POST-MODERN DEVLET TÜRKİYE’DE ÇARPIK DÜŞÜNCE VE TEMSİL

Türkiye’nin devlet olarak dünyadaki en iyi “Post-modern devlet” örneği olduğunu söylemiştik. Post-modern teorinin şayet bir devlet olarak ete kemiğe bürünmüş, somutlaşmış, gözle görünür hale gelmiş kısacası pratize edilmiş siyasal bir modele kavuşma hayali (arzusu) varsa bunu Türkiye’nin en yetkin biçimde başardığını iddia ettik.

Nasıl komünizm Avrupa’da çıkmış ve yine orada ürünleri beklenmiş fakat sanayi ile çok alakası olmayan Rusya’da ortaya çıkmışsa, Post-modern düşüncenin Fransa’da çıkması ve orada beklenmesine rağmen Türkiye’de çıkmış olmasının yadırganmaması gerektiğini belirttik.

Türkiye’nin Post-modern bir devlet olduğu iddiasına yönelik bazı noktalardan itirazlar gelebilir; uyuşmaz yanlar ısrarla gösterilebilir hatta post-modernizm anlaşılamadığı için zorlama bazı benzetmelerle ilişki kurulmuş olduğu söylenebilir.

Tüm bunlara post-modernizmin siyasal yönelimleri üzerinden kısa cevap verirsek;

a) Türkiye’de siyasal doğruluğun ( olay ve olguların) yeniden oluşturulduğu “yeni doğrular” geçirildiği

b) genel ahlaksal anlayışlar ve ilkelerin geçersizliği ya da tahribatının görüldüğü, siyasal ahlakın hiçbir kayıt bağla çerçevelenmeden gittikçe göreli olduğu, halka kadar kabul görmüş ahlaksal normların kaynağının yaşanan koşullara, çağın gerekliliğine bağlandığı (bunda reel-politik teorilerin hakim düşünce haline gelmesi de etkilidir)

c) tutarlılık kaygısı aranmaması siyasal alanda konum olarak Eklektik ortaya çıkarması, Türkiye’de bu unsurun en üst düzeyde gerçekleştirildiği

d) birey, kimlik, kültürde radikal olay ve olgular yaşanırken, sistem değiştirmede muhafazakarlık Türkiye’nin en derin yerlerine kadar indiği

e) iktisadi alanda; makro modelin mikro modelle Türkiye’deki oligarşik yapıların vasıtasıyla yer değiştirdiği

f) Türkiye’de halka yerleştirilen anlayışa rağmen siyasal olarak da “büyük anlatılara” “büyük projelere” “büyük ilkelere” her zaman itiraz edildiği, gibi noktalar ileri sürülebilir.

Türkiye’nin “post-modern bir devlet” olduğu, post-modernizmin değişik alanlarıyla /etkileriyle karşılaştırılarak anlatılabilir fakat bunun en güzel gösterimi, Temsil ve çarpık düşünce üzerinden verilebilir: Türkiye’de hiçbir fikir (temsil) ve kişi (temsilci) kendisi olarak sevilmez.

En kötüsü kendisi olarak tanınmaz. Herkes devletin istediği kadar, izin verdiği kadar varlık ya da yokluk bulur. Yani her türlü siyasal temsil de temsilci de kendi göstergesi içinde durmaz. Hatta temsil fikrine saldıran en radikal postmodernistleri kıskandıracak kadar temsilin kayıp gittiği dahası yok olduğu rahatlıkla görülebilir.

Murat Bardakçı geçenlerde TV’de; Mustafa Kemal’in dine karşı açıkça tavır alan yetmezmiş gibi dini aleni aşağılayan materyalist metinlerini okudu ve onun bu konuda açık bir kararda-tavırda-düşüncede olduğunu (verilere göre) söyledi. M.Kemal’in tüm yönelimleri kapsayacak şekilde genişletmek, siyasal temsilin küçük bir örneğidir.

Mehmed Âkif Ersoy’un hayatı boyunca milliyetçiliğe karşı savaşmasına rağmen Milliyetçiliğin Ulusçuluğun kahramanı yapılması (Akifin çocuklarının çöplükte öldürülmesini bir yana koyarsak), kayan bir temsilin bile olmadığını gösterir. Türkiye’de adları Liberalizm ile anılan Atilla Yayla, Besim Tibuk felakete misaldir; biri Kürtlere askeri yaptırımlardan bahsedip siyasi parti kapatmadan bahsederken, diğeri; dine ve dini değerlere en ağır hakaretleri edip, kumarhane işletip, otel ve kirli ilişkilerle anılıp halen üretimden bahseder.

Türkiye’de “solcular”ın en zengin tabakada olması, her şehirde en lüks semtlerde yaşamaları, emek-üretim işçi sınıfı gibi temel değerlere kesinlikle düşman olması, Türkiye’de özgürlüğü-adaleti-eşitliği vb her alanda bozanların Avrupacı (elit) kesim olması..ve buna benzer yüzlerce gösterge; temsili imkansız hale getiren göstergeler olarak sunulabilir.

Kısacası hiçbir toplumsal kesim kendi değer alanını temsil etmemek için anlaşmış gibidir. Kimse orada değil gibidir yahut hiçbir şey yerinde değildir ve kalmamak için sanki and içmişe gibidir. İş öylesine bir noktadadır ki; şayet K. Marks Türkiye’den çıkmış olsa, dünyanın onu Kapitalizmin babası olarak tanımaması içten bile olmayacaktı.

Öte yandan ülkede birbirlerini düşmanlıkla her fırsatta karalayan ideolojik ya da toplumsal grupların zümrelerin post-modern ortak bir kesişim alanında benzeşmeleri ve toplanmaları herhangi bir “post-modern devlette” görülmesi muhtemel en tipik siyasal resmi oluşturur.       

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.