Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

SURİYE’LİLERİ “DEFETMEK”?!

SURİYE’LİLERİ “DEFETMEK”?!

Servet KIZILAY

Bugünlerde bir kampanya yürütülüyormuş gibi Sağ’dan ve Sol’dan herkes Suriyelileri daha fazla hedef almaya başladı. Önceleri de yani onların ilk gelişlerinde de tepkiler vardı fakat bu tepkiler şimdikine benzer bir yoğunluğa sahip değildi. Bu yüzden gittikçe sistematik bir nefret objesine dönüştüklerini söyleyebiliriz.

Onları “göndermek” hakkında kullanılan kavramlara baktığımızda nefret ve kin gibi duyguların kitle psikolojisinde değişik şekillerde nasıl yansıtıldığını da görebiliriz: “(geri) göndermek” kısmen nötür bir yerde dururken; “postalamak” ya da “defetmek” olumsuz bir düzeyde yer alır. Özellikle “defetmek” giderek artan oranda kullanılan nefretin en uç noktasında yer alır.

Zira Suriyeliler, tıpkı bir hastalık-bela-kötülük ile eşitlenmiş olur. Defetmek kavramı, bu tür olumsuz anlam çağrışımlarıyla ilişkilidir. Burası işin kavramsal boyutu; bir de bunun niçin istendiği ya da arzu edildiği ve hangi gerekçelerin kullanıldığı gibi şeyler var.

Suriyelileri “defetmek”; hakim bir siyasal düşünce olarak hem sağın hem de solun ortak paydası, talebi, arzusu haline geldi. Yani neredeyse hiçbir konuda demokratik refleks verip anlaşamayanlar, iş Suriyelileri “defetmeye” gelince, yekpare bir bütün oldu.

Daha geniş çerçevede bakıldığında bu durumun; Türkiye’de tek ve baskın siyasal düşünce modeli olan ‘Çatışma teorisi’nin yalnızca bir yansıması olarak okumak da mümkün. Şiddet ve savaşın en etkili meşru biricik yol olması ve bunun doğal sayılması; “düşman” üretme, “ötekileştirme” için bir fabrika işlevi görmektedir. Yani ortaya çıkan ürüne şaşırmamak gerek. Bir sürpriz yok.

Şimdi gelelim “defetmek” için öne sürülen “haklı” gerekçelere. Bu gerekçenin en başat olanı Ekonomi olduğu söylenir fakat bu doğru mu, hakikati yansıtıyor mu? Ekonomi alanından bakıldığında öne sürülen şeylerin tamamen bir algıya hizmet ettiği görülebilir. Çünkü;

a) Türk Ekonomi Tarihi bizlere hiçbir dönem ekonominin Suriyelilerin batıracağı kadar parlak olmadığını söylüyor.

b) 3.5 Milyon sığınmacının 80 Milyonluk bir ülkenin ekonomik verileri içindeki payının çok küçük, ufak rakamlara denk geldiği yani onlar istese de bu rakamlara göre ülkeyi batıramayacağı görülüyor.

c) en önemlisi; Türkiye’nin genel ekonomik verilerine göre; bunların artı değer getirdiği, zarar değil katkı sağladığı görülüyor. Yani rakamlar,  oluşturulan siyasal algıların tam tersini anlatıyor, iddia ediyor.  

Kısacası: Ekonomik gerekçe, sadece nefret için bir bahanedir (nefret için birçok bahane türleri mevcuttur). Aynı zamanda bu türlü şeyler, kitleleri harekete geçirmek için tehlikeli algı malzemeleridir ve sonu da korkunç bitecek içerikler taşır.

İşler kötüye gidince toplumsal olarak yansıtmaya başvurmak yani bir “günah keçisi bulmak” kolaydır. Nitekim geçen yaz  Gaziantep’te gözlemler sonucu, esnafın “Suriyelileri sokakta öldüreceğiz” sözüyle karşılaşmak şaşırtıcı olmamıştı. Aynı şeyleri (sözleri) ; Adana, Hatay, Urfa gibi şehirlerde dolaştığı görülebilir. Bu sınır şehirler, potansiyel olarak daha aktif fay hatları taşıyor.

Şayet Suriyelileri “defetmek” mutlak bir hedef olacaksa -ki herkes bunda mutabık olmuş gibi- bu geri göndermenin yerine getirilmesi zorunlu olan şartlar barındırır. Yani kitle operasyonlarıyla, algı  oluşumuyla, toplumsal meşruiyetin de bunlar üzerinden kurulmasıyla mesele halledilemez.

Devlet dahi bu algıda, operasyonlarda, kitle yönlendirmelerinde yer alsa;  geri gönderme işlemi, sanıldığı gibi ucuza kapatılamayacak boyuttadır. Geri gönderme işlemi şayet meşru, haklı ve adaletli yani hak-hukuk çerçevesinde gerçekleşecekse, belli başlı şartlar, kaçınılmazdır. Burada hak-hukuk çerçevesini gözetmek, aynı zamanda kitle katliamlarının önüne geçecek bir güvence ya da garanti temin edilmesi anlamındadır.

Belli başlı bazı şartlar şöyle olabilir:

  1. Suriye’nin bugünkü felaket durumunun ortaya çıkmasında; Müslüman Koalisyon Devletler (Türkiye-SUUD-Katar-BAE vb), 350 Milyar Doların üstünde para harcandığı rapor edilmiştir. Suriye’nin yok olmasında harcanan paraya eşit olmasa bile  bir kısmıyla yeniden inşa için alınması, kısacası; geniş boyutlu TAZMİNAT yaptırım  (ölüler-sakat kalanlar-yıkılan şehirler evler barklar- alt yapı vb) kararları uygulanması,
  2. Sığınmacı-mülteci sorunu İki tarafı kapsayan bir sorun olduğu için karşı tarafın dönenlere siyasal güvence verilmesi (genel af can ve mal teminatı çerçevesinde). Bu tarafın ise; Türkiye dahil bir daha bu ve benzeri operasyonlarda yer almayacağına dair SİYASAL TEMİNATın verilmesi. Böylelikle hiçbir ülkenin Şam’da kahve içmek gibi İktidar hesapları peşine düşmemesi ve böylesi hayalleri kurmaması için gerekli olan yaptırımlar,
  3. Sığınmacıların-mültecilerin yaşama ortamlarını oluşturmaya yönelik her türlü maddi-manevi ortamın yeterli ve uygun hale getirilmesinden ( şehirlerin, alt yapının, yolların kurulması, sağlık, eğitim, iş ve iş bulma güvenceleri vb)  sonra geri gönderme talebi, anlamını hak-hukuk ekseninde bulabilir.

Burada genel olarak bazı şartların yerine getirilmemesi, bu ve benzeri şartlardan ısrarla kaçınarak kolay bir çözüm formülü bulmak, aslında çok büyük ve kanlı felakete yol açacak olan tek bir sonuç ortaya çıkarır.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar