“KORKU CUMHURİYETİ” HAKKINDA - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

“KORKU CUMHURİYETİ” HAKKINDA

“KORKU CUMHURİYETİ” HAKKINDA

Servet KIZILAY

Geçenlerde dış basında, sosyal medyada, özellikle Alman basınında, Türkiye’nin mevcut siyasal yönetimi için “Republik der Angst (korku cumhuriyeti)” diye başlıklar atıldı. Benzer iddialar, içerden de “muhalefet” tarafından da geliyor. Hem içerisi hem de dışarısı, “korku Cumhuriyeti”nin geçici olduğu yani iktidarla daha özelde Erdoğan’la sınırlı olduğu konusunda benzerlik gösteriyor.

Şimdi bu tür iddialara yakından bakmak gerek: bu doğru bir iddia mı yoksa yanlış yani bir karalama mı? Şayet bir korku cumhuriyeti varsa ve doğruysa nasıl kuruldu, nasıl kendini geçerli kıldı?

“Korku Cumhuriyeti” Doğru olarak kabul edildiğinde iki şekilde açıklanabilir:

1- Tarihsel olarak,

2- Siyasal olarak.

  1. Tarihsel olarak baktığımızda; mevcut siyasal iktidar yalnızca bir devamlılık olur. Cumhuriyet ideolojisi; hem siyasal temelinde yatan düşüncesiyle hem de süreç içinde gösterdiği siyasi pratikleriyle halka yönelmiş bir korkunun cumhuriyeti olmuştur. Eğer bu açıdan değerlendirilirse; “Korku Cumhuriyeti” iktidarın yahut Erdoğan’ın değil bugünkü “Ana-Muhalefetin (CHP’nin)” malı olur. “Korku Cumhuriyeti”ni kuran asıl neden gerilere dayandıkça; bugün değil dünle, geçici değil kalıcı olan şeyle hesaplaşılır. Günah keçisi olarak aktör bulmak sahici kabul edilmez.
  2. Siyasal olarak baktığımızda; işler daha zordur. “Korku Cumhuriyeti”nin işleyişini, yaygınlığını dikkatlice incelemek gerekir. Bu noktada izlenecek hakkaniyetli yol, “Neden olarak Siyaset” diyeceğimiz bir yoldur.

Neden olarak Siyaset; siyaseti anlamak için vitrine değil arkasına bakmaktır. Vitrin, dükkanın sadece en görünür parçasıdır. Yani Siyaseti etrafıyla (bağlamıyla) ele almaktır.

Siyaseti sistem olarak ele almaktır. Şimdi neden olarak siyaseti izlersek; bir “Korku Cumhuriyeti” varsa bir gecede çıkmadığını, öne sürülebilir. Bu noktada; başta Üniversiteler, Akademiler olmak üzere Cemaatlerin-Vakıfların-Derneklerin-Odaların- STKların-Medyanın-Aydınların rolü hesaba katılmadan ihalenin bir kişiye (Erdoğan değil kim olursa olsun) kesilmesi, yanlış olur.

İhaleyi bir kişiye bırakma saçmalığı her zaman az gelişmiş kafalara konfor sağlar fakat meseleyi açıklamaz. Neden olarak siyaset şayet ortada bir suç varsa, bir “Suç ortaklığı” varsayar fakat vitrine değil daha çok dükkana ve mallara faturayı keser. Görevini yapmadığı için yani demokratik refleksler göstermediği için eleştirinin büyüğünü bunlara ayırır.

Gerçekten de “Birisi bizi korkutuyor yoksa biz varya süperiz; adaletliyiz, hakkaniyetliyiz, insancılız, özgürlükçüyüz, eşitlikçiyiz, merhametliyiz, mevki-makamı şiddet ve baskı aracı olarak asla kullanmayız..vb” gibi şeyler derse, bu aptalcadır; böyle sözün inandırıcı olmadığı gibi gerçekçiliği de yoktur.

Bugün korkuyu her yere salanlar, kendi yapıları içinde demokratik refleksler göstermeyen hatta alttakilerini ezenler, onları baskılarla sindirenler; Erdoğan’ın Diktatör olduğunu bizlere anlatma peşindedir. Genel olarak böyle bir mesele, kimin diktatör olup olmayacağıyla yani aklama /karalama üzerinden gidilerek anlaşılamaz ve açıklanamaz.

Özetle;

Şayet bir “Korku Cumhuriyeti” varsa; a) sistemden b) hem üstten (siyasal aktörlerden) c) hem de alttan (siyaset dışı yapılardan ve kişilerden) kaynaklı; birbirini üreten, birbirini besleyen, sistematik bir şekilde işleyen bir korku olmalı ve bu korku kendini siyasal alanda belirginleştirmelidir. Eğer bir “Korku Cumhuriyeti” yoksa, korkulacak bir şey de yoktur.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar