KARIŞIK KAFALAR DÜMDÜZ DÜŞMANLAR - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

KARIŞIK KAFALAR DÜMDÜZ DÜŞMANLAR

KARIŞIK KAFALAR DÜMDÜZ DÜŞMANLAR

Servet KIZILAY

Cumhuriyet tarihinden bugüne milyonlarca düşman üretildi. Bu düşman üretiminde siyasal kavramlar, bir motor görevi gördü. Motor çalıştıkça hem seri üretim mümkün oluyor hem de düşman üretme fabrikası ayakta kalıyordu.

Siyaset felsefesi, bilimi hatta tarihi; bizleri “Düşman”sız bir siyasetin yürümeyeceğine ikna etmek ister. Buraya kadar tamam, anlaşılır bir şey fakat asıl sorun, özellikle düşman üretimini ve kitlesel yaygınlığı sağlayan bazı kavramların bizleri gerçek düşman yapıp yapamayacağı. Yani dillere pelesenk olan ve her fırsatta çabucak kullanılan bazı kavramları sorgulanmak gerekir. Böylece düşman üreten “geçerli” kavramların; ahlaki olarak kötü, bilgi olarak yanlış, varlık (konum) olarak yerli-yerinde durmadığı, anlaşılabilir

Şimdi bunlardan bazılarına üstün körü bakalım:

“VATAN HAİNİ”: Bu kavram sınıfsızmış gibi kullanılır fakat pratikte kesin ve belirli bir konum taşır. Daha basitleştirelim: Vatan’a nasıl ihanet edilir? Bunun için ne gereklidir, hangi şartlar oluşmalı? Kimse bunları sormaz. Oysa “vatan hainliği” varsa ve geçerli ise; bunun siyasal-düşünsel bir karşılığı, sınırı, olmak zorunda. Bu kavramda (ithamda) tespit edilebilecek en net şey; Vatana ihanet etmek için gerekli olan bir konumdur. Yani vatana ihanet edebilmek için, yönetilen değil yöneten olmak gerekir. Mesela; Ben bir İstihbarat Daire Başkanı isem, G.kurmay Başkanı isem vb bir konuma sahipsem ancak vatanın satılmayacak imkanlarını, sırlarını satabilirim.

Kısacası: “Vatan Haini” konum olarak aşağıdakilerin değil üsttekilerin yapabileceği bir şeydir Bizler istesek de (ne kadar radikal taleplere sahip olsak da) vatana ihanet edemeyiz. Dağılım yukarıdan aşağıya doğru ilerlemesi gerekir fakat bu kavram muhatap olarak her zaman aşağıyı (bizleri) hedef seçer.

“İÇ-MİHRAKLAR”: En fazla sahte düşman üreten kavramlardandır fakat en etkili araçlardandır. “maşa-piyon-kukla-işbirlikçi- tetikçi” vb alt birleşim kümeleri içerir. Burada sorulması gereken ilk şey, “Dış-mihraklar” olmadan iç-mihrakın olamayacağıdır. Yani burada da bir konum karışıklığı bulunur. Siyasal pratiklere bakıldığında; “dış mihraklarla” her türlü ilişki içinde bulunanların bu kavramdan etkilenmediği görülür. Bilakis ne kadar çok artan oranda dış-mihraklara benzerlik olursa, o kadar çok artan oranda “iç-mihraklar” yaftası kullanılma, işleve sokulma, eğilimi gösterilir.

Kısacası: “İç-mihraklar”da hem konum değişimi hem siyasal tutarsızlıklar hem de düşünsel sınır ihlalleri görülür. Dört elle sarılan bu kavram(yafta) saçma sapan bir değirmen gibi öğüterek çalışır.

“ATLANTİKÇİ(ABD’ci) AVRASYACI OLMAK”: Bu model, iki keskin hat üzerinde çalışır. İnsanları hızar makinası gibi iki kampa ayırır. Kullanımı, bireysele yönelik daha fazladır fakat gruplar hatta ırklar bundan kaçamaz. Bir siyasal görüş ortaya atıldığında kesin işleyişe sahiptir. Kaçılamayan bir sınıflamadır. Yani birini eleştirmek bile diğerici olmak anlamına gelebilir.

Kısacası: bu kavramda da büyük bir konum sapması vardır. Bunun içeriğine sahip olabilmek için ya Devlet (bürokratik kurum) olmak gerekir ya da kişisel elemanları gösterecekse devletin elit ayrıcalıklı zümresine, ekonomik pastanın büyüğüne, insan kitlelerine mesaj ulaştırabilecek medya-sanat-kültür alanında bulunan “meşhur” biri olması lazımdır. Bazı özel aileler de bu kavramın orta sınıfına sokulabilir, illa bir Atlantikçi ya da Avrasyacı bulunacaksa.

Özetle;

Bu tür düşman üreten kavramların bazı ortak özellikleri bulunabilir. Bunlar;

  1. Bu kavramlar hem bireysel hem de farklı yapılara uygulanan kavramlardır (dışarıda muhalif bırakmaz)
  2. Mutlaka ve muhakkak konumsal bir karışıklığa ihtiyaç duyar. Yani bunlar ait olmadıkları yere aittirler. Aşağının değil yukarının üstlenmesi ya da yukarıya yöneltilmesi gereken kavramlardır.
  3. Bu kavramlar sadece dışlamakla kalmaz daha ziyade yok etmek için ayarlanmıştır. siyasal pratikte büyük kitlesel felaketlere katliamlara yol açmak için kullanılır.
  4. Bu tür kavramların siyasal-düşünsel-varlıksal sınırları ve imkanları kasıtlı olarak belirsizleştirilir. Belirleme işi, “entelektüel değerlendirmeyi elinde tutan, kurumsal bilgiyi temsil eden” Üniversitelere-Akademilere aitken, buralar belirsizliğin yeri olarak görev yaparlar. Türkiye’de binlerce “Siyaset Bilimi” akademisyeni olmasına rağmen, bilimsel bir tanım yapılmaması, düşman üretme fabrikaları için büyük bir imkandır.

Ve son olarak; madem bu kavramlar vardır ve bir türlü şekilde sürekli geçerli kılınmaktadır o halde (bilimsel anlamda) Üniversitelere, Akademilere, Akademisyenlere “işbirlikçi-tetikçi” demenin daha doğru olduğu, ortadadır.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar