MAHREMİYETİN GİZLENMESİ... - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

MAHREMİYETİN GİZLENMESİ...

MAHREMİYETİN GİZLENMESİ...

Servet KIZILAY

Sosyalbilimler özellikle Sosyoloji, uzun bir zamandır toplumu anlamak, kodlarını çözmek, kısacası “toplum” denilen bir araştırma nesnesi ile çalışıyor. Çağdaş dünyanın karmaşık toplumsal yapısını -bilgi düzeyinde-bizlerin de bilmesi için, karmaşık toplumsal yapıyı daha önce kuranların (Batı’nın) çalışmalarına bakmamız gerekiyor.

Onlar modern dünyayı inşa ederken, ortaya çıkabilecek tüm sorunlarla -diğerlerinden çok önce-temas içinde kalmak durumundaydılar. Yani ortada sürpriz bu şey yok. Bunun için “Mahremiyet” konusunda devasa bir literatürle karşı karşıyayız.

Şayet “Mahremiyeti” merkez kavram olarak alırsak; mahremiyet alanına ilk bakışta girmeyen konular da onun alanına dahil edilebilir. Böylelikle toplumda sadece dine ve ahlaka hapsedilmeyen diğer toplumsal kodlar da, bir şekilde onun alanında kalır. Eğer bu doğruysa; “Mahremiyet” ekonomiye kadar uzanan geniş bir fiiller (eylemler ve tarzlar) düzlemine geçer.

Bu durum, “Mahremiyetin” anlam genişlemesi ve çeşitliliğini kapsar. Oysa böyle bir “Mahremiyeti” modern (sosyal) bilim de istemez, pek sıcak bakmaz.

Nedeni şu (olabilir):

a) Mahremiyet anlam genişlemesine uğradığında, zorunlu olarak başta Din ve Ahlakın temel konusu haline gelir, onun altında büyüme gösterir.

Oysa Din de Ahlak da anlam daralmasına uğramıştır ve bu çerçeve içinde tutulması tercih edilir

b) Ekonomiye kadar uzanan bir “Mahremiyet” özerk alanları ve sınırlarını gevşeteceğinden şiddetle karşı çıkılır

c) modern paradigmaya taban tabana zıt karaktere sahiptir.

“Mahremiyet” genel anlamda iki gösterge düzeyine sahiptir:

1) İç-gösterge düzlemi.

2) Dış gösterge düzlemi. Yukarıda bahsedilen şeyler onun iç yüzüne yöneliktir ya da öyle okunabilir. Bir de onun özellikle Siyaset ve Bilim-teknoloji boyutu bulunur. İkinci düzey daha çok bununla ilgilidir. Zaten hepimizi ilgilendiren boyutu, onun nasıl tanımlandığı ve kendi içindeki çeşitliliği değil onun ilişki biçimleriyle ilgili kısmıdır.

Yani siyasetteki yansıması, teknolojik olarak bize tesirleri vb şeyler. [Modern düşünme biçimi de “ilişkiler ve nispetler” üzerine yoğunlaşmış Bilimsel düşünce denilen, kabul edilen bilgi formu da bunun üzerine kurulmuştur. Yani şeylerin kullanımı, üretimi, faydası üzerine yoğunlaşır. Bu anlamda bilimsel düşünce ve halk arasında makas çok açık değildir]

Şimdi

Whatsapp üzerinden tekrar gündeme getirilen “Mahremiyet” hem Devlet(ler)in hem de Bilim-teknolojinin onulmaz durumu hakkında insanları duvara çarptı. İnsanlar bu çarpmanın sendelemesiyle bir an “ne oluyoruz? Hani mahremiyetimiz!” demeye başladı fakat unuttukları önemli bir şey vardı: Mahremiyet uzun süreden beri zaten insandan toplumdan gizlenmişti.

Gittikçe şeffaflaşan, örtüsü yırtılan dünyada sadece büyük bir sonuçla karşılaşıyordu, olan buydu. Yani tüm hayatlarını telefonlarda, görselliklerde, sosyal medyada sergileyenler; sadece daha radikal bir sonuçla yüzleşiyordu, olan buydu.

Öyle ya; yediği yemekleri, giysileri, evi, doğum gününü, arabayı… vb teşhir edenler, neden Mahremiyetin ihlalinden bahsedebiliyordu ki? Bazı düşünürlerin “Gösteri Toplumu” bazılarının “Teşhir Çağı” dediği bir durumda; insanlar, gösterebildikleri (teşhir ettikleri) ölçüde varolabiliyor, toplumsal itibar sağlayabiliyor, kıymet kazanabiliyor, değer görebiliyordu.

Yani sakladığın değil, ifşa ettiğin şeyle, “sen” oluyorsun (varoluşsal kimlik+itibar+ anlam kazanırsın) deniyor. Durum böyle olunca; öncelikle maddi (yeni nesneler daha tercih) yönle birlikte manevi yön de göstermenin (teşhirin) parçası haline dönüyor. Peki durum buysa neye itiraz edeceğiz, neye isyan edebiliriz?

Bu ve benzeri tespitler yapmak, (sosyal)bilimsel düşünce için büyük bir iş görülse de; asıl tehlike bundan sonra başlar. Bizlere “gösteri toplumunda” yaşadığımızı söyleyenler, aynı zamanda çelişkileri ve tutarsızlıkları normal saymamız gerektiğini söyleyerek, o toplumun içinde tutmak, o gösteride kalmamızı, derinden telkin eder gibidir.

Demek ki; ilk itirazımız  bilimsel düşünce denilen paradigmanın çelişkileri, tutarsızlıkları, gayrı insani durumları gevşeten-normalleştiren- tepki vermeyi azaltan, o sistematik düzenine olmalıdır. İkinci şiddetli itirazımız; en büyük organizasyon (örgütlenme biçimi) olan Devlet(ler)e olmalıdır. Devlet, herşeyi olduğu gibi bilim-teknolojiyi de giderek artan oranda kullanan, gerekirse silaha çeviren bir yapı. Devlet(ler) artık günaha bile müdahale eden bunu da kendi lehine çeviren ultra distopik mekanizmaya hızla dönüştü. Bu durum başlı başına ayrı bir tartışma konu olmakla birlikte düşüncenin-felsefenin bu canavara karşı sözü kesilmiş, kalmamış konumu, düşündürücüdür.  

Mahremiyet; oldukça dar anlamda anlaşılsa da, nerdeyse insanların cinsel organlarını açıkça göstermesine kadar bir düzeye gerilemişse de bu da yetmezmiş gibi teknolojik yollarla bu da teşhire açılmaya, politik dayatma, şantaj konusu vb yapılmaya çalışılsa da, ondan vazgeçmek gerekmez. Siyaset, zaten olan, ortaya çıkmış şeyi kullanan bir yapı olduğu ölçüde Mahremiyet bizlerin derin bir meselesi olarak kalır. İşin içinde; bir tarafta kullanan diğer tarafta üreten ilişkisi, dönüp duran bir mekanizma, bir çark bulunur ve en kötüsü her iki taraf da bizleri (insanları) istediği gibi öğütür.  

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar