Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

TÜRKİYE’DE NE ASILMAZ?!

TÜRKİYE’DE NE ASILMAZ?!

Servet KIZILAY

Elem verici bir olayla yüzleştik: 9 yaşındaki Suriye’li bir çocuğun nefret eşliğinde asılması…Sonuç açısından değerlendirildiğinde aslında gayet “normal”leşmesi gereken bir durum.

Nefret söylemi ve ötekileştirme (düşman-hain) çok uzun zamandır aramızda rağbet görüyor. Cumhuriyet İdeolojisi kurulduğundan bu yana milyonlarca Öteki=Suriye’li üretti: Kürtler, Aleviler, Müslüman Ahali. Bu üretilen Ötekiler yani düşmanlar (iç mihraklar), vatan hainleri; bazen geçici bazen kalıcı olarak operasyonel kullanıldı. Kürtlere yönelik Maşa-Piyon-Kukla vb kavramları kullanarak aynı işlemler halen sürdürülmek isteniyor.

Ülkede sistematik bir nefret üretimi düşman-vatan haini üretimi var ve sanıldığı gibi sadece bir kesim bunun bayraktarlığını yapmıyor: Sağcılar (muhafazakar-mukaddesatçılar) solcular her kesimden insan bunda bayrak yarışında.

Dünya’da Sol’un anlamı ‘ezilmişlerin sesi olmaya çalışan akım’ iken; bu ülkede tam tersi. Yalnızca Suriye’lilere yönelik nefretin üretilmesinde baş aktör değil; Kürtler ve Müslüman (din) hakkında da “Ötekileştirmede” baş aktör . Devletin ceberrut yüzü olan bir Sol kesim ile her zaman karşı karşıya kalındı. Bu bakımdan incelendiğinde Türkiye’de “Sol” utanç verici bir siyasal pratiğe ve tarihine sahiptir. Bazılarının “Türkiye’de hiçbir zaman sol olmadığını” söylemesi, düşünsel anlamda son derece isabetli görünür.

Kısacası; Sadece siyaset değil her açıdan bitip tükenen, yozlaşmanın her alanda (kurum-kuruluş-şahıs) kendini artık somut olarak gösterdiği lanetli günlerden geçiyoruz.

Her kötü olayda-olguda; bir suçlu-sorumlu-günahkar aranması, bir anlamda normaldir fakat bu ülkede anormal. Kimse (tüzel ya da değil) ne suçlu-adli- ne sorumlu-ahlaki- ne de günahkar. Şayet bir fatura kesilecekse ortalıkta devlet dahil kimse yok.

Fatura çıkacaksa kime kesilecek?

Hangi olayda nasıl yargılama yapılacak, ne hüküm verilecek? Madem bir yerden başlamak gerekiyor; bu yer, siyaset değil. Siyasete meşruiyet sağlayan bir yer olmalı. Bu da Üniversiteler, Akademiler, Cemaatler, Vakıflar, Dernekler, Odalar, STKlar, Medya, Aydınlar olmalı. Sonra toplumsal yükümlülükleri yerine getirmeyen bazı Kurumlar eklemeli. Mesela; Diyanet bu ülkede insanlara en temel insani değerleri aşılamaktan uzak, devlet lehine herşeyi siyasallaştıran bir kurum.

Daha sonra; omuzlarındaki yükü başka yerlere ihale ederek kurtulmaya çalışan ama her zaman suçta yer alan toplumdaki fertleri sayalım. Nereden bakarsak bakalım (ister yukarıdan aşağıya ister aşağıdan yukarıya) “tuzun koktuğu” aşikar. Nerden bakarsak bakalım her zaman cürüm konusunda her biri diğerini geçiyor. Değerlendirme kriterleri verileri artan oranda değişiyor.

Yani kötülükte alabildiğince amansız bir yarış var. Bu yarışın küçük bir boyutu göstermesi açısından şu örnek manidar: Suriyeli küçük öğrenciler için okulda uyum sınıfları açılıyor, çoğu sağcı (muhafazakar-mukaddesatçı) ana-babalar okulu basıyor, şiddetle buna karşı çıkıyor. Milli Eğitim’den üst düzey yetkililer bir “çare-çözüm” olarak; “o halde teneffüsleri ayıralım! Suriye’li öğrenciler Türk öğrencilere karışmasın!”ı buluyor.

Şark’ta bütün olup bitenlerin bir “hikmetli” açıklaması olur fakat ülkemizde ve coğrafyada yaşananların tek hikmeti, buraların ilkel-barbar olmasıyla açıklanabilir.

Devlet ise hem bu tür sorunları üreterek hem de bu tür sorunları kullanarak kendi refleksini gösteriyor. Yani o da kendince “haklı” Sağcı muhafazakar-mukaddesatçıların iktidara geldiklerinde ilk yaptıkları şey, Müslüman bir ülkenin yok edilmesi için hem çalışmak hem de tüm güçle meşrulaştırmak. Bütün nefret söyleminin mukaddesat üzerinden yaygınlaşması yine bu kesime nasip oldu ve oluyor.

Merak etmeyin! Bütün bu olanlarda yalnızca siyaset değil hepiniz oradaydınız. Suriye’yi yok ederken de O Çocuğu asarken de …ve halen elleriniz boğazlara ip geçirmekle meşgul.

 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar