ÇİLİNGİR - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

ÇİLİNGİR

ÇİLİNGİR

Gamze KOÇ

Yazmanın her türlüsü iyi geliyor bana.  Bunu sadece ben söylemiyorum, modern tıp da bunu savunuyor. Ayrıca psikoloji de yazmayı tedavi süreçlerinin içine alalı çok olmuş. İyi hoş güzel de benim hâlâ aklım konuşabilmekte. Konuşabilmek, yazıp çizebilmenin ötesinde, insana sunulan başka bir lütuf, ağız, anahtarı sahibinde saklı bir kapı. Konuşabilmek, tek başına yazmayı hatta resim yapma becerisini bile yere serer. Ben çöp adamı bile doğru düzgün çizemem mesela ama bunun için üzüldüğümü hiç hatırlamıyorum, hâlbuki hissettiğim gibi konuşamadım diye dertlendiğim çok olmuştur.

Konuşmanın hakkını verebilmek çetin bir mesele. Nesi zor ki konuşabilmenin denilip hafife de alınabilir. Şaşırmam. Çünkü yıllarca ağzı olan konuşuyor diye diye espriler yaptık, ağlanacak hâlimize güldük. Hâlbuki mesele gayet ciddi. Sözcükler yazılan makama göre nasıl farklılaşıyorsa konuşulan yere ve kişiye göre de türlü kıyafetler giyer kelimeler.  Yazının, yazma esnasında karışanı görüşeni yoktur; sil, düzelt, yine sil, yine yaz, olmadı baştan başla, dilersen ara verip sonra yaz ama konuşmak öyle mi? Alakası yok! Ağzınızı açmaya başladığınız andan itibaren siz artık esirsiniz, mesulsünüz hatta -bana cesaretle çok alakalı geldiği için- cesursunuz! Oklar ya isabet eder, hedefe varır, sevinirsiniz ya da karavana atar, pişman olur, üzülürsünüz. Ya can alırsınız ya can taşırsınız. Söz bazen nefes olur bazen yaralar kimi zaman da can acıtır. “Tehlikeli bir oyun” dur konuşmak, kurallarına göre oynanması gerekir.

Bu hafta küçük hanımın münazara çalışması vardı. Benden topluluk önünde konuşmaya   dair taktik isteyince “Ölsem de unutmam.” diyeceğim cinsten bir anım gözümde canlandı da onu anlattım. Taktikten saydı mı bilmem ama bana o günü hatırlamak bile o heyecanımı aynı tazeliğiyle yaşamama sebep oldu.

Üniversite son sınıftayım, diksiyon dersinden final sınavı olacak. Hepimiz ip gibi dizildik amfinin kapısının önüne. Numarası söylenilen içeri giriyor. Buraya kadar kalbin durmadıysa iyi. Geriye içerde hocanın avucundan seçeceğin minicik kâğıtta yazılan kelimeyi görünce kalpten gidebilme ihtimali kalıyor.  Onu da atlattık mı kör topal yaşarız evelallah diye düşünüyoruz.

İçeriye girip çıkan arkadaşlarımızın yüzlerini okumakla heyecanımız daha bir katlanıyor. “Sana hangi kelime çıktı?” diyoruz. Kimi “portakal”, kimi “kar” kimiyse duvar diyor. “Eee ne anlattın?” diye soruyoruz. Biri, olmadı yapamadım der gibi başını iki yana sallıyor; öbürü yedi dakikayı tam dolduramadığını, çıkan kelimeyle ilgili aklına ne geldiyse anlattığını söylüyor. Kaygımız hat safhada. Demek ki biz de çok zorlanacağız demekten kendimizi alamıyoruz.

 Konuşacağımız şeyin ne ile ilgili olacağını önceden bilsek belki biraz hazırlanırız ama hocanın avucunda katlanmış herhangi bir kâğıdı çekip kronometrenin açılma sesiyle konuşmaya başlamak ve süre bitti deyince susmak zorunda olmak daha da geriyor insanı. Üstelik bu gerginlik beni yiyip bitirecek çünkü bu dersten geçememek dönemin uzaması demek, dönemin uzaması ise daha geç mezun olmam ve bu daha birçok şeyin rotasının değişmesi anlamına geliyor. Bu yüzden, “iyi “yetmez, çok hem de çok iyi konuşmam gerekiyor.

Çocukluğumdan beri başıma bela olan topluluk karşısında konuşma korkumu yenmem gerektiğini düşünmeye başlıyorum.  Şimdi mi bunun sırası, maalesef evet diye kendime nasihat ediyorum! Dilim dolanmadan, boncuk gibi terlemeden, pancar gibi kızarmadan, üstelik sert çehresiyle sürekli bir hata yapacağımızı düşündüren yılların diksiyon hocasının karşısında dersinden geçecek kadar iyi bir konuşma yapmam gerek. Ama nasıl?

Ne yapsam heyecanımı gideremiyorum bir türlü. Benim durumumdaki birçok insanın bir şekilde bu sıkıntının üstesinden geldiğini düşünmeye çalışırken birden aklıma Hz. Musa’nın, dilindeki rekaket (kekemelik) sebebiyle kendini kavmine anlatamayınca ettiği dua geldi. Baktım söyledikçe kalp atışlarıma da iyi geliyor, durmadan tekrar ettim, derken sınıftan çağrıldım. Bir, içeriye girip kâğıtta yazan kelimeyi okuduğumu bir de hocanın “Süren doldu.” dediğini hatırlıyorum.

Çıka çıka bana “aramak” çıkmıştı!  “ARAMAK!” Kelime desen kelime bile değil, mastar. Sen, dur dur, senenin sonuna gel; tam mezun olacakken Mecnun’un Leyla'yı aramasından kişinin kendini aramasına, tasavvuftaki kulun Allah’ı aramasına dek daha birçok şeyi hem de soluksuz anlat. Olacak iş değil! Bir anda aklım başımdan gitmiş olmalı çünkü tanıdığım kadarıyla anlattığım şeylerin hocanın pek de hoşnut olacağı şeyler olmadığını, dolayısıyla dersten kaldığımı düşünmüştüm. Dedim, kesin kaldım!

Moralim çok bozulmuştu. Bir iki saat geçti geçmedi ben değiştirmek zorunda kalacağım gelecek planlarım için yas tutarken sınav sonuçlarının açıklandığını öğrendik. Notların, koridordaki panoya asıldığını söylediler. Panonun asılı olduğu koridora apar topar gidişimi bugün bile hatırlıyorum. Kalabalık öğrenci duvarını yara yara, ah ve eyvah nidaları duya duya panoya ulaştım. Çarşaf gibi upuzun olan listenin sonlarında başladım ismimi aramaya. Yok, yok, yok! Nasıl olur deyip tekrar bakmaya devam ediyordum ki arkadaşlar tebrik etmeye başlayınca anladım. Meğer listenin en başında durup duruyormuş ismim. “O gün bugündür ne korku ne heyecan… Artık topluluk karşısında bülbül gibi şakıyorum.” diyebilmeyi çok isterdim.

Hâlen yazmaktan çok daha fazla saygı duyduğum bir şeydir konuşabilmek, biraz da bundandır eşime olan hayranlığım. Bende olmasını çok istediğim bir özellik hem de fazlaca ona verilmiş.

Kekeme olan Cicero da yıllarca deniz kıyısına gidip ağzına çakıl taşları alarak konuşma provaları yapmış da büyük nutuklar çekecek, ünlü bir hatip olacak seviyeye gelmiş.

Bir şey uğruna çalışmak, emek vermek çok önemli ama “dilimizin bağının çözülmesinin” de bir sırrı olsa gerek. Yazmak iyi güzel de “konuşabilmek” ruhsat isteyen bir mesele.

Biz ağzımızı açıp konuşanın kendimiz olduğunu sanaduralım, bütün anahtarlar bir çilingirin elinde!

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

AyşegüL.18 Nisan 2021, Pazar - 18.42

Teşekkürler hocam. Sonuç ortada :) Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur… Hz.Mevlana

Enis-i dil18 Nisan 2021, Pazar - 09.10

Biraz geç oldu ama iyi ki okumuşum dediğim bir yazı olmuş hocam. Elinize sağlık.

Semra12 Nisan 2021, Pazartesi - 19.06

Kesinlikle Gamze hanım size katılıyorum konuşmanın önemine yürekten inanıyorum, bende ağzımdan çıkan birçok şeue pişmanlık duydum

Tuğba Şafak12 Nisan 2021, Pazartesi - 06.54

"Konuşsam çare değil,sussam gönül razı değil" Öyle bir oruç ki tuttuğum içimde çıt çıkmıyor hocam

Canan Perker11 Nisan 2021, Pazar - 16.22

Ben de bu yazıyı okuyunca liseli yıllarımda senin vesilenle herkesin karşısında şiir okuyacağım zaman geldi.Hala unutmadığım o şiiri nasıl duygulanarak okumuştum o günden sonra sahneye çıkmak benim için zor bir mesele olmaktan çıkmıştı.Üniversitede ve okulumdaki programlarda sunucu olmak ve tiyatrolarda yer almak o kadar mutlu etmeye başlamıştı ki????iyi kimsin hala o özgüveni taşırım sahneye çıkarım sayende♥️

G. Yaylakaşı11 Nisan 2021, Pazar - 13.19

Güzel konuşmak ayrı, güzel yazmak ayrı bir meziyet. Bu meziyetini değerlendirdiğin için teşekkürler!!!

Asuman11 Nisan 2021, Pazar - 13.17

Okudukça lise yıllarımdaki münazaralara bilgi yarışmalarına, üniversitedeki sunuculuk serüvenlerime gittim de bugünkü mesleğime izahatlarıma döndüm ve tebessüm ettim sayenizde... Kaleminize sağlık diyorum. Yine çayımı yudumlarken afiyetle içtim bu yazınız la. Anahtarlarımızı kaybettirmeyen ve karıştırtmayan çilingire şükran ve minnetle...

Meryemce11 Nisan 2021, Pazar - 12.02

Harikasiniz kaleminiz daim olsun ????????

Just a person...11 Nisan 2021, Pazar - 11.38

"Hâlen yazmaktan çok daha fazla saygı duyduğum bir şeydir konuşabilmek, biraz da bundandır eşime olan hayranlığım. Bende olmasını çok istediğim bir özellik hem de fazlaca ona verilmiş."... Aynı noktdayız hocam, Benim de Muhammed Hocama hayran olma nedenlerimden biri bu????????????

Seda Önal11 Nisan 2021, Pazar - 11.26

Kendini yazarak ifade edebilen biri olarak diyaloglar sonrasi hep icimde kalir "keske sunu deseydim/keske sunu demeseydim". ☺

Fatihi11 Nisan 2021, Pazar - 10.44

Kaleminize ve yüreğinize sağlık. ????????

Filiz Akman / @agac_tasarim_urunleri11 Nisan 2021, Pazar - 09.28

Yine bir solukta okunası bir yazı olmuş. Çok güzel. Siz de çilingir gibi kalbimize giriverdiniz Gamze Hocam. Pazarı bekler olduk. Tekrar kaleminize yüreğinize sağlık.

Yazarlar