TUZ

Kabul, memleketimin pek çok yemeği dünya sofraları içinde eşsiz bir yere sahip. Amasya’mızın elması, Urfa’mızın kebabı, Manisa’mızın macunu, Aydın’ımızın inciri, vs. fevkaladedir. Allah için Türk yemeklerinin lezzet ve şifa bakımından yeri de tartışılmaz. Ama ne hikmetse dört bir yanımız bu kadar cennet nimetiyle doluyken onulmaz hastalıklardan da geçilmiyor ortalık. 

Obezlik bizde, dünyada ilk üçte yer alıyoruz. Şeker, kalp, tansiyon bizde, Avrupa da diyabetin en hızlı arttığı ülkeyiz. Kanser bizde; solunum, boşaltım, sindirim kaynaklı kanser türleri almış başını gidiyor, istatistiklerle sabit.

Ne acıdır ki sağlıklı yaşam için gerekli besinler reçetelere eklenince zengin olanın hastalığı bile imtihandan sayılmıyor. Öyle ya üç beyazdan uzak dur, ekmeği glütensiz yiyeceksin, kolesterolün varsa tuzun iyotsuz kaya tuzu ya da pembe Himalaya tuzu olacak, sana iyi gelen vitamin avokadoda var, yüksek yerlerde otlayan mümkünse kekik yemiş kuzunun eti tüketilmeli, Norveç kıyılarında yüzen somon gerek, hakiki bal lazım, Anzer balı, rafine edilmiş yağ olmalı... gibi tavsiyeler veriyor doktorlar. Zengin buna harfiyen uyabiliyor, bu gıdaları almakta zorlanan orta hâlli vatandaşın beli bükülüyor, fakirin ise vay hâline; onu zaten söylemiyorum, onun hâli içler acısı. Açıkçası ben bu işin gıdanın temin edilip edilmemesi kısmını da çoktan geçtim.

Toplumun kanayan yarasını deşip herkesin bildiği hayat pahalığından, uçuk meyve sebze fiyatlarından bahsetmeyeceğim. O zaten kangren olmuş bir durum maalesef. Madalyonun bir de arka yüzü var.

Kaliteli beslenmek için maddiyatın dışında, maalesef ki baş etmek gereken başka sorunlar da oluyor. Misal, resmen söz oluyor. Göz kalıyor. Hasta için vicdan azabı, hasta yakını için izah etme mecburiyeti, etraf için dedikodu malzemesi... Sanki insanda yanlış bir şey yapıyormuş hissi... "Doktor istedi." deyip açıklama yapmak zorunda kalmak ne garip. Hâlbuki hepsi, sağlıklı bir hayat sürmemiz için gerekli. Ama pahalı. Alsan bir dert, almasan ayrı bir dert. Toplumumuzun kemikleşmiş bazı düşüncelerinin üstüne -hem de bu hayat şartlarında- sen kalk şifa için, gezen tavuk yumurtası, kuru yolum tavuk, hakiki bal, siyez unundan ekmek, saf zeytinyağı arıyorum de.

"Zeytinyağlı yiyemem aman/Basma da fistan giyemem aman" diye bir türkü vardır, bilenler bilir. O türkünün yazılma sebebi, o acı hikâyesi geldi aklıma. Kesinlikle böylesi yarınlar için planlanarak yazdırılmış o türkü. Bu kınayıcı bakışların sahipleri, bize o yılların mirası. Yoksa sağlıklı beslenmek sadece pahalı olduğu için değil biraz da içimizde alışkanlıklarını bir türlü değiştiremeyen büyük bir kalabalık barındırdığımız için çok zor.

Yüksek hastalık oranlarıyla dünya sağlık örgütünün listesinde hep başı çekmemizin sebebi biraz da bu.

Bugüne kadar kokusu ya da tadı sebebiyle evine zeytinyağını sokmayıp sofrasına koymayana "alışkanlık işte, yapacak bir şey yok" deyip geçebiliyoruz. “Beyaz ekmek yemeden duramıyorum!” diyeni anlayışla karşılıyoruz ama daha sağlıklı diye çavdarlı ekmek arayana “Buldu da bulanıyor.” demek, müşkülpesent damgası vurmak bizim bu topraklara has herhâlde.

Çaya meftun bir toplum olduğumuzdan, çayın aleyhinde söz etmek ne mümkün! Vücudun hararetini almasıyla alakalı bilgilerin yanlış anlaşılmasını geçtim, zararının faydasından daha fazla olduğunu söylemek, köklü bir geleneği yok etmek gibi anlaşılabiliyor. Biz, "yemenize dikkat edin" uyarısını, kilo alma ya da almama olarak algılıyor dahası estetik açıdan güzel olup olmamakla bağdaştırıyoruz. Tercihini unlu mamullerinden yana kullanan bir topluluğun içinde kendi öğünümüzü yanımızda taşıdığımızda bütün gözleri üzerimizde hissedebiliyoruz. Sen gel ayaküstü yemek yiyorlar diye fastfood tarzı yemek yeme anlayışını kına, sonra şekeri şerbeti bol tatlıları, kuyruk yağlı kebapları, karbonhidrat oranı yüksek börekleri öve öve bitireme. Üstüne güzellemeler yaptığın onca yiyeceği vücudu iflas eşiğine getirene dek yemenin cezasını ömür boyu çek, ardından bozulan dengeyi toparlamaya uğraş dur. Olan bizden sonraki nesillere olacak. Korkarım çarşıda, pazarda, markette çocukların almak istediği şeylere “o tuzlu yavrum, bırak onu!” deyince çocuklar tuzu suçlayacaklar. Hâlbuki tuzun bu işte hiçbir günahı yok. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gamze Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.

06

Semra - Tuz...

Yemeğin tadı, benim baş ucum tuzum... Demek bir gün seninle ilgili de yazı okuyacaktım emi... Ama sen hiç üstüne alınma çünkü sen bir metaforsun... Suç senin değil yani seni yanlış kullananlara...? Herşeye hüküm vermek özellikle yanlış bildiğimiz doğrularımız için konuşmanın yanısıra birde nutuk vermek işte o bizde... Hepsini geçtim hani herşeyi biliyoruz en iyisi biziz ya bu kadar güzelliğin içinde sadece şunu öğrenemedik, kendimize ve karşımızdakine saygıyı... Sağlıklı bir toplum için, sağlıklı yaşamak için birincil şart gibi... Kalp temizliği gibi zihin temizliğini becebilirsek bir gün vejetaryen ile veganı toplumda sırıtmayacağı gibi belki de tavuğun gezip gezmeyeceği sorgulanmaz kim bilir... Sofranın bereketi tuzu, tatlı yiyelim tatlı konuşalımın işareti şekeri tabiki suçsuz... ?? Kaleminize sağlık Hocam... ?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 08 Kasım 00:28
05

Kader Şabano - Tam nokta atışı... Kaleminize sağlık... Alkışlayarak okudum yine.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Kasım 18:52
04

Nurmen Holding Salih M - I haven't been able to read your articles for a long time, starting to read again really opened my eyes

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Kasım 17:08
01

S.t. - Ileriki yaslarda karsilasilabilecek pek cok kronik rahatsizligin sebebinin dunyaya geldikten sonraki ilk üç yılda yaptığımız yanlis beslenmeyle de direk alakali oldugunu bilirsin bu yuzden evladin icin saglikli beslenmeye ozen gosterirsin , gayret edersin ama tam da yazidaki gibi bulup da bunayanmışsın gibi tepki alırsın. Iyi bir sey yapmak isteyenin destekcisi yok bundan eminim artik.

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 07 Kasım 12:00