BİR DEMOKRASİ HİKAYESİ

Yerel konular dışında kolay kolay yazmam aslında.

Anlamadığım ya da dilim dönmediğinden değil.

Bir gazeteci veyahut köşe yazarının ilk önce yerelleşmesi gerektiğine inanırım.

Yerelliği bir mecburiyet değil, ihtisas olarak seçilmiş ve uzmanlaşmak gereken bir disiplin olarak görürüm.

Bunun için de yazılarım Sakarya ile ilgili olur.

Ulusal gündem yada Sakarya’yı ilgilendirmeyen konulara girmem…

Ama bu kez kısacık bir maziye gideceğim.

İlginç tezahürlerle dolu kısacak bir demokrasi hikayesine…

*** *

1961.

27 Mayıs Darbesinin sonrası.

Darbeden 1,5 yıl sonra halk sandığa gitmiş.

CHP 36,7 ile birinci parti.

Ancak sonrasında gelen 3 muhafazakar partinin oy toplamı yüzde 62,4.

27 Mayıs darbesinde kapatılan DP’nin yerine kurulan Adalet Partisi yüzde 34,8 almış.

Adapazarlı Ekrem Alican’ın Yeni Türkiye Partisi ise yüzde 13,7 ile 4.sırada. O da eski bir Demokrat Partili.

Bu sonuç darbeciler için adeta bir şok oluyor.

Süngü ile kovulanlar sandık ile geri geliyor. Halk suskunca karşıladığı darbe ve idamların cevabını sandıkta veriyor.

Darbeciler içindeki cuntacılar seçimlerde istedikleri sonucu alamadıkları için yeniden müdahale planlıyor.

İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Korgeneral Refik Tulga’nın ev sahipliğinde İstanbul’da toplanıyorlar.

Kısa sürede karar veriliyor: “Seçimler iptal edilecek”

Hızlarını alamıyorlar ve darbe hükümetlerini de o gün kuruyor, bakanları belirliyorlar.

Bu kararları da mutabakat altına alıp imzalıyorlar.

İmzadan saatler sonra İsmet Paşa durumdan haberdar oluyor ve şiddetle karşı çıkıyor.

Paşanın müdahalesi ve önerisi ile de asker siyasi partilerle uzlaşma kararı alıyor.

*** *

Bir kaç gün sonra siyasiler ve askerler Çankaya’da bir araya geliyorlar.

Görüşmeler sonunda partilerle asker arasında mutabakat imzalanıyor.

Bu mutabakat aslında askerlerin darbe yapmama karşılığında siyasilerden istedikleri maddelerden ibaret.

Yani cunta darbe yapmıyor ama siyasilere de yol haritası veriyor.

Yol haritasında Cemal Gürsel'in yeniden Reisicumhur seçilmesi ilk sırada.

Ancak partilerin bir sivil adayı var.

Bu aday halka ilan edilmiş ve trenle geldiği Ankara'da sevgi gösterileri ile karşılanmış.

Yani kamuoyuna ilan edilen sivil bir Cumhurbaşkanı adayı var ve cuntanın bu sorunu halletmesi gerek.

O isim Prof. Dr. Ali Fuat Başgil.

*** *

Askerin müdahalesi ile mutabakat arasında kalan siyasiler darbe olmaması için kışlanın kararlarını imza ediyor ve Başgil sorununu askere havale etmekten başka çare de bulamıyorlar. 

Ve Başgil "Adayı olamayacağı" kararının tebliği için Başbakanlığa çağrılıyor.

Başbakanlıkta MBK Üyesi Sıtkı Ulay, Başgil'i bir odaya alıyor ve uyarısını yapıyor.

Diyor ki Ulay: "Sen Cumhurbaşkanı olursan cipin bile hazır. Koyacaklar seni yukarıda bir yere götürecekler orada akıbetin meçhul. Belki mezarını da kazarlar" ve ekliyor: "Bizim elimizden iktidar gitti. Yeni bir silahlı kuvvetler birliği kuruldu. Ve onlar Cemal Gürsel'i istiyor."

Ve Başgil bu uyarı ile Başbakanlığı kolunda iki kişi ile yarı baygın terk ediyor.

Halkın mecliste gönderdiği 3 siyasi partinin uzlaşısı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin 4. Reisicumhur'u seçilmek için Ankara'ya gelen Prof. Dr. Başgil, gece ilk uçakla yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor.

Ve bir süre sonra cuntanın istediği Cemal Ağa Cumhurbaşkanı oluyor.

*** *

Yıllar sonra İnönü adına o dönem Genelkurmay ile mutabakat görüşmeleri yapan damadı Metin Toker, siyaselerin cuntanın dayattığı bu protokolü neden imzaladıklarını, darbeden 1,5 yıl geçmişken yeni bir müdahaleyi nasıl hazmettiklerini ise şöyle açıklıyor:

"Aksi halde darbe olacaktı. Buna nasıl karşı duracaksın. Halk idamlar karşısında hiç bir tepki göstermemiş. Elinde topu tüfeği tankı bulunan askere karşı halk sokağa çıkıp mani mi olacak? Hayır. O zaman eli silahlı kişilerin mutlak iradesi yürürlüğe girecekti."

Ülke o kadar çaresiz ki seçtikleri Başbakanlarının idamına ses çıkaramıyor, yeni bir darbeden korktukları için siyasiler postallar altında eziliyordu.

Sebep belliydi. Halk askerin topuna tüfeğine karşı duramazdı. Ve bu durum çok köklü bir şekilde demokrasiyi rafa kaldırıyordu.

27 Mayıs 1960'da cunta, devrim adı ile ülke yönetimini ele geçiriyor.

15 Eylül 1961'te Başbakan'ı asıyor,

15 Ekim 1961'te darbe sonrası ilk seçimde istenen sonuç alınamayınca yeniden darbe kararı veriliyor,

23 Ekim'de Başgil ölüm ile tehdit edilerek adaylıktan çektiriliyor

Ve kısa süre sonra Gürsel Reisicumhur seçtiriliyordu.

*** *

1960'da darbe ile 1961'de ise cuntanın tehdidi ile Çankaya'ya çıkan Gürsel 20 yıllık bir dönemin başlangıcıydı.

Kendisinden sonra da cuntacıların Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay 1966 yılında yine asker tarafından Cumhurbaşkanı olarak seçtirilmişti. 

1989'a kadar  İlk 7 cumhurbaşkanından ikisi tek partili dönemde, 3'ü ise darbeciler tarafından Cumhurbaşkanı seçilmişti. Yani Cumhuriyet'in ilk 66 yılında sadece 2 Cumhurbaşkanı uzlaşı ve temsili demokrasi tezahürü olan halk iradesi tarafından seçilecekti. Sonraki 25 yılda göreve gelen 4 Cumhurbaşkanı da demokrasi ile TBMM tarafından seçilecek ve nihayet 2014'te ilk kez halk reisicumhurunu sandıkla belirleyecekti.

Türkiye çok ama çok uzun bir dönem demokratik bir ülke olmadı. Demokrasi "varmış" gibi yapıldı.

Darbeciler sivil hükümetleri görevden aldı.

Hatta aynı darbecilere bu kez albaylar cuntası darbe yaptı. Türkiye darbecilere bile darbe yapılan bir ülkeydi. 

Ve bunların tümü parlamenter sistemde yaşandı.

*** *

Ülkede halkın isyan edip bastırdığı tek darbe ise Cumhurbaşkanını halkın seçtiği sistemde yaşandı ve darbenin rejimi koruma tiyatrosu nesli tükenmiş romantik bir hezeyan olarak ansiklopedilerin ilgili sayfalarına gömüldü.

Hikayemizin başında anlattığımız Ali Fuat Başgil yada 1961'de İstanbul'da bir kışlada kendi hükümetlerini 2 saatte kuran o generaller bugünleri görse acaba ne derdi?

Yada kurucu meclis ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne düşünürdü.

Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşları devrimi üniformalarını çıkarıp gerçekleştirmişti.

Halka kendi idarelerini eline almalarını sağladıkları devrimi yaparken asker değillerdi.

Ve bu devrim ülkeyi seçkin bir AZINLIĞIN değil, halkın ülkesinin idaresini eline alması ve yönetmesi için yapıldı.

Ve ne gariptir 1945'ten beri devrimi korumak bahanesi ile halkın iradesini yok sayma hakkını kendinde bulanlar, hep apoletli bir AZINLIKTI.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Safa Polat - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.