Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

TÜRK SİYASETİNİ OKUMAK

TÜRK SİYASETİNİ OKUMAK

Servet KIZILAY

Siyaset, genelde iki türlü okunabilir: Neden olarak siyaset ve Sonuç olarak siyaset. Türkiye’de siyaseti okuma biçimi, popüler bir okuma ile, ‘Neden olarak siyaset’e yönelmiş durumda.

Bu okuma biçiminde siyaset, her şeyin günah keçisidir ve vitrinde taşlanmayı bekler. Tabii ki; bunun da kendi içinde mantığı vardır.

En büyük icra mevki ve merci pozisyonunda olan Hükümet-iktidar, insanları etkileyecek kararlar alıp uygular. Dolayısıyla bir şeyin ortaya çıkışındaki neden yani fail nedenmiş gibi görünür.

Mesela; ağacı masa yapan nasıl ki falanca marangoz ise her türlü siyasal olayların ve olguların ortaya çıkmasında siyasal iktidar başrolde yer alır.

Durum böyle olunca; eleştirilerden kaçamaz. Bu okuma –açıklama- yorumlama biçimi, fail nedeni vurgulaması bakımından kısmen olup biten siyasal olaylara ve olgulara açıklama getirebilir fakat bazı şeyleri dışarıda bıraktığından dolayı eksik kalır.

Bu okuma biçimine baktığımızda; onun tek taraflı hareket ettiği görülür ve sanki her şey (olumsuz siyasal gelişmeler daha çok) onunla başlayıp onunla bitmiş gibi değerlendirilir.

Aslında en kolay ve kolaycı okuma türüdür. Soruları ve sorunları dönüşsüz yani bir şekilde tek taraflı yansıttığı için birçok sosyal ve kültürel zayıflıkların üstünü örter. Burada çoğu kez siyaset, gol yemiş bir kalecinin tekmelediği kale direği gibi, psikolojik görev de üstlenir.

‘Sonuç olarak siyaset’ ise; tek taraflı bir hareket değildir, tam tersine dönüşlüdür. Yani siyasette ortaya çıkan özellikle olumsuz şeylerin altını sorgulamaya yöneliktir. Kurumsal işleyişte, ahlaki konumda siyasetin nasıl bu şartları ortaya çıkarabildiğini, en önemlisi nasıl meşrulaştırılabildiğini sorar.

Kısacası; siyaseti birçok unsurun toplamı olarak ele alır ve onu dışarıya taşmış bir sonuç olarak değerlendirir. Siyaseti eleştirirken hatta siyasete küfür ederken onun kadar cürümde (şayet bir cürüm varsa) ortak olan; diğer Siyasal Partileri, Resmi ve özel Strateji Kurum ve Kuruluşları, Üniversiteleri, Akademileri, Sivil Toplum Kuruluşları, Cemaatleri, Vakıfları, Dernekleri, Entelektüelleri, Aydınları…vb sorumlu tutar ve onları işin içine dahil eder.

Bu okumada siyaset tek olmaktan çıkar, Tek bir direk üstünde kurulmuş bir yapı olmaktan çıkıp çoğul olmaya, birçok direkleri- ayakları olan yapı şeklinde görünmeye başlar.

İki genel okuma biçimi baktığımızda hangi alanı, nasıl değerlendireceğiz? Hangi alan diğerini takip etmeli? Şayet hesap kesilecekse (özellikle felaketle sonuçlanmış siyasal olay ve olgularda) bir suçlu ya da sorumlu arayacaksak bu kim olmalı?

Türkiye’de hakim eğilim; kolay ve kolaycı okuma olan, ‘Neden olarak siyaset’tir. Burada vitrinde bir günah keçisi durduğundan taşlanması kolaydır. Peki diğer türlü bakarsak, ortada çok büyük bir problem olduğunu görmez miyiz?

Siyasal Hükümet-İktidar yaptıkları, ortaya çıkardıkları ile tek sorumlu iken diğerleri bu sorumluluktan azade midir?

Biraz somutlaştıralım: Üniversiteler, Akademiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Cemaatler, Vakıflar, Dernekler, Entelektüeller, Aydınlar hem iktidarın yaptıklarına büyük bir iştah ile katılacaklar ve savunacaklar, ondan maddi ve manevi (para-mevki-makam) büyük faydalar temin edecekler hem de hiçbir sorumluluk üstlenmeyecekler?! İlginç olan şey; Bu yapılar Türkiye’de sadece kritik zamanlarda değil güllük gülistanlık zamanlarında da aynı tavrı sergilemeleridir. İşin daha korkuncu, bu ülkede, bu siyaset tarzında Devlete güvenlik konsepti için her türlü desteği veren dolayısıyla yaptığı çalışmalar, hazırladığı raporlarla milyonlarca insanın hayatı, malı, canı, üzerine hesap kitap yapan , zar atan, “think-thank” Strateji Kurum ve Kuruluşlar bile; ortaya çıkan felaketlerde bir türlü “sorumlu olamıyorlar” ve “sorumlu tutulamıyorlar”.

Bu açıdan bakıldığında sanki bütün yapılar Strateji Kurum ve Kuruluşlar gibi çalıştığı, onun gibi sorumlu olamadığı, söylenebilir: Mesela; ülkenin 40 yıldır dinmeyen, kanayan yarası haline gelmiş “Kürt sorunu” için; Üniversiteler ve Akademiler ne söyledi?

Kaç tane çalışma var?

Hangi düşünceler, öneriler, projeler sunmuşlar?

Yalnızca niceliksel olarak yapılan çalışmalara bakmak bile, nasıl bir kepazeliğin ortada olduğunu rahatlıkla gösterir. Bu yapıların hepsi, güvenlik politikalarını sonuna kadar destekleyen fakat sonuçlarında yer almayan nitelikleriyle öne çıkarlar.

Böylelikle; ellerinde sopa ile TV ekranlarında devlete strateji satan fakat ortaya çıkan hiçbir felakette (yıkımlarda, katliamlarda, vahşetlerde vb) yer almak istemeyen, tertemiz ve günahsız kalmaya çalışan Profesörlerle, akademisyenlerle, aydınlarla, entelektüellerle bolca karşılaşılır.

Türkiye’de kendilerine muhalif diyenler, iktidarı her fırsatta eleştirenlerin sicilinin eleştirilen iktidardan daha bozuk olması, Türk siyasal düzlemin düşünülmesi gereken en büyük problemini oluşturur.

Daha ileri gidilerek, Türkiye’de ne “yapıcı” ne de “yıkıcı” muhalefetin bile olmadığı ya da bunun tartışmaya oldukça açık, tanım ve konum bakımından çok sorun taşıdığı, rahatlıkla söylenebilir. Şayet sorumluluğu üstlenen, elini taşın altına koyan, hesap vermek zorunda kalan siyasette daha “temiz”, “dürüst”, “muteber” “masum” ise; o halde vitrinde olan İktidar, bu yapıların hepsinden nispeten daha “olumlu” nitelemeleri hak eder. Bu durum, İktidarı meşrulaştırmanın ötesinde yer alır.

Şimdi; genel iki tür okuma biçiminden bahsettik. İki okumanın da bazı zaafları, eksikleri mevcut. Bütüncül bir okumaya ihtiyacımız olmalı. Bütüncül okuma,  eklektik bir bakış açısını anlamına gelmemeli. Yerli yerinde, iyi ayrışmış-ayrıştırılmış ve düzenlenmiş olmalı.

Tabii ki; İktidarın daha üst birim olan devletin; bir fail olarak ortaya çıkardığı olaylar ve olgular, sonuna kadar yargılanmalı. Zira burada ortaya çıkan şeyler (felaketler) etkileri bakımından dolaysızdır ve devlet “büyük özne” durumundadır fakat diğer yapılar bunun neden dışında kalacaktır, hem de burunlarına kadar siyasete bakmışken?

Diğer yapılar, en hafif tabirle Şark kurnazlığı yaparak, işin içinden sıyrılmak istemektedir. Tıpkı yemeği yiyen fakat hesabı başkasına bırakıp kaçan bir kurnaz tavrı takınmaktadır ve anlaşılan o ki; uzun süre bu tavırlarından vazgeçmeyecek gibidir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar