ŞAM’DAN GELECEK İLAÇ - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

ŞAM’DAN GELECEK İLAÇ

ŞAM’DAN GELECEK İLAÇ

Servet KIZILAY

“Şam’dan gelecek ilaç da, hasta bulacak deva!” sözü, bizlere bugün farklı konuşmaktadır: Ne ilaç gelmesi beklenilen bir Şam (şehri) ne de ilaç yoluyla deva bulacak bir hasta kaldı.

Suriye, 2011’den bu yana tam anlamıyla yıkıldı. Yok etme faaliyetinde rol alan başlıca aktör(ler), bize anlatıldığı gibi “dış-mihraklar” değildi.

Neredeyse tamamı Sünni olan “Koalisyon devletleriydi” (SUUD, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Bahreyn, Ürdün, Mısır, Türkiye ). Suriye’ye müdahale koşan yabancı devletler, olaya süreç içinde sonradan dahil oldu. Bunun istisnası, Rusya’ydı. Rusya, 1950 küsürlerden beri Suriye ile sıkı ilişkiler halindeydi.

Orada Askeri Üsleri vardı. Birçok Suriyeli subayın Rus eşleri ve onlardan çocukları bile bulunmaktaydı. Öte yandan o ara Türk kamuoyuna kasıtlı olarak “Ruslar Suriye’ye müdahale etti” söylentisi yayıldı. Oysa bu gerçeklere apaçık aykırıydı.

Yani bu durum; siyaset bilimciler, devlet bürokratları ve konuyla ilgili uzmanların, herkesin bildiği bir gerçekti. Hep söylenile gelen; “Bir savaşta ilk önce gerçekler ölür” sözü, yine kendini burada gösterdi.

Suriye’ye müdahalede en temel tez; “Suriye’nin Diktatörden kurtulması” gerektiğiydi. Oysa ki; bu tez ile müdahale edilemeyecek hiçbir “Müslüman ülke” yoktur. Her ülke aynı gerekçelerle rahatlıkla yıkılabilir.

Çünkü kendilerine “Müslüman devlet” denilen ülkelerin demokrasi ve insan hakları karneleri, korkunç boyutlardadır.

Bu korkunç tablo, görülmek istenmedi. Geniş kitlelerin-yığınların kendi ülkelerine toz kondurmamaları sadece bahaneydi, bir yansıtmaydı. Onların gözüyle; kötü olan, düşman olan, yok edilmesi gereken, diktatör olan, yıkılmayı hak eden hep başka bir (Müslüman) ülkeydi.

Bahaneler ve yansıtmalar aynı zamanda psikolojik bir meşruiyet olarak devletlerin şiddet-savaş ekmeğine yağ sürme işlevi gördü.

Şayet Suriye’yi yıkmaktaki “Haklı” ve “Hikmetli siyasal analizleri” bir kenara bırakırsak, şu tabloyla karşılaşırız:

1- “Müslüman Koalisyon devletleri” Suriye’yi yok etmek için; Toplamda 150 Milyar Doları aşan bir harcamada bulundu.

2- 11 Milyon insan göç etmek zorunda kaldı.

3- Yaklaşık 1.000.000 İnsan hayatını kaybetti.

4- 0-8 yaş arası 40.000 çocuk öldürüldü.

5- 1.000 Tarihi Cami yıkıldı (diğer kültürel varlıkların envanteri tam olarak çıkarılmadığı için net bir veri yok).

6- Milyonlarca insan sakat kaldı, Milyona varan tecavüz vakaları gerçekleşti (tam sayı belirsiz)

7- Suriye’nin tamamında hasara uğramayan yapı ’un altına indi. Bu veri, dünya savaşında yer alan her bir ülkeyle kıyaslanmış ve Suriye’nin almış olduğu hasarın daha büyük olduğu görülmüştür.

Bölgedeki tüm devletler istisnasız hepsi “Haklı” bir gerekçe öne sürmektedir. Yani insanlar haklı yere katledilmekte, şehirler haklı yere yıkılmakta, ortaya çıkan felaketler haklı yere olmaktadır.

Kısacası; Haklı bir barbarlık, vahşet, ilkellik ülke ülke gezip sırayla katletmeyi beklemektedir. ABD’den 380 Milyar Dolarlık Silah alan SUUD, kişi başı değil aile başı geliri sadece 10 Dolar olan Yemen’i bombalarken, 0-8 yaş arasında binlerce çocuk açlıktan ve ilaçsızlıktan ölürken, hep aynı haklılık ortaya atılmıştır.

Devletlerin haklılıkları, daha fazla kurbanlar ihtiyaç duymakta ve yeni kurbanlar aramaktadır. Bunu önlemenin tek yolu var gibidir: Hukuksal yaptırımlar ve dayatmalar.

Daha öncede tartışmaya açmaya çalıştığımız bir öneriyi tekrar edelim: Müslüman ülkeleri kapsayacak “Savaş Suçları Mahkemeleri” kurulması, oluşturulması. Bunun imkanlarının ne olduğu? LAHEY ile hangi ölçüde benzerliği yahut farklılığı olacağı?..vb gibi sorular ancak katılımcı ülkelerin zamanla belirleyeceği bir durumdur.

Öncelikli hedef, bir ülkeye yapılacak olan; yağma, talan, egemenlik kurma arzusu…vb her türlü operasyonun önüne geçmektir.

Savaş suçları mahkemeleri, maddi ve manevi yaptırımlarla güçlü olduğu ölçüde, müdahale alanı sınırlanacaktır. İlkel, barbar siyasal anlayışın tüm bölgeyi ele geçirmesi yüzünden bu ve benzeri fikirleri düşünebilecek durumda bile olmamak, başka bir tükenmişliğin göstergesidir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar