Sendikalar, Oligarşinin Tunç Yasası ve 10.Yıl Marşı

Sendikalar, modern demokratik örgütlenmelerin kaderini yaşar...Eninde sonunda bürokratik bir kafese; hiyerarşik, sınıfçı bir yapıya bürünürler...Alttakiler üsttekiler ayrımı...Sesini üsttekilere duyuramama...Üye aidiyeti ve bilincinin kaybolması...Evrak takibi; formel, resmi ilişkiler ağı...Ağalık üretme v.s... Bunu, "Oligarşinin Tunç Yasası" şeklinde kavramsallaştırmışlar zaten...Robert Michels tarafından...

Bunun dışında, siyasal partilerin ve özellikle iktidarın oyuncağı, arka bahçesi olma gibi sorunlar yaşarlar...

Kendi seçkinini yaratma sorunu bizde, bir tarz ağalıkla ifade ediliyor...
Demir-iş Sendikası başkanı idi sanırım, Şemsi Denizer'i hatırlayın...Adam jaguar sahibiydi...Medyatik...Karabukspor başkanı...Hatta mafyatik...Akıbetini de çok kötü diye hatırlıyorum... Sendika ağalığı tabiri bize biraz da buradan kalmıştır...

Bir de bu işi sulandıran, 28 şubat, 12 eylül öncesi sendikaların performansı oldu... Beşli çete şeklinde adlandırılan dev işçi sendikaları sermaye sahiplerinin öttürdükleri boruları işlevi gördüler yillarca...

Sermayenin, yani TÜSIAD'in istemedikleri, hükümetlerin elini kolunu bağlamada bir maşa hükmündeydiler...Kriz, kaos çıkartma potansiyelleri ile oldukça işlevseldiler...

Şimdilerde ise iktidara yakınlıkları ile Memur-Sen, Eğitim Bir-Sen gibi Sendikalar devletin bir müdürlüğü hükmünde görüntü veriyorlar...Fazlasıyla siyasal, angaje ve biatçı olarak...Ama bu durum çok da anormal değil...Batı'da da farklı olmadığını tahmin ediyorum...Örgütlü demokrasilerde bu kader kaçınılmazdır...Reis'in bazı durumlarda dediği gibi bu işin fıtratında var..

Doktora tezimi sendikalar, emek örgütlenmeleri üzerinde yapacaktım aslında...Bayağı bilgi, belge, makale, kitap toplamış okumalara, not tutmalara epeyce başlamıştım...Son anda kent sosyolojisine dümeni kırdım...Nasip olmadı...Ama güzel, mühim bir konuydu, yine de ilgimi sürdürdürmeye çabaladım...

Hatta benim düşündüğüm konum; "Muhafazakar emeğin örgütlenmesi problemi üzerineydi..."
Çalışmaktan bazı nedenlerle vazgeçtim...En önemli neden: Bizim mahalleye yerli oryantalist bir tavırla yaklaşma, sonrasında bunu jurnalleme gibi bir hissiyatın kötülüğünün beni kapladığındandı.

Zaten Yüksek Lisans çalışmamın da "Türk Solunda Yerlilik Problemi:Birikim Dergisi Çevresi Örneği" olarak seçilmesinin motivasyonunu bu neden belirlemişti de denilebilir. Bizimkisi, bir tarz oryantalist söylem düzeni inşasına karşı bir oksidentalist tavır gibiydi...

Selçuk sosyolojiden sol marksist tandaslı bir arkadaş "-Sen çalışmayacaksan ben calışmak isterim..." demişti..."-tabiki tükkan senin..." dedim...Bu çevrelerde zaten Doğu exotizmine teşne bir merak zaten potansiyel olarak oldukça fazlaydı...Yerli oryantalist titizlik merak ve jurnal hevesi ile gerçekten de çok iyi çalıştı...

Nitekim bu arkadaş, Konya'daki muhafazakar firmalarda çalışan muhafazakar işçilerin örgütlenme problemini ele alan Yüksek lisans tezini çalıştı...

Sonrasında bu calışması, bu tip çalışmalara oldukça hevesli, karşı mahallenin mahremini bir içimizdeki oryantalistler tarzıyla ve iştahıyla ifşaya oldukça teşne bir yayın evi olan İletişim yayınlarında "Emeğin Tevekkülü" adıyla yayımlandı... Kısacası, sahaya hakim olmasam da sendikacılık üzerine epeyce teorik bir arkaalanımız var sayılabilir...

Bir de sevgili dostum Veysel Karataş ile bir dönem Sakarya'daki XİR kitapevinin de sanırsam emek-fikir platformu çatısı altında bayağı konferans, söyleşi, kitap analizi takip etmiştik...Değişik vesilelerle
Sakarya'nın marksistleriyle bayağı oturup kalkmışlığımız da olmuştu bu sayede...

Bizim mahallenin bu mevzulara yabancılığı ve mesafesi ilk dikkatimizi çeken konu idi...Henüz bu mahallede Hak-İş gibi örgütlenmeler emekleme dönemindeydi...Antikapitalist Müslümanların İhsan Eliaçık gibilerin esamesi okunmuyordu...

"Oligarşinin Tunç Yasası" enfes bir kavramsallastırma...Sendikal mücadelenin varıp dayandığı/ dayanacağı son hal, romantik idealist marksistleri solcu tayfayı epeyce üzse de, travmatik hayal kırıklıkları yaşatsa da realitenin pis duvarını işaret ediyordu...

Bu kaderi, siyasal partiler de yaşar...Bugün Ak Parti'nin AKP'lileşmesinin nedeni budur...Halkla, üyelerle temas azaldı...Parti içi istişare mekanizmaları zayıfladı...Kuruluştaki asabiye yok oldu...Formel, hiyerarşik bir yapıya, seçkinlerini, ağalarını üreten bir mekanizmaya dönüştü...

NOT YA DA SORU(LAR):
10. Yıl Marşındaki "-Göğsümüz tunç siperi" ifadesinde yer alan "Tunç" kelimesinin oligarşinin Tunç yasasındaki Tunç ile bir ilişkisi yoktur...Yoksa var mıdır acaba? Mevzunun Tunç Soyer ile bir ilgisi olmadığı açık ama...Yoksa bu da mı açık değil?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aydın Aktay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.