VİRÜSLÜ SİYASAL ANLAYIŞ - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

VİRÜSLÜ SİYASAL ANLAYIŞ

VİRÜSLÜ SİYASAL ANLAYIŞ

Servet KIZILAY

Bölgemizde olduğu gibi ülkemizde de virüslü bir siyasal anlayış kol geziyor. Virüs normalleştirildikçe ölümler ve yıkımlar bir o kadar doğal kabul ediliyor. İşin en tuhaf tarafı, kimse bundan rahatsızlık duymuyor. Yönetilen kitleler nasıl tepki veriyorsa; bilgileri, kariyerleri, konumlarıyla gurur duyan profesyoneller de aynı tepkileri vermeye gayret gösteriyor. Hatta her konuda bir adım önde olma arzusuyla, virüsü kendileri üretme ve yayma görevini üstleniyor.

Hem kitlelerin hem de profesyonellerin ortak yönü ise; Reel-Politik adına konuşmaları. Oysa bu hastalıklı durumda ortada ne real (gerçek) ne de bir politik bulunuyor. Yalnızca kendi virüslü kurgularını dayattıkları şeylere inanıyor. Peki bunu nereden anlayabiliyoruz? Tabii ki; siyasal düşünce modellerinin sürekli sorun (hastalık) üretmesinden.

Biraz daha somutlaştıralım: Ülkede yaklaşık 40 yıldır süren bir savaş, gayet normal algılanıyor. Sanki bir doğa olayına indirgeniyor. Söz konusu “doğa olayını” açıklarken hep birlikte ortak noktalara baş vuruluyor: “Dış-mihraklar”, onların kışkırttığı “iç-mihraklar”, savaş denilen şeyin insanlık tarihinin bir parçası olması, bitip tükenmeyen düşmanlar; maşalar, işbirlikçiler, piyonlar, tetikçiler, kuklalar…vb şeylerle olup bitenin açıklandığı düşünülüyor. Hal bu ki; Avrupa görmüş, çoğu oralarda kariyer yapmış devlet erkanı (bürokrasi) ve akademisyenler bu tür hikmetli açıklamaların sadece buralarda ‘geçer akçe’ olduğunu çok iyi biliyor. Dışardan bakanlar yahut bir Avrupa’lı için böyle hikmetli açıklamalar, saçmalığın zirvesidir. Onlar bir Ülkede savaş ve ötekileştirme varsa, öncelikle bunun nedenlerini hayretle sorarlar: Üniversitelerin, Akademilerin, Aydınların, Medyanın, STKların bu sorun için hangi çalışmalar yaptığını, hangi projeler ürettiğini, hangi raporlar düzenlediğini merak ederler. Siyasal bakış açısının soruna neler getirdiğine, politik kurumların hangi alternatifler sunduğuna titizlikle bakarlar.

Şayet bu yönde sorulara cevap vermeye çalışırsak, önümüze şu nesnel tablo çıkar: 40 yıl boyunca sorun, şiddet-savaş merkezli götürülmüş; Üniversiteler, Akademiler bu sorunla ilgili  40 adet çalışma dahi yapmamıştır. Siyaset ve siyasal anlayış, tek bir eksen etrafında dönüp durmuştur.

Dışarıdan bakan için resim apaçıktır: Eğer bu tür büyük sorun çözülmüyorsa; öyle ya da böyle tüm kurum ve kuruluşlar bunun sürmesi için Gladyo tarzı yapılara hizmet etmiş olmalıdır. Sürdürülebilir bir şiddet ve savaş ancak virüslü bir siyasal anlayışla mümkündür.

Dışarıdan bakanın ( ya da virüslü olmayanın) ilk soracağı şeylerden biri; bu Devletin neden içerde onca düşmanı olduğudur. Cumhuriyet’ten bu yana geçerli kılınan düşman fabrikasının neden kurulduğudur. Virüslü siyasal anlayışa göre; her kesimden insanlar ellerinde kazma kürek devleti yıkmak için adeta bir fırsat kollamaktadır. Nereden bakılırsa bakılsın; bu durum, akıl almaz derecede anormaldir, saçmadır, bir hezeyandır. Bilimsel hiçbir tutar tarafı yoktur. Olsa olsa siyasal bir mitolojidir, o da Savaş Tanrısına hizmet etmekte yani şiddet-savaşa su taşımaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Başka virüslü siyasal anlayış ise şöyle çalışır: kendi devletleri için geçerli olanın bölgedeki başka devletler için uygun-geçerli-makul olmaması. Mesela; Suriye’de Kaosla yeni bir düzen geleceğine inanan ve ona göre davranan Cemaatler-Vakıflar-Dernekler-Odalar-STKlar, hatta Üniversiteler-Akademiler-Aydınlar, Türkiye’de Kamu düzenin bozulmaması için aşırı derecede hassastır. Suriye’deki Aleviler Nusayri sapık ilan edilirken, buradakiler makuldür. Suriye’de siyasal rejimin silah yoluyla yıkılması, siyasal taleplerin silah cebir yoluyla elde edilmesi meşru iken, buna başvuranlar “mücahid”, “muhalif” iken, buradakiler “teröristtir” ve asla meşru kabul edilmez. Suriye’deki rejim “dinsiz” iken, buradaki laiklik zaten olması gereken “en iyi dindarlık” derecesinde görülür. Benzer saçmalıkları sayarak bitiremeyiz, uzar durur.

Bölgedeki virüslü siyasal anlayışın işleyiş biçimi farklı değildir: Sünniler, hangi oranda olursa olsun Şiileri, Şiiler de hangi oranda olursa olsun Sünnileri şiddet-savaşla alt edebileceğini düşünüyor ve buna göre hareket ediyor. Demografik yapı ve onun şekillendirdiği hiçbir maddi gerçeklik, siyasal düzleme aktarılmıyor. Mesela; bir Şii yayılmasından dem vuruluyor. Oysa hem siyasal tarihin hem de mantığın gösterdiği basit bir şey var: Ne Sünnileri öldürerek genişleme imkanı ne de siyasal sorunları bu yolla çözüme kavuşturma mümkündür. Aynı şeyler Sünniler için de geçerli. Savaşa başvuran tüm iktidar kurma biçimleri, sonunda belirli bir sınırda kalma eğilimi gösterdiği anlaşılır. Olan; yıkılan şehirler, katledilen milyonlarca insana olur.  Modern siyaset anlayışında en marjinal kesimlerin bile talepleri dinlenirken, buralarda yok ederek iktidar kurma, sorunları bu yollarla çözme, bizlere virüsün ne denli ilerleyip vücudu kapladığını anlatır.

Kısaca: Gerek politik kurum olarak devlet gerekse Ünversiteler-Akademiler-Aydınlar-Medya-Cemaatler-Odalar-STKlar eliyle olsun; piyasada hangi siyasal düşünce dolaşıyor ve kabul görüyorsa, bunların hepsi ölümcül virüslüdür. Bu noktada ilk yapılması gereken şey,  bu siyasal düşünce modelinin beş para etmediğini görmek olmalıdır. Öte yandan onun nasıl oluştuğunu, işlediğini, neye hizmet ettiğini tekrar tekrar sorgulanmalı ve tabii ki ondan acilen kurtulmanın çareleri aranmalıdır. 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar