ELLER YUKARI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

ELLER YUKARI

ELLER YUKARI

Gamze KOÇ

  - Eller yukarı, teslim olun çocuklar! dedi görevli bayan. Veli ve öğrencilerle hınca hınç dolu olan okul kapısının önü bir anda buz kesti.
          - Şeyy, yani “sınav yerinize hoş geldiniz” demek istemiştim deyip, pot kırdığını fark ederek durumu düzeltmeye çalıştı.
          - Çocuklar, savaş alanına, pardon sınav yerlerinize girmiş bulunmaktasınız deyince bu sefer deminki gibi gaf yapmış olduğunu düşünmeden hızlı hızlı konuşmasına devam etti. Öğrenciler, tedirgin bir şekilde bu robotik sese dikkat kesilmişlerdi.
         - Birazdan tek tek üzerinizi arayacağız çünkü bilgilerinizin yetmediğini düşündüğünüzde bütün uyarılarımıza rağmen birçok yasa dışı şeye başvurmak istetecek kadar sizleri zorluyoruz, kabul! İşte, bu yüzden sınava girerken sadece zihninizde yer alan bilgileri içeri almak için bu adaletli sistemi oluşturduk. Yanınızda hiçbir şey getirmemeniz gerektiğini biliyor olmalıydınız!  Şimdi, ceplerinizde ne var ne yoksa şu girişteki masanın üstüne bırakın hemen! Sınav bitiminde güvenlikten gelip eşyalarınızı alabilirsiniz. Sağa sola bakmak yok! Gereksiz cümle kurmak yok! Zaten heyecandan küt küt atan kalbinizin sesi fazlasıyla gürültü çıkarıyor! diyerek soğuk bir espri yapmaya zorladı kendini görevli.

Öğrenciler, her ne kadar büyükler gizlemeye çalışsalar da sınavdan çok bir savaşa hazırlandıklarını biliyorlardı. Kulakları tırmalayan o tiz ses, bu düşünceleri doğrularcasına sert uyarılarına devam etti.

- Biz bugün size burada nasıl yenilir ya da nasıl kazanılır onu göstereceğiz. Bakın hiçbirinizin yanında kimse yok. Her öğrenci tek başına çarpışacak. Yani hepiniz eşitsiniz. Şimdi tek sıra hâlinde yavaş yavaş sınıflarınıza çıkın. Herkes neyi ne kadar biliyorsa kendini göstersin. Hadi bakalım!

Çocuklar, bu son cümlenin altında yatan anlamı çözmek için zihinlerini biraz yordu. Bu sözler, tehdit mi yoksa moral vermek için miydi bir türlü kestiremediler. İçlerinden biri ani bir silkinişle kafasını iki yana salladı. “Neyse ne!” dedi içinden her şeyi bir kenara atarak. “Artık tam bir asker edasıyla savaşa, yani sınava girmeye hazırım.”

Çok disiplinli bir çalışma temposundan sonra gayet iyi hazırlanmış olduğunu düşünüyordu. Ailesi de hep bitirip üst üste koyduğunda boyunu aşan soru bankalarıyla övünüp duruyordu. “E daha ne olsun!” diyerek bu savaşın yani sınavın galibi olmaması için tek bir sebep bile olamayacağına karar verdi.

Kendisine ayrılan sıradaki kaleme dokundu. Aklına sınava hazırlanırken minicik olana kadar kullandığı kalemler geldi, hiçbirini atmaya kıyamamıştı. Uçları sonuna kadar açılmış, serçe parmağı kadar ufalmış kalemler... Artık parmaklarının arasında duramayacak kadar küçülmüştü hepsi. Sınavdan çıktığı günü bekliyordu, haklı zaferini kutlarken herkese aça aça bitirdiği bir torba dolusu kurşun kalemini gösterecekti.

- “Süreniz başlamıştır!” sesini ve “süre doldu” uyarısını işitti, o kadar. Savaş bitti. Sınav bitmişti. Hayallerine ulaşanlar da vardı, hüsrana uğrayanlar da. Sevinenler de olmuştu kaybedenler de.

Hepsi bu hayatın içinde bir yerlere savrulmuştu. Hedeflediği yerlere gelenin de bir yerlere gelmek şöyle dursun kendine bile hayrı olmayanın da arkasında ucunu aça aça bitirdiği kalemler saklıydı.

Yıllar sonra kader yollarını yine bir salonda buluşturmuştu. Küçücük yaşlarda kazananın ve kaybedenin yıllar önce belirlendiği yerde, o sınav salonunda ve şimdi de burada… Bir duruşma salonunda...

Biri hâkimdi, kararı verecek olan, en son sözü söyleyecek olan bir hâkim... Bir diğeri dilediğini savunma özgürlüğü olan bir avukat… Ötekisi ise suçlu...  En adi suçları işlemekten yargılanan bir suçlu. Hepsi tanıdı birbirini.

Hâkim tokmağını tutanın da avukat cübbesini giyenin de suçu işleyenin de ardında ucu sivrilmiş kalemler yığılıydı.

Sanık sandalyesinde oturan suçlu, kılına bile zarar gelmeyeceğinden adı gibi emin bir şekilde, pişkince, en ufak bir pişmanlık bile duymadan "Bana bir şey olmaz!" diyebiliyordu. Kurşun kalemleri hiçbir zaman yazmak için açmamıştı, kalemlerin uçlarını sivriltmesinin sebebi hep başkalarının canını yakmaktı. Yakmıştı da. Yıllar sonra suçlu sandalyesinde oturmasına kimse şaşırmamıştı.

Avukat olan gencin ailesi de gece gündüz demeden yeter ki test çözsün diye kalemler bittikçe eve kutu kutu kurşun kalem taşımıştı. Ne kadar çok kalem ufalırsa çocukları dağın o en yüksek tepesine daha hızlı tırmanabilecek ve sonunda zirveye oturabilecekti.

Kalemle neyi, nasıl yazacağı mühim bile değildi artık. Sonunda avukat olmuştu ve bu, ailesine yetmişti. Artık ne kalemlere ne de savunacak doğrulara ihtiyacı vardı. Hepsini sonunda ulaştığı o yüksek tepeden aşağı fırlattı attı!

Hâkim olan çocuksa koltuğunun altına doldurmuştu kalemlerini.  Salonda en yüksek mevki onundu. Verdiği kararı o âli makamında kendi başına alıyor aşağıdakiler ona sesini duyurmak için sürekli bağırmak zorunda kalıyorlardı.

Bu tarihî buluşmada bütün ucu açık kalemlerin bir araya geldiğine sadece mahkeme salonundakiler değil cümle âlem şahit olmuştu.

Avukat, aynı şeyin evladına yapılmasına tahammül edemeyeceği bir suçu görmezden geliyor hatta böylesi bir suçun türlü türlü savunulacak yanını bulup hâkime dosyalar sunuyordu. Bu davanın neticesinde kim kaybederse kaybetsin sonuçta kendisi kârlı çıkacaktı.

Hâkim "Karar!" dedi. Herkes hâkimin kararına hürmeten ayağa kalktı.
- En adi suçları işlemekten müebbet ceza yemesi gereken bir suçlunun, savunmasız bir kadının ırzına geçmesini ve muhtemelen tekrar edecek olduğu bu cürümleri görmezden geliyor ve sanığın tutuksuz yargılanmasına...” diye devam eden karar cümlesi bitmeden koltuğunun altındaki kalemlerden homurtular gelmeye başladı. Kalemler ayaklanmıştı. Ama bu ayağa kalkma saygıdan değil öfkedendi. Bardağı taşıran son damla gibi verdiği yanlış kararların belki de en can acıtanı olduğu için öfkeli kalemler, hep birden, hâkimi koltuğundan etmek için aynı anda hareket etti ve hâkimi makamından yere düşürdü.

Avukat, kalemler sayesinde kazandığı o tepedeki evinin altında kaldı. Kalemin ucunu hinlik için sivrilten sapkın ruhlu azılı katilin sonu da...

“E be anne! Tam o sırada beni uyandırdın. Belki uyanmasaydım rüyamın sonunda ne olacağını görecektim.” diye söylendi çocuk. “Sınava girmeye az bir zaman kala gördüğün bu şey, rüya değil olsa olsa bir kâbus olabilir. Bunun gerçek olmasını düşünmeyelim bile. Sınav gerginliğindendir, kaygılanma.” dedi annesi çocuğunun başını okşayarak.

Eller yukarı dediğimiz çocuklar olmasın. Tüm çocukların kalemlerinin ucu hep iyiliğe açılsın. Kalemler size kapılar açsın. Doğruları yazdırsın. Şu çivisi çıkmış dünyada okuyup öğrendiğiniz her şey sizi doğruya götürüyorsa kazanacaksınız. Kurşun kaleminiz hak hukuk, doğruluk, adalet için sivrilmiyor da can yakmak, hakka geçmek için açılıyorsa bu sınavlar da yaramaz insana.

Bir insanın iç acılarını bilmeden bir üçgenin iç açılarını bilsen ne bilmesen ne! 

Eller yukarı çocuklar, daha yukarı; iyiliğe ulaşmak, duaya durmak için eller yukarı!

(Bu yazı, başta LGS sınavına hazırlananlar olmak üzere, güzel yarınlar için ümit beslediğimiz tüm çocuklara ithaf olunur.)

 

 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Serpil Atcıoğlu7 Haziran 2021, Pazartesi - 11.26

Be güzel anlatmışsınız sınavın çocuklarımızdan,adaletsizliğin toplumumuzdan götürdüklerini. Yaşadıklarımızın bir rüya olması ümidi ile, dört yapraklı yoncalar biriktirmeye devam.????

Semra6 Haziran 2021, Pazar - 22.51

Eller Yukarı... Nasıl da doğru bir kullanım... Yarışa hazır ellerin herşeyi bırakması... Ve sınav, sınav, sınavlarca eller hep yukarı... Şimdi ne desem diyemedim... Nasıl anlatsam, anlatamadım... Nereden başlasam elimde kalacak, nereden, ne yapsam elimde patlayacak... Ama şunu diyebilirim neden yada niçin bilemem belki renklerine vuruldum belki de hatırasına... Üç yıl olacak ufak ufak ufacık, renk renk rengarenk kalem biriktirmem belirdi... Şimdi bir kutu içinde bekliyor yeni dostlarını... Günlerce, aylarca, yıllarca... Kim bilir belki de asırlarca... Onları ne yapacağımı düşünüyorum da bilemiyorum, bilemedim... Sadece geçtiğim yolları hatırlatacak, tırmanmankta devam edeceğim dağları, ulaşmak hayalini kurmaktan yorulmadığım gönlümdeki zirveyi... Şimdi ne diyebilirim, ne anlatabilirim...????‍♂️ Diyebilirim ki kaleminize sağlık Hocam, yine götürdü beni götürmek istediği ve götüreceği an'lara... Sınava giren kardeşim ve tüm öğrencilerin kalemleri renkli, uçları hayallere açılsın... Sınavlarında başarılar elde etsinler...????????????????

G Yaylakaşı6 Haziran 2021, Pazar - 16.26

Ben bu yazıyı okuduğumda LGS bitmişti. Matematik soruları çok zordu, dedi yine çocuklar. Kolay mı sen bir sene çalış ama çıkan soruyu yapama. Dilerim kalemleri aça aça bitiren çocuklar, soruları da kolayca yapsın.

Semanur6 Haziran 2021, Pazar - 11.57

Doğru söze, ne doğru yazıya ne desem bilemedim .....

Prof. Dr. Meryem Rümeysa Koç6 Haziran 2021, Pazar - 11.35

Bir gün ben de böyle anılmak istiyorum işte. Yazıyı okumadan önce kahvaltı masasında babam bir şey hatırlattı bir de. "SENİN DE BİR YILIN KALDI" Bu aşırı moral veren sözden sonra aklıma yaklaşık iki ay sonra sınıflarının içinde benim de kalemler tüketeceğim LGS binamız geldi. Kapısından adım attığınız anda önünüzde beliren ve sanki "Bana bakmadan hiçbir yere gidemezsin" diyen pano. Üstünde bir de bir kağıt var "LGS'YE SON ....... GÜN" diye. İşte şimdi de o kağıt benim beynimde asılı "LGS'YE SON 365 GÜN" diye. Yazıdaki kurşun kalemler şimdiye hiçbir şekilde harcadığı uçları yani iyilik veya kötülükleri göstermeyen uçlu kalemlere de bıraksa sınavdan sonra belki on dakika sonra belki de on yıl sonra kendisini gösterecek zaten. Ve eminim ki şu an sınavda olan abalarım ve abilerimden hakkıyla çalışanlar hakkıyla istediklerine kavuşacaklardır. Onlara da moral için her gün baktığım günlük kelime ajandamdan çıkan kelimeyi hediye olarak vermek istiyorum. Bahtiyar: mutlu, talihli, şanslı. Anneciğime de bu yazıyı seneye de, ben 8. sınıfken de yazmasını rica ederek yazılarının devamını diliyorum.

Ayşegül hoca6 Haziran 2021, Pazar - 09.15

Yine çok önemli noktalara değinmişsiniz umarım hukuk,doğruluk ve adelet için güzel bir kapı olur çocuklarımız için bu sınav.

Yazarlar