TÜRKİYE’DE HAYALET ZÜMRELER...

Geçen yazıda Türkiye’de hayaletleşmiş siyasal yapılardan bahsetmiştik fakat bunu sadece siyasi yapılarla sınırlı kılmak eksik kalacaktır. Bu yüzden eksikliği tamamlamak adına siyasi yapıların dışında ekonomik- düşünsel ve sosyal yapıları buna ilave etmemiz gerekir.

Türkiye’de hayaletleşmiş siyasi yapıları anlatılırken; onların her türlü rantta yer almalarına, en önde durmalarına rağmen içinde bulundukları eksenlerde gerçek varlıklarının bir türlü gösterilemeyen bir şey olduğunu belirtmiştik. Mesela; Türkiye’nin en büyük ve güçlü lobisi ABD lobisi olmasına rağmen “kimdir bunlar?" Diye sorulduğunda buraya hiç bir kimsenin girmediği şayet “varsa da” bu kişilerin bir hayalet gibi ortalıktan kaybolup buharlaştığını işaret ettik.

Dolayısıyla Türkiye’de herhangi biri ne yaparsa yapsın bunları (Amerikancı-Natocu; sanatçıları, gazetecileri, siyasetçileri, akademisyenleri, aydınları, STKları) gösteremez, işaret edemez. Gösterilmeyen, işaret edilemeyen bir hayaletten bahsetmek, tabii ki bahseden için hiç de hoş olmayan sonuçlarla karşılaşmayı beraberinde getirir. Mesela; komplocu olarak fişlenmek gibi.   

Türkiye’de hayaletleşme siyasi yapılarla (Atlantikçi-Natocu, Avrasyacı, Avrupacı) sınırlı değil.

Üniversitelere-Akademilere, Akademisyenlere baktığımızda benzer tablo bizleri bekler. Mesela; Suriye’nin yok edilmesinde en etkili rol alan, “hikmetli teorilerle” yok edişe öyle ya da böyle hizmet eden Akademisyenler, işler tersine gittiğinde (siyasal ve diğer çıktılar beklendiği gibi gerçekleşmeyince) hemen geri vites yapıp sanki hiçbir katkıları yokmuş gibi ölü taklidi yapmaya başladı.

Yani hayaletleşip sırra kadem bastı.

Şimdi, Suriye konusunda devlete akıl satıp yok edilmesine kim hizmet etti?

Diye sorulursa, ortalıkta bir akademisyen çıkayacaktır. Özellikle Siyaset bilimciler bunların içlerinde en görünmezi olmuştur. Hayaletleşmenin Akademisyenlerin siyasi teorileri ve pozisyonlarından ötelere uzanması ise işin en kötü yanını oluşturur. Onlar düşünce alanında da aynısını yaparlar.

Mesela; bir Akademisyen tüm çalışmalarını Post-modern yöntemlerle sürdürse, post-modern duruşu sonuna kadar benimsese bile bir türlü “post-modernist” olmaz, olamaz. Yani kabul edip benimsediği düşünceleri üstlenmez. Bir sınıfa, kategoriye girmekten kaçınma adına hayalet olmaya sığınır. Kısacası; Akademisyenler ne fikir alanında ne de siyasal eksende yer almada hayaletliği bırakmayan yapışmaz teflon gibidir. Onları ne ABD'ci olarak (gece gündüz onlara hizmet etse de) ne de herhangi bir mektep ve meşrebin devamı olarak göremeyiz.

Türkiye’deki Aydınlar da tıpkı Akademisyenler gibi hareket eder fakat onlar Akademisyenlere göre biraz daha kurnazdır. Çabuk inkar edip saklanmada daha beceriklidir. Gazeteciler ( medya) ise içlerinde en usta olanıdır.

Kirli ilşkiler onların en normal ilişkileri olmasına rağmen “Kutsal gazetecilik” yapısı altında hayaletleşirler. Yıllar evvel ABD Afganistan’a operasyon yapacağı zaman Türk kamuoyunu ikna için milyonlarca dolar gazetecilere dağıtıldığı iddia edilmişti fakat dağıtılan milyonlarca dolar, köşe başını tutmuş medya kurumları ve gazetecilerden hiçbirine nedense ulaşmadı, buharlaştı, yok oldu. Hiçbir isim (ne medya kurumu ne de gazeteci) çıkmadı.

Suriye konusunda da ne hikmettir ki; hiçbiri yine ortaya çıkmıyor. Kamuoyunda Suriye’ye operasyonu meşru kılmak için bazı Cemaatlerle-Vakıflarla-Derneklerle-Odalarla-STKlarla defalarca ikna toplantıları yapıldığı bir ara gündeme geldi fakat o sözü edilen “sivil” yapılar hayaletleşip kayboldu. Ne konuşulduğu, hangi yapıların katıldığı, ikna için ne pazarlıklar yapıldığı da doğal olarak meçhule karıştı.

Özetle;

Türkiye’de hayalet(leşmiş) zümreler, düğünde olmaları-bulunmaları- fakat cenazede birden kaybolmalarıyla birbirlerine benzerler. Mesela; 28 Şubat’tı ortaya çıkaranlar da 28 Şubatta direnmeyenler aynı hayaletin iki yüzünü oluşturur: En azılı 28 Şubatçı o zulümlerin kendisinin yapmadığını, o olmadığını, orada bulunmadığını söylerken; 28 Şubatta ortalıkta görünmeyenler şimdilerde orada en önde olduğunu, en büyük direnişi yaptığını iddia ediyor.

Genel olarak hayaletleşme iki noktada açıklanabilir: İlki modern paradigmada ve hayatta “Fail” nedenin, failin silikleşmesi yani Sistemle ilgilidir.

Mesela; milyonlarca insanı savaş stratejileri vererek yok olmasında payı olan Strateji kurumları (think-than kuruluşları) ve Stratejistler ortaya çıkan felaketlerde hiçbir şekilde hesap vermez. Milyonlarca insanın canı üzerine en fazla söyleyebildikleri şey, “olası küçük bir hatanın” ortaya çıkmış olmasıdır.

İkinci nokta ise; ahlaki sorumlulukla yani toplumla ve bireysel (varoluşsal) durumla ilgilidir. Sorumluluk üstlenmemek ve yüzleşmemek, sıradan insanları da hayalet olmaya zorlayan  unsurlardandır fakat buna rağmen hayaletleşmiş zümrelerle halk arasında yine de büyük bir fark bulunur: Onlar düğünde (pastada rantta) görünüp cenazede kaybolurken, halk kaybolmayı beceremediği için cenazede hep bulunmak zorunda kalır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.