BİR KEZ DAHA… AK PARTİLİ AKTÖRLER VE İLKELER!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin 6. Olağan Büyük Kongresinin açılışında yaptığı konuşmada AK Parti’nin misyonunu ve AK Parti’de siyaset yapmanın ne anlama geldiğine dair önemli tespitlerde bulunmuştu.

AK Parti’nin kuruluş felsefesinden bahseden Erdoğan, konuşmasının bir bölümünde AK Partili siyasetçilerin asla unutmaması gereken bir noktayı işaret etmişti: “Biz sadece hakkımızı değil, aynı zamanda ülkemizin ve milletimizin şerefini de savunuyoruz…”

Erdoğan burada ‘biz’ derken elbette öncelikli olarak AK Partili siyasetçileri kastediyordu.

Biraz daha açarsak Erdoğan, AK Parti kadrolarının yaptıklarıyla, ürettikleriyle, dünyaya meydan okumalarıyla Türkiye adına ortaya bir iddia koyduklarını işaret ediyordu. Ve bunu da Hz. Ali’nin “Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz” sözlerine atıfta bulunarak yapıyordu.

Demek ki AK Parti hareketinin lideri Recep Tayyip Erdoğan, kendi dava arkadaşlarına böyle bir misyon yüklemektedir. AK Partili siyasetçi aslında her insanda olması gereken çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, her zaman, her şartta milletin, ülkenin, şehirlerin, köyünün, toprağının hakkını, şerefini, izzetini savunacaktır.

AK Partili siyasetçi elbette haksızlık karşısında susmayacaktır. Çünkü Erdoğan’ın işaret ettiği gibi eğer insan haksızlık karşısında susarsa aynı zamanda şerefini de kaybeder. Şerefini kaybetmek istemeyen kişi ise haksızlık karşısında asla susmamalıdır.

Şimdi bu noktada Sakarya’da kendisini Tayyip Erdoğan’ın dava arkadaşı olarak gören her siyasetçinin bu kriterleri göz önünde bulundurması gerektiğine inanıyorum…

Sakarya’daki AK Partililer birlikte çalıştıkları arkadaşlarına, akrabalarına, dost bildiklerine şu soruları soruyorlar mı? Sormuyorlarsa mutlaka sormalılar;

1- Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatırlattığı üzere halkın, şehrin, milletin şerefine savunuyor muyum?

2- Birlikte çalıştığım insanlara karşı adil davranıyor muyum? Haksızlık yapıyor muyum?

3- Birlikte çalıştığım insanları performansına göre değerlendiriyor muyum?

4- Etrafımda bana her zaman doğruları dürüstçe söyleyecek bir ekip bulunduruyor muyum?

5- Etrafımdakilerin benim yüzüme eleştiride bulunmasına izin veriyor muyum?

6- Her şeyin doğrusunu kendimin bildiğine mi inanıyorum yoksa etrafımdakilerin fikirlerini de dinliyor muyum?

7- Beni eleştiren insanları düşman mı görüyorum yoksa bu eleştirilerden ders mi çıkartıyorum?

8- Şerefimi kaybetmemek için haksızlık yapıldığında itiraz edebiliyor muyum?

9- Makam mevki için, koltuğumu korumak adına ortada bir yanlışlık varsa susuyor muyum? Yoksa “Ne koltuğun ne makamın önemi var, değerli olan bu hayatta dürüst kalabilmektir” diyerek yanlışa ses çıkarabiliyor muyum?

10- İnsanların ayağını kaydırmak için iftira atıyor muyum? Amirlerin gözüne girmek için birlikte çalıştığım insanları amirlerine şikayet ediyor muyum? Kurulan kumpasların parçası oluyor muyum?

11- İnsanlık onuruna yakışmayacak şekilde haysiyeti ayaklar altına alarak amirlere yaranmak için her türlü yalakalığın parçası oluyor muyum?

Siyasetçiler, bürokratlar ve AK Parti kadrolarının parçası olanlar bence her şartta bu soruları kendilerine sormalılar. Eğer bu yüzleşmeleri sağlayamazlarsa her insanda olduğu gibi onlarda kibirlenirler. Egolarına yenik düşerler.

Bu yüzden insan her an kendisini eleştirmeli ya da kendisini eleştirebilecek kişilerin etrafında bulunmasına özen göstermelidir.

Son zamanlarda Sakarya’da maalesef AK Partili kadroların birbirleriyle kurdukları ilişkilerle ilgili çok iyi şeyler duymuyoruz. Özellikle bazı siyasetçilerin bırakın bu soruları kendilerine sormayı neredeyse kendilerini Tayyip Erdoğan’la eşit gördüklerine ilişkin duyumlar alıyoruz!

Bunlar siyasetçileri bitirir. Kibir insanı öldürür. Bir gazeteci olarak AK partili siyasetçilere seslenmek istiyorum; bakın lideriniz Erdoğan size hiç unutmamanız gereken ip uçları veriyor.

Bu işaretleri yakalayın!

Gazetecilikte uzun yılları geride bıraktım, ne siyasetçiler gördüm. Yanına yaklaşılamayan insanlar tanıdım. Bu dünyayı kendi yarattığını zannedenler vardı. Ama sonunda hepsi yok oldu gitti.

Bazen makam insana tatlı gelir. Hakikati unutturur. İnsanı başka bir noktaya taşır. Sizin sahip olduğunuz ekonomik güçten yararlanmak isteyen birileri sizi “uçurur.”

Bu dolduruşlara gelmeyin. Ayaklarınız yere sağlam bassın. Birbirinizle uğraşmayın.

Dava arkadaşınızın altını oyarak bir yere varamazsınız. Birbirinizin yüzüne gülüp, arkanızı döndüğünüzde birbirinizin altını oymaya kalkarsanız hepiniz kaybedersiniz.

Bir diğerinin yaptığı işleri sağda solda “sözde dost meclislerinde” kötülemesin.

Sadece sizin yaptıklarınız iyi başkalarının yaptıkları kötü diye bir şey olamaz.

Dava arkadaşlarınızla aranızda bir mesele varsa açık açık konuşun. Halleşin. Ama bir şey yokmuş gibi davranıp birbirinizin “*programlarına dahi katılmamazlık” yapmayın!

Birbirinizi kamuoyunda küçük düşürmeye çalışmayın. Dava arkadaşınızın aleyhine düzenlenen kampanyaların parçası olmayın.

Kendi partinizden arkadaşlarınızı haksız yere eleştirip bambaşka amaçlar edinen yazıların ve tamamen menfaat ilişkisine dayalı senaryoların parçası olmayın.

“Programlara katılmamak” konusunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu konuda yakın zamanda kamuoyunda tepki çeken bir durum maalesef yaşandı. Elbette isim, olay ve yeri tam olarak biliyorum ve yazabilirimde, ancak hiç kimseyi kişisel olarak bir hedef haline getirmek değil amacım, böyle bir “sistematiğin” için de asla yer almadım, almayacağım da.

“Şimdilik” ve olağanüstü bir durum olmazsa isimlerle değil, olaylarla ve sonuçlarıyla ilgilenmeye devam edeceğim.

Sadece bu da değil, benzer bir durum yakın bir zaman önce yine yaşandı ve aslında buradaki gelişmeler ve “restleşmeler” çok daha sertti. Bu konunun da isimlerini vermek istemiyorum, ilgili kamuoyu neredeyse tüm gelişmeleri ve “Yüz yüze tüm konuşmaları” harfi harfine biliyor.

*     *     *

Bunları bir tecrübeyle söylüyorum.

Bu tavırların bugüne kadar kimseye faydası olmadı.

Parti içi rekabetin boyutu farklı noktalara taşındığında herkes kaybetti.

Bu kadar kırıcı olmanın kimseye faydası yok. Şunu unutmayın AK partili siyasetçilerin birbirlerini kamuoyu önünde küçük düşürecek işlere imza atmaları genel merkez tarafından asla uygun görülmez!

O yüzden bunların kazananı olmaz diyorum.

Belediye başkanının başka bir belediye başkanına, ilçe başkanının belediye başkanına ya da belediye başkanının ilçe başkanına, il teşkilatının milletvekiline dönük bel altı ve kapalı kapılan ardındaki siyaseti meşru görülemez.

AK Partili aktörler gerçekten başarılı olmak istiyorlarsa bu derin yüzleşmeleri yapmalılar.

Son olarak şunu belirtmek isterim, unutulmamalıdır ki, ahlaki olmayan davranışlar ne kadar kabul edilemez ise haksızlık karşısında sessiz kalmak da o kadar gayrı meşrudur!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Bulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adayorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adayorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Adayorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adayorum değil haberi geçen ajanstır.



Anket İlçe Belediyelerinde En Başarılı Başkan Kim
Tüm anketler