“Batı Eleştirisi” Gerçekten Boş Ve Gereksiz Mi?

Modernleşme sürecine katılan ülkemizde uzun yıllardan beri “Batı eleştirisi” yapıldı/ yapılıyor. Bu eleştiriler genel olarak “anti-modern(ist)” adla yahut etiketle toplandı/ toplanıyor.

Çünkü eleştirilerde hakim olan karakter, Batı’nın iki yüzlülüğü üzerine yoğunlaştı/yoğunlaşıyor. Buna karşılık, tüm eleştiriler bir yere bağlanmadan ansızın çekiliverdi. Değer olarak eskisi gibi kıymet görmemeye başladı ve şimdi giderek artan oranda “Batı eleştirisiyle bir şey olmaz”a yerini bıraktı.

Akademide ise “Batı eleştirisi”; ikinci, üçüncü sınıf olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu tür eleştiriler, aslında düşünce adına bir şey söylemiyor sadece oyalıyor yahut psikolojik olarak rahatlatıyor. Bunda çok da haksız sayılmayacak taraflar mevcut. Mesela; siyaset elinde “Batı eleştirisi” kitlelerin gazını alan aynı zamanda devletlerin-iktidarların anti-demokratik uygulamalarını gizlemeye yarayan bir araçya da kılıf gibi kullanılıyor.

Lakin her şeye rağmen “Batı eleştirisi”nin bizzat değersiz olduğu; doğruyu yansıtmıyor ve sahici olanı gizliyor.

Öncelikle; “Batı eleştirisinden bir şey olmaz” iddiası, doğru kabul edilse bile bu şey, bizim (üçüncü dünya) için geçerli. Konuyla ilgili kritik eşik, eleştirinin yerinin ve muhataplarının konumunu belirlememek yahut karıştırmak meselesinde ortaya çıkar.

Burada yapılan hata, ilk hatayı oluşturur. Hataya düşmemek için iki genel düzeyi birbirinden ayırmak gerekir:

1- Batı’nın kendi içinde yapmış olduğu eleştiri,

2- Batı’ya dışardan yapılmış olan eleştiriler. Bu iki genel düzeyi eleştiriyi de hareketi bakımından ayırırsak; Batının kendi içinde yapmış olduğu eleştirinin çoğunu, içerden- içeriye olduğu görülür. Kalan az kısım ise, içerden- dışarıya (yani Batı’dan üçüncü dünyaya) yönelir. Batı’ya dışarıdan (üçüncü dünyadan) yapılan eleştiriler; daha yoğun olarak dışardan-dışarıya yani üçüncü dünyadan üçüncü dünyaya doğrudur.

Bunlardan az olan kısmı ise, dışarıdan-içeriye doğru ilerler. Bu durum, her zaman gözlenmez; iyi bir kariyer yahut entelektüel birikim gerekir. Yani üçüncü dünyalının onları bir şekilde etkilediği, büyülediği şartlarda dışarıdan –içeriye hareket mümkün olur.

“Batı eleştirisi”nden ümidi kesmemek ve değerini belirlemek ya da görmek için ilk yapılması gerekenlerden biri, dışardan – içeriye doğru hızlıca hareket edip fail olana (sistemi kuran ve dayatana) ortaya çıkardıkları ile ilgili yaptırımları içeren sorgulamada bulunmaktır.

Çünkü tüm dünya gibi bizler de onun ürünleriyle başbaşayız ve sürekli olarak ondan etkilenmekte, onun ortaya çıkardığı felaketleri hem de bire bir yaşamaktayız. Durum böyle olunca Batı’ya direkt olarak sorular yöneltmek, sadece yöneltmekle kalmamak olabildiğince baskı kurmak, cevapları vermeye zorlamak böylelikle kendi konumumuz hakkında dolaylı da olsa Pratiğe yönelik olarak bir bilgi elde etme şansı bulabiliriz.

Şimdi soralım ve sorgulayalım:

1- Batı ve ABD 1945’ten beri savaş ve silah İhraç Ediyor (gelişmiş ülkeler denilen bu ülkeler aynı zamanda Silah endüstrisini elinde tutanlar) Buna devam edecekler mi? Savaş hep bizim bölgede olacağına emin mi? Garantisi var mı? Varsa nedir?

2- Batı Halen Kolonyalizm İle çok ciddi sömürüye (bir veriye göre; Fransa'nın 14 kolonisi ve yılda 450 Milyar Euroluk talan- hırsızlık geliri var) ve yok etmeye devam ediyor; ABD son çeyrek yüzyılda -25 yılda- Afganistan hariç Sadece bu coğrafyada 4 Milyondan fazla İnsanı katletti. Bunu sürdürecek Mi?

3- Buna devam etmesi halinde ortaya çıkacak sonuçlardan "hep uzak" kalabilecek mi?

4- Dünyanın halen yüzde sekseninden fazlası Avrupa gibi olmayacaksa, Onun Sahip olduğu standartlardan uzaksa ve teknik olarak uzak kalacaksa Avrupa refahı, ilerlemesi kimlere ait olacak?

5- “Batı eleştirisini” BATI ve onun sapıkça uygulamalarına yöneltmeyeceksek, onu bundan vazgeçirmeyeceksek, sahip olduklarını Evrensel olarak kabul etmek yahut “yeryüzü cenneti” kabul etmek aptalca olmaz mı? Savaştan açlıktan ve felaketlerden kaçan insanlar Batı’nın soyut düşüncesine değil “yeryüzü cennetine” kaçıyorsa, bu cenneti kurarken cehenneme çevrilen dünya halen inancını koruyabilecek mi? Mesela; Dünya petrol üretiminde ciddi payı olan Irak’ın aç, sefil, mülteci olması vb durumlar, olgular, normal olarak sayılıp sürdürülebilir sayılacak mı?

Kısacası:

Sopa yiyen mağlup Milletler kendi paradigmalarını (dinlerini-metafiziklerini- anlatılarını-mitoslarını) sorgulamaya, kabahatli bulmaya, zayıf hatta Batıl (geçersiz-eski) saymaya daha fazla meyillidirler.

Bu Konuda İbni Haldun’un "Taklid" nazariyesi tekrar okunması/hatırlanması, faydalı olur fakat “Batı eleştirisi” mantığın temel kuralı açısından da gereklidir. Çünkü bir fail olarak onun yargılanması önceliklidir. Sadece Müslüman dünyanın değil Batı gibi üretim yapamayan yani “üretemeyen beceriksiz” dünyanın yani Afrika-Asya-Latin Amerika’nın durumu da Batı karşısında hesaba katılmalıdır.

“Batı eleştirisi”nden vazgeçmek, onu değersiz saymak için şu basit kriter şimdilik yeterlidir: İnsanlık tarihini son 300 yıl ile değerlendirmek ve bunu yaparken Güç-iktidar üzerinden düşünmediğimize, şekillenmediğimize yemin etmek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Kızılay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.