Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

KÜRTLER DIŞ GÜÇLERİN MAŞASI MI?

KÜRTLER DIŞ GÜÇLERİN MAŞASI MI?

Servet KIZILAY

Bugün sıkı sıkıya Hakikat diye sarılan ve topluma benimsetilen birçok siyaset teorisi, aslında beş para etmez, doğrularla alakası olmayan şeylerden oluşur.

Siyaset; kitleleri kontrol altında tutmak, yönlendirmek, istenilen davranışların ortaya çıkmasını sağlamak için sürekli bu tür yollara başvurur. Buraya kadar “normal” Lakin bizim gibi ülkelerde hakikat diye dayatılan siyasal söylemler, iki noktadan genel gidişattan farklıdır:

1) Oran (sayısal) olarak fazladır

2) hedef kitle olan Halk-Kamuoyu oluşturma içine, okumuş yazmış kişiler hatta kurumlar dahil olur.

Yani hakikat olarak yutturulan siyasal söylemin maskesi düşürüleceğine, Üniversiteler-Akademiler-Aydınlar-Medya tarafından hararetle yeniden üretilir.

İşin kötü tarafı, bu kurum-kuruluş ve kişiler, strateji gereği yahut “görevli” olduklarından bu üretimi yapmazlar; gerçekten inandıkları için bunu yapmaya başlarlar.

“Kürtlerin Dış Mihrakların (güçlerin) maşası-piyonu-kuklası olduğu ve cahil oldukları için kolaylıkla kandırıldıkları, aldatıldıkları” nı öne süren siyasal kabul, bunlardandır.

Şayet maşa-piyon-kukla olarak kullanılmanın siyasi tarihine yakından bakılacak olursa, ortaya başka bir resim çıkar.

Öncelikle; Maşa-Piyon-Kukla Söyleminin iki kullanım evresi vardır.

Birinci evre; Uluslaşma dönemi içinde kullanımdır.

Bu evrede; Osmanlı’dan ayrılan Gayrı Müslümler, özellikle Balkan ülkeleri; Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan vb. için kullanılmıştır.

Zaman geçtikçe aynı siyasal söylem Millet-i sadıka olan Ermenilere yöneltilmiştir. Bu evrenin genel karakteri; gayrı Müslim unsurlara kullanılmasıdır.

Yani kavram, içeriden dışarıya doğru hareket eder. İkinci evre ise; bu siyasal söylem (maşa-piyon-kukla), içeriye yönelmiş yani Müslim unsurlar için de kullanılmış ve etki alanı daha da genişlemiştir.

İkinci evrede İttihatçılar eliyle sistemleşen bir uygulamaya döner. Mesela; Suriye’de halk, maşa-piyon-kukla olduğu (İngilizlerle işbirliği) gerekçesiyle Cemal Paşa tarafından canlı canlı kazığa geçirilmiştir.

[2007 yılında Türkiye’den geldiğimi öğrenen bir Suriyeli öğrencinin bana: “C (J)emal Paşa Kazuk!” demesini dün gibi anımsarım.] Siyasi tarihin gösterdiği gibi; bu söylemin Kürtlere yönelmesi ne tesadüfidir ne de yenidir. İttihatçılığın devrettiği miras, adeta bir hayalet gibi sürdürülmek istenmektedir.

İşin korkunç tarafı ise; bu söylemin yaygınlaşmasıdır. Coğrafyadaki bütün şiddet-savaşı sürdüren ve sürmesi için gayret gösterenler, birbirlerini “Maşa-piyon-kukla” olarak itham ederler. Operasyonlar için “haklı” gerekçeler bunun üzerinden ilerler. Tabii ki en iyi malzemeyi bu söylemden temin ederler.

Çatışma Teorilerinin ana ekseni “düşman” kavramıdır. Maşa-piyon-kukla diye etiketlenenler ise düşmana hizmet ettikleri, düşmana paravanlık yaptıkları iddia edilir.

Dolayısıyla bu çatışma teorilerin en büyük meşrulaştırıcısı, itici gücü olurlar. Bu söylem içeriye yöneldiği ölçüde; her türlü aykırı talep, aynı zamanda Düşmanın dolaylı talebi olarak görülür.

Bu yüzden coğrafyadaki bütün aykırı talepler, düşmanın talebi olarak kodlanır. İş böyle formüle edilince; şiddet-savaş gayet “meşru” ve “haklı” olarak algılanır ve sunulur.

Maşa-piyon-kukla söyleminde gerçek muhattap kim?

Türkiye’nin siyasal düşünme tarzı olarak dahil olduğu Şark siyaset tarzına genel olarak bakıldığında işleyişin nasıl açmazlarla, çelişkilerle hatta aptallıklarla dolu olduğu görülür:  Düşmanı temsil ettiği iddia edilen Maşa-piyon-Kuklalar, yine düşmanın (dış-mihrakların) yardımı ile “yenilir”

Yani; düşmandan (dış mihraklardan) silah alınır, içerdeki mihraklara kullanılır, içerdeki maşa-piyon-kuklalar yok edilince düşman da (dış-mihraklar da) yenilmiş olur.

Bu akıl almaz düzenek o kadar aptalcadır ki; kimse sorgulamayı düşünemez.

Ne hikmet ise; bölgedeki bütün ülkeler, dış-mihraklarla yalnızca silah alış-verişinde değil her türlü (sosyal-kültürel-ekonomik-Eğitim vb.) ilişkiye geçerler. Tam da bu noktada Türkiye’nin Modernleşmesini hatırlamak yerinde olacaktır.

İğrenç düzeyde binlerce çelişki varken; maşa-piyon-kukla olarak nitelendirmelerin içeriye (muhaliflere) en fazla Kürtlere yönelmiş olması, utanç verici, büyük bir skandaldır.

Kısacası:

Yalnızca siyasal söylemin devlet eliyle manipülasyonu değil, Üniversitelerin-Akademilerin-Aydınların-(Medyanın) bizleri şiddetle-savaşla şekillendirmemesi için ısrarla şunu öne sürmemiz ve direnmemiz gerekir:

Coğrafya’da ne kadar radikal keskin taleplere sahip olursa olsun; Maşa-piyon-Kukla yoktur, sadece yeterince hak ve hukuktan payını alamamış, anti-demokratik uygulamalara maruz kalmış, ötekileştirilmiş, müzakere yolları kapatılmış, insanlar vardır.

Maşa-piyon-kukla bir kere kabul edilip normalleştirildiğinde, her şeyi sırayla yok eden bir makineye döner ve ondan kimse kaçıp kurtulamaz.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar