TÜRK EKONOMİSİ ŞİMDİ RAYINA GİRDİ! - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

TÜRK EKONOMİSİ ŞİMDİ RAYINA GİRDİ!

TÜRK EKONOMİSİ ŞİMDİ RAYINA GİRDİ!

Servet KIZILAY

Ekonomi hem çok iyi bilinen hem de bilinmez bir şeydir. Herkes ekonomiyi çok iyi bilir (anlar) çünkü onunla yaşar. O, bilinmezdir çünkü ekonominin teorileri ve denklemleri belirli bir eğitim görmeden kavranamaz.

Yani hava durumunda olduğu gibi ekonominin de “hissedilir sıcaklığıyla” “termostatik sıcaklığı” başkadır.

Ekonomi bir uzman işi olduğu sürece, yönlendirilme yahut kazıklanma oranımız artar. Önümüze rakamlar, veriler, istatistikler, grafikler vb konur ve “halen ikna olmadınız mı?” denir.

Bizler matematiğin soğuk yüzünü gördükten sonra, boynumuz kıldan ince anlatılanlara razı gelip kabul etmek durumunda kalırız. Öyle ya, koskocaman Matematik niceliksel-nesnel-somut delilleri gözlerimize sokarken onu yalanlayacak mıyız?

Peki aynı rakamlar-veriler aynı konu için birbirlerine tam ters sonuçlar verdiğinde yani bir ekonomistin ‘ak dediğine diğeri kara diyorsa’ bizler (ekonomiden anlamayan yığınlar) ne yapacağız? Kime güveneceğiz?

Nereye başvuracağız?

16 yüzyıldan başlayarak 17 yüzyılda sistematik halde savunulan bir iddia vardı: “Tanrı yani Din-Teoloji ve Metafizik insanları şimdiye kadar sürekli kandırdı, yanılttı bu gidişe Bilim ve Matematik bir dur diyecek artık”. Bilim ve Matematik insanlığı karanlıklardan (dinden-metafizikten çıkaracak, Tanrının esaretinden) kurtaracaktı fakat geçen zamanlar boyunca bu iddiasını gerçekleştiremediği görüldü.

Kitleler toplumsal pratikte muhasebeci hesaplamalarla 2x2’nin bazen 3 bazen 5 edebileceğine itirazsız ikna oldu. Bazen katliama uğrayan aynı kitleler, bu kez kendini rakam olarak saymaya alıştı. Modern filozoflardan bir kısmı, çağımızın “Nicelik çağı” olduğunu söylüyor.

Yani her şeyi sayan, rakama indirgeyen, nicelik olmadan düşünemeyen, bir çağ diyorlar. İşin bu yönü uzun. Bu hamur çok su kaldırır.

Madem ekonominin teorik kısmını bilmiyoruz o halde iyi bildiğimiz, anladığımız “ekonomiye” bakalım:

 Her ne kadar “hissedilen ekonomi” konusunda iddialı isek de; bu konuda da yanıldığımız, kavrayamadığımız rahatlıkla söyleyebilirler. Şayet yeteri kadar izah edilirse, ekonomiyi değil hayatı bile yaşamadığımız ortaya çıkabilir. Bizler bundan da şüphelenebiliriz. Neden olmasın?! Ne de olsa ortada Rakamlar var.

Bildiğimiz-anladığımız ekonomiden İlk bildiğimiz-anladığımız şey; “Türk ekonomisinin şimdi rayına girdiğidir." 

Çünkü daha önce rayında gitmeyen durumlar olmuştu. Mesela; Türk ekonomisinden halkın aldığı (hissettiği) pay, öyle ya da böyle yükselmişti. Oysa Türkiye’de ekonominin tarihsel gidişatı, Türk ekonomi hayatının her zaman elit-seçkin-beyaz-bembeyaz bazı zümrelere ait olduğunu göstermişti. Yani halk burada rayların dışındaydı. Rayında olup gidenler onlardı.

Allahtan neyse ki “bu aksaklık” uzun sürmedi. Eski pozisyon, kendini belirgin olarak hatırlattı. Yani Patronun kim olduğunu tekrar tescilledi.

İktidar eliyle bazı “yeni zenginlerin” yaratıldığı doğrudur fakat bu yeni sınıf ve aldıkları pay, genel ekonomik yapının gidişatını bozduğu söylenemez. Bunu teorik ekonomiyi bilenlerin yazılarından “öğreniyoruz” Yani demek ki; aslında raydan çıkan bir durum hiç olmamış, sadece raydan çıkmış gibi gösterilen şeyler varmış, ortalığı velveleye verip “cambaza bak diyenler” olmuş.

Kimse merak etmesin; Ordu, nasıl bu devletin “gerçek sahibi benim!” diyorsa Ekonomide de “pasta benim!” diyen zümreler kolay kolay raydan çıkmayacak gibidir.

Türkiye benzeri ülkelerin kaderi, hissettikleri halde anlayamadıkları ekonominin çarkında dönüp duran, o çarkta öğütülen “sayısal yığınların” hiç tükenmeyecek olmasıdır.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar