Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

TÜRK SİYASETİNİN ÇÖZÜMSÜZ SORUNU...

TÜRK SİYASETİNİN ÇÖZÜMSÜZ SORUNU...

Servet KIZILAY

“Tarihten alınan yeğane ders (ibret),  Hiç bir dersin alınmadığıdır” (Hegel)

*          *          *

Türk siyasal tarihi bizlere birçok siyasal sorun alanlarını gösterir. Buradaki asıl problem, sorun alanlarının tamamen giderilmesi-mutlak yok edilmesi- değildir, tam tersine, çözümsüz bırakılmasıdır. Sorunsuz bir siyasetin olmayacağı söylenebilir ve makul karşılanabilir fakat çözümsüz bir siyasetin olabileceği bu denli normal karşılanamaz.

Aslında bu başlık altında çok şey söylenebilir. Yani bu hamur çok su kaldırır fakat olabildiğince net bir şekilde formüle etmek daha uygundur. Evvelce temellendirmeye çalıştığımız ‘Hiperrealist Siyaset’ görüşü, zaten böyle bir talebi kapsar.

Türk siyasi tarihinde çatışmayı- şiddeti- savaşı;

Hiçbir İdeoloji (Muhafazakarlık, Mukaddesatçılık, Irkçılık, Milliyetçilik, Neo-İslamcılık, Ulusalcılık, Kemalizm, Atatürkçülük…vb),

Hiçbir Lobicilik (Beyaz Türk, Balkan, Çerkez, Karadeniz, Kürt..vb),

Hiçbir Tarihsel Eksen (İttihadçılık / Kemalizm karşıtlığı),

Hiçbir Siyasal Eksen (Atlantikçilik / Avrasyacılık karşıtlığı), engelleyemiyor. Tam tersine; bütün bunlar örgütlü biçimde; gerilimi keskinleştiriyor, çatışmayı körüklüyor, ötekileştirmeyi normalleştiriyor, şiddeti ve savaşı geniş alana yayıp savunuyor, en kötüsü kan dökümünü –yıkımı hızlandırıyor ve elinden geldiğince bu tür şeyleri besliyor.

Durum böyle olunca Türkiye’de sorun; suyun başında kimin olacağı, kimin o suyun başını tutacağı, sorunu oluyor. Kimin bu çatışmayı, gerilimi artıracağı, şiddeti ve savaşı daha fazla meşrulaştıracağı, daha fazla kan dökeceği-yıkımı artıracağı, sorunu oluyor ve en merkezi sorun, bu tutulan yolla “Pastayı kimin yiyeceği”, sorunu oluyor.

Bugün değişik alanlarca üretilen Kürt nefretinin altında bu merkezi sorun yani ekonomik rant-sektör, “rekabet” büyük rol oynar.

En son alan olan Ekonomik Eksenin (Tüsiad / Müsiad) de  diğer alanlardan geri kalmadığı hatta diğer alanları geride bırakacak kadar çatışmayı-gerilimi, şiddeti-savaşı tüm güçle körüklediği, toplumsal yarılmada çok büyük roller aldığı görülür. Kısacası bu alandakiler de yarışta en önde olmak ister, onlara yer yer rahmet okutur.

Türkiye’de siyaset, şayet müzakereyi değil çatışmayı yani siyasal teorisini çatışma merkezli kurmuşsa, bunun nasıl olacağını net olarak  ortaya  koymalıdır.

Bu siyasal teorilerle hem içerde (toplumsal huzuru temin ve tesis edilebileceğini) hem de dışarda (bölge ülkeleri ile arasındaki iktidar ilişkilerini) sorunları halledebileceğini düşünmek, en nihayetinde siyasal bir düşünce-anlayış-kabuldür.

Burada mesele; devlet aklının çatışmacı teorileri önceleyip savunmasına ve kabul etmesine rağmen aynı zamanda içerde toplumu birarada tutabileceğine kesinlikle inanmış olmasıdır.

Dışarda ise bu yöntemin olmazsa olmaz bir çözüm yolu olduğunu benimser. Bütün bunlar ise; göz önünde duran birçok olgu-olay ve veriye açık biçimde çelişki halindedir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar