterince gösterdi. Başta Padişaha bağlı devlet-lu zümre; bir şekilde “Aristokrat” karakterini koruyup devletin âli menfaatleri adına halkı sopalarken, tanzimattan sonra bu sınıf yerini oligarşik karakteri aristokratik karaktere baskın gelen bir yapıya bıraktı.

Bu “yeni” seçkin-elit-beyaz türk vb zümre, devlet değil daha güçlü olan Batı adına toplumu sopaladı. “Yeni” oligarşinin eskisini içine alması ve sanki onun devamıymış gibi olması, akıllarda soru işaretleri bıraksa da zümrelerde meydana gelen değişim bazı noktalarda açıktı.

Modern dünyanın havarisi ya da pazarlamacıları olarak her çağdaş gelişmeleri halka pazarlayan bir bayii gibi rol kesmelerine rağmen, haklar konusunda çok cimri olmaları başka handikaptı. Demokrasi gibi (her türlü) hiyerarşi karşıtı, Eşitlik fikrinin maksime edildiği bir anlayışın tekelliğini yapan bu oligarşik yapılar sanki hiçbir şey olmamışçasına büyük tutarsızlığı görmezden geldi. Dolayısıyla ülkede neyin demokratik olduğuna karar verenlerin ondan en uzakta olanlar olduğu hep saklandı.

Osman Kavala Meselesi;

Şayet Osman Kavala meselesini zavallı bir insanın adaletsizlik karşısında düştüğü bir durumun parçası olarak değerlendirirsek, bu değerlendirme kısmen doğru olsa da,  büyük ölçüde yanıltabilir.

Kavala meselesi, bir bütünlüğe kavuşacaksa asıl bu genel hikâyenin parçası olarak okunmalıdır. Bunu şöyle test edebiliriz: Siz hiç bu ülkede garip gurebanın, fakir fukaranın (Osman Kavala gibi) böylesine Sembol-İdol yapıldığını, onun üzerinden Adalet-Özgürlük arandığını gördünüz mü?

Ülkede binlerce faili meçhuller olmasına rağmen tek kişi Kavala benzeri bir “değer” olamadan yok olup gitti. Genel olarak bakıldığında; bu durumun sadece ülkemize ait olmadığı, benzer ülkelerde de sembol ve idollerin hep belirli yapıların tekelinde bulunduğu da rahatlıkla söylenebilir.

Milyonlarca insan katledilmesine, sürülmesine, en korkunç zulümlere maruz kalmasına rağmen sessiz yığın olarak bir kenarda durması beklenir. Halkın bazı haklara erişebilmesi için iki yol var gibidir; ya oligarşik zümrelerden artacak hakları gözetecek ya da oligarşik zümreleri ikna edecek. Onları ikna etmek halkın gücünü aştığı için imkânsız sayılabilir. Çünkü devletin desteği himmeti dahil tüm ikna araç-gereçleri ellerindedir; organizasyon güçleri halka göre en üst düzeydedir.

Osman Kavala meselesi, bu genel hikâyenin parçası olarak okunduğunda; meselenin halkı ilgilendirmediğini, devlet içindeki güç merkezlerinin kendi aralarında bir kavganın yansıması olduğu da görülebilir.

Halkın haklara kavuşabilmesi için oligarşik elit-seçkin zümrelerle eşitlenmesi de boşunadır. Çünkü ne ekonomik ne sosyal durumlar buna müsait değildir. Tüm bu olumsuz şartlar altında söyleyebileceğimiz bir şey yine de vardır: Her türlü haksızlık karşısında hak elde edebilmek için idol üretme gereği anlamsızdır.

İlla bir idol ya da sembol üretmek gerekliyse; haksızlığa en fazla maruz kalan ve mağdur olanlar içinden çıkması hem akıl hem de vicdan gereği bir zorunluluktur.

Binlerce yoksul fakru zaruret içinde anne varken “yılın annesi” ödülünü kadın artise verilmesi vb örnekleri her alanda olduğu siyasette görmek artık tahammül sınırları dışında kalır. Oligarşik zümrelerin sembolleri de İdolleri de halka uzak kaldığı müddetçe algısal operasyonun bir parçası olarak halka diken gibi batmaya devam eder.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.