İBRAHİM ÇOLAK’IN KAHRAMANLARI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Yasin ŞAFAK

Yasin ŞAFAK

yasinsafak@gmail.com

İBRAHİM ÇOLAK’IN KAHRAMANLARI

İBRAHİM ÇOLAK’IN KAHRAMANLARI

Yasin ŞAFAK

“Kelimelerden müzik yapılabilecek olsaydı, müziğimin arabesk olacağı aşikardı. Çünkü birbirine bunca uzak yazarları okuyup, yine birbirinden bunca kopuk yazıları yazmak ancak ve ancak arabesk bir müziği tekabül eder” diye yazar İbrahim Çolak. Arabesk tarz bir drama kesinlikle üstlenilmiştir, kabullenilmiştir, anlatının orta yerinde yerini alır.

Batı da muhakkak anılır; fakat yine dram mertebesinde, insanın ikilemleri dönüp dolaşıp dünyanın her yerinden örneklerle sunulur. Kafka’nın Milena’sını misal vererek şöyle der: “Kim bilir belki de Milena da senin yaptığını yapıyor, okuduğu mektupları öfkeyle kaldırıp atıyor ve sonra dönüp dönüp tekrar okuyordu.”

Kafka’dan, Saroyan’dan, Kazancakis’den ara ara anektotlar aktarır; ama kararında, entellekt bir sağanak olmaksızın. Bu noktada bunaltıcı değildir. Fakat edebiyatla süslenmiş tabiat ve aşk manzumeleri bazen çok uzar. Bitimsiz şekilde, tekrar tekrar sevdiği şeyleri yineler. Çiçek, dağ, yağmur herhalde ilk sırada gelir. İkinci sırayı toprak, mahalle, terminaller alır. Umarsız, çılgın bir romantizm arayışının at başı gittiği bu yazının özeti gibidir şu cümlesi: “İnsan nehirlerden, olaylardan, sınıflardan, diplomalardan, evlerden, binlerde geceden ve uzun bir ömürden geçiyor, ancak bazen eski bir fotoğraftan, bir kokudan, bir isimden ve şehirden geçemiyor.”

Fakat ara ara, bazı bazı Türk filmleri gibi kesitler de araya girmez değildir. Böyle kurgulanmış hikayeleri sevenler için esas bunlar iyidir. Bu tip hikayelerin en iyi örneklerini yıllardır Dergah dergisinde görmüşümdür. Keşke İbrahim Çolak da esasında bu bağlama asılsaydı. Hem acıklı olabilen hem de gülümseten kısımlarıyla, doğallığıyla-pitoreskiyle hayat buradadır. Herkesin geçtiği sıraları şöyle anlatır: ”Lise birinci sınıftaydım. Okulu sevmez ama okumayı severdim. Türk Dili ve Edebiyatı diye bir dersimiz vardı. Arkadaşlarımın hemen hepsinden daha çok okur ve acemice şiirler yazar, isimsiz ve adressiz aşk mektupları kaleme alırdım. Kalemi kağıdı yanımdan eksik etmezdim. Ancak gel gör ki o yılın sonunda üç dersten sınıfta kalmıştım. Bu derslerden biri de Türk Dili ve Edebiyatı dersiydi.”

Gecenin kör bir vaktinde Kızılay’da, Gençlik Parkı’nda polislerle sarhoşlarla hoşbeş edip, ertesi gün Hasköy’de tuttuğu gecekondudan bahsederken insanı gülümseten bir anı-öyküsü vardır ki devamı adeta fıkra gibi bir olayla sonuçlanır. İşsizlik günlerinde amele olmak için amele pazarına gider ancak nispeten yeni bir amele adayı olduğu için üstü başı görece iyidir, onu amele değil, iş yaptırmak için amele arayan biri sanmışlardır. Ankara’yı güzel yazmıştır. İyi anlatmıştır. Kimbilir; gurbet kalemine yaramıştır, kaleminde halkı tebessümle işler: “Tam otobüse bineceğim; benim yaşlarımda -çantacı olduğunu yolda öğrendiğim- bir beyefendi durduk yerde geçen bir dolmuşun hızını vesile yaparak bana anlatmaya başlıyor. Otobüse beraber biniyoruz.Yarım saat süren yolculuğun tatlı kabusu. O anlatıyor ben dinliyorum. Gülümsüyorum ve samimiyim. İçimden, sen de dün akşama kadar konuştun insanlara diyorum onun cezasıdır bu.”

Bugün olsa, kendisine artık gecikmiş bir çağrı yapardım; “Ankara’dan Sesler” gibisinden bir başlığı olan, bu tarz anı-öyküye daha çok yönelebilirdi. İnsanın kendi basit hayatının, toplumsal karmaşayla kesiştiği yerler en güzelidir. Fakat dram noktasında yazmada ısrarcıdır. Catherine ve Bernard isimlerinin geçtiği trajik bir öyküden pasajlar geçer. Böyle önemsediği kahramanlar, ara pasajların olmazsa olmazıdır. Trajik sonu olan bunlar, hep kafasının merkezindedir; bir türlü gitmezler. Aklında en başa koyduğu roman kahramanının portesini şöyle çizmiştir: “Yıllar önce bir roman yazmayı tasarlamış ama hep olduğu gibi yazmaya başlamadan vazgeçmiştim. Aynen böyleydi: Serseri, haylaz, hergeleydi roman kahramanım. Otel odalarına kapanıp günlerce durmadan okuyor ve yazıyordu. Aslında arıyor ve kaçıyordu. Sonra yollara düşüp, sırtında heybesi, haftalarca yayan yürüyordu. Karmakarışıktı”

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar