Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I KİM “ESİR” ALDI?

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I KİM “ESİR” ALDI?

Servet KIZILAY

Türk düşünce hayatı, uzun süredir şahıslar ya da olaylar üzerinden gidiyor.

Meselenin aslı denilen düşünce boyutu konuşulmuyor ve konuşulmak istenmiyor. Durum böyle olunca; taraf tutmak, kamplar halinde tavır almak “normalleşiyor” İşin en kötüsü, düşünceyi öncelemesi gerekenlerin; popülist siyasetçi gibi yahut kitleleri yönlendirmeyi amaç edinen medya gibi davranması.

Kendilerinden ciddi düşünsel öneriler beklenen Üniversiteler, Akademiler, Aydınlar, Cemaatler, Odalar, Vakıflar, Dernekler, STK’lar…vb  görevli gibi çalışıyor.

Sağ kesim Sol kesimi suçluyor, Sol kesim Sağı fakat bir madalyonun iki yüzü gibi aynı oldukları gözden kaçıyor.

Her şey gibi Siyaset de şahıs üzerinden okumak ve değerlendirmek, çok “kârlı” çok da kolay bir iş. Vitrinde biri vardır (Erdoğan) onu sevenler ile nefret edenler bir curcuna içinde tozu dumana katarlar fakat ortada sorun öylece duruverir. Bunun açtığı kapıdan her iki kesimin taraftarlarını konsolide edilebilmesi mümkün olur.

Ruşen Çakır, internette yaptığı son programının birinde “Erdoğan’ın bazı kesimlerce esir alındığı görüşünün yanlış olduğunu, bunun gerçekleri yansıtmadığını” söyledi ve şunları öne sürdü: “Her şey Erdoğan’ın insiyatifinde, ondan hariç bir (derin-metafizik) güç ve karar mekanizması yok!”

Yani siyasi işleyişi özellikle kötü gidişi bir kişi ile açıkladı.

Haliyle o kişi gidince de kötü gidişat bitmesi beklenir…

Oysa R. Çakır, meseleye yakın dönem Türk Siyasi Tarihini hesaba katarak daha incelterek bakmış olsaydı öncelikle şunları görecekti:

a) 17- 25 Aralık (2013)

b) Gezi Parkı Olayları (30 Ağustos 2013)

c) 15 Temmuz (2016)

d) Erdoğan için  resmi bir ünvanın kullanılmayıp “Reis” gibi diktatöryal ünvanlarla anılması, ondan bir Führer-Duçe- EbediŞef çıkarma gayretleri… vb.

Siyasal ve sosyal şartlarla ilerleyen süreçler göz önüne alındığında, onun şimdiki durumu; kişisel olmaktan ziyade sistemsel bir mesele olduğu, anlaşılabilirdi. Yakın dönem siyasi tarihinde başka bir örneğe bakmak denilenleri daha net kavranır kılabilir.

Mesela; Tansu Çiller, kişisel olarak değerlendirildiğinde karıncayı bile incitmeyen, Batı standartlarında iyi eğitim almış, nazik hümanist bir kişi iken; onun döneminde faili meçhuller, işkenceler, karanlık ilişkiler, binlerce zulümler…almış başını gitmiş tüm bunların Baş mimarı olarak da kayıtlara geçmişti.

Aynı şeyler Meral Akşener için de diğer siyasiler için de geçerli.

Buradaki temel mantık; Güvenlik Politikalarının Esir alamayacağı hiçbir kişinin yahut mevkiinin olamayacağının göz ardı edilmesidir.

Kural değişmez: Kim olursa olsun Güvenlik Politikaları “haklı” gerekçelerle Esir alır. Türkiye’de nerdeyse bütün seçilmiş Hükümetler, öyle ya da böyle güvenlik adı altında şiddet-savaşa teslim olurlar ya da buna boyun eğmek zorunda kalırlar.

Yıllardan beri ezilmişlerin, her türlü dışlanmışların sesi olan, özgürlüklerle sürekli kuvvet kazanan Erdoğan,  şimdi Sağ ve Sol güçlerce esir alınıyor “Şahin” olmaya ısrarla zorlanıyor. Onu şimdiye kadar siyasal olarak ne kuvvetlendirmişse terk etmesi bekleniyor.

Lakin bu durumu kişisel bir hikâye olarak okumamak gerekir. Yani buradaki mesele; onun kişisel bir sorunu ya da zaafiyeti değildir; bilakis Siyasal-Sistem sorunudur.

Türkiye’de Gladyo (asker/sivil) yapılara, anti demokratik oluşumlara yani siyaset üzerinde vesayet kuran her türlü soruna ve tehditte dokunulmadan çözüm aranmak isteniyor. Hem de bunu yalnızca siyasettin yapması bekleniyor.

Hâl böyle olunca; meselenin bu şekilde formüle edilmesi, başlı başına bir şizofreni üretiyor: hiçbir kurum-kuruluş-kişinin sivil olmadığı yerde “Diktatör” arıyor. Elinde sopayla Suriyeli kovalayan, insan hakları ve değerlerinden mümkün olabildiğince kaçan “Muhalefet”,  Diktatör bulma derdine düşüyor.

Siyasal sorunları kişiselleştirmeden tartışabilen başta Entelektüellerin olmaması, Üniversitelerin-Akademilerin ciddi araştırmalar ve önerilerde bulunmaması, cemaatlerin-vakıfların-derneklerin-odaların-STKların insani değerlere yer açan sivil alanları koruyamaması, siyasi iktidarda kim olursa olsun “esir” alınmasını kolaylaştırıyor.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar