İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN FİKİRSİZ BAĞLAMI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN FİKİRSİZ BAĞLAMI

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN FİKİRSİZ BAĞLAMI

Servet KIZILAY

İstanbul Sözleşmesi olarak adı geçen önümüzdeki ciddi olguyu; insanın yeniden keşfi ve tanımlaması bağlamında, post-yapısal ve post-modern düşüncenin kurgusu bağlamında ya da en esaslı düşünsel temellerden olan Feminist Antropoloji bağlamında değerlendirmek, varsa eleştirmek aslında iyi-güzel olurdu.

Hatta daha geniş bir çerçeve içinde “Şiddetin” kaynağını ve kadına neden şiddetin yöneldiğini uzunca kritize etmek, daha sağlıklı olabilirdi. Yani meselenin merkezinde yer alan; “(toplumsal) Eşitsizlik”, “Şiddet” düşüncenin değerli konusu olabilirdi. Lakin ülkemizdeki müstesna durumlar buna pek izin verir cinsten değil.

Türkiye’nin modernleşme serüveni, değişim ve dönüşüm pratiklerinin; düşüncenin baş rol oynamadığını fakat vitrinde bir süs olarak her zaman geçirildiğini söylüyor. Hukuk yoluyla hizaya sokulma, hukuğun da bu ülkede çok farklı bir gösterge anlamı kazandığını ortaya koyuyor. Şimdi bu noktadan bakıldığında; İstanbul Sözleşmesi, Tanzimat’taki sürekliliğin bir parçası olur.

Yalnız arada şöyle bir fark bulunur: Tanzimat’taki kanun maddelerini takip edenler, raporlar hazırlayanlar yani komisyonlar, ekseri Gayr-ı Müslümler iken; İstanbul Sözleşmesinde “İzleme-takip Komisyonları” on küsür  “sivil” örgüten oluştu. Bu örgütlerin çoğunluğu, “sol”/ seküler kesimden oluşurken, az sayıda Muhafazakar örgüt de yer aldı. Fail açısından bakıldığında; büyük fail (Batı) değişmemiş fakat küçük fail(ler)de bir değişme söz konusu olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi devlet açısından, Bürokrasi açısından skandaldır fakat devlet bu tür skandalları bir süreklilik içinde istikrarlı sürdürür. Sözleşme TBMM’ye geldiğinde; parti purti ayrımı olmaksızın 246 kabul (o anda mecliste bulunan milletvekili sayısının tamamı), 0 Red, 1 adet çekimser (o milletvekili de kazayla bunu yapar, oyunu evet olarak düzeltme için dilekçe verir) oyla, toplam 26 dakikada silme geçmiştir.

Hiçbir konuda anlaşamayan, ülkede 40 yıldır iç-savaşı durdurmak için bile el ele vermeyen meclis, sözleşmenin geçmesi konusunda ender görülecek bir “fedakarlık”ta bulunmuş gibidir. Sözleşme; 24 kasım 2011’de mecliste geçip, 8 Mart 2012’de Resmi Gazete’de onaylanır fakat yazılanlara göre; sözleşmede geçen, “Cinsel Tercih” ibaresi yerini “Cinsel Yönelim”e bırakır.

Kısacası:

1-) İstanbul Sözleşmesini fikri temelde tartışmak çok fazla anlamı olmayan yönler taşır. Onun gerçek bağlamı, fikir-düşünce ekseninde yer almaz. Düşünce ekseni, sözleşmenin dekoratif süsüdür.

2-) İstanbul Sözleşmesi, engellenebilecek bir şey değildir. Burada asıl sorun; modern devletlerin teoloji üstü karakteri, şekillendirmeleri, baskıları, ellerinde oyuncak olan insanın pozisyonu vb…gibi konulardır.

3-) Hukuğun- Yargının ülkeyi zorla hizaya sokmaya çalışan konumu. Burada gelenek, örf, toplumsal yapı, tarih, kültür hem önemsiz hem de gereksizleşir.

4-) Örgütlerin, Lobilerin kirli ilişkileri. Takip Komisyonlarının Avrupa’dan dolaysız para almalarını, para karşılığında çalışmalarını hatırlayabiliriz. Ayrıca fakir-fukaraya, Kapitalizme, Avrupa Kolonyalizmine sözü kalmayan Türk “Sol”unun LGBT, kadınlar üzerinden pay kapma yarışı. Bu durum, tuhaf şekillerde ortaya çıkan bir bitişi de gösterir.

5-) İstanbul Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti açısından siyasal sorunların derinliğinin kapanmadığı daha fazla açıldığını ima eder. Meclis Kararıyla; Uluslar arası kararların herhangi bir çatışma halinde Anayasa Mahkemesine götürülmeden meclisten de üstün ve geçerli sayılması, korkunç bir ironidir. Ayrıca hem Avrupa Birliğine girmeyi bir taraftan red eden hem de diğer yandan Avrupa Uyum Yasaları konusunda her yasaya tartışmadan atlayıp kabul eden büyük bir siyasal şizofreni de bizleri bekler.

Yani fazla konuşmayın, Ağalar ne derse o olacak. Tıpkı daha önce olduğu gibi. Bizlere düşen en iyi vaziyet, canbazın hareketlerini değerli görüp daha fazla oraya odaklanmak ve ağzımızın çıktığı kadar heyecanla bağırmak, desteklemek ve mümkünse tempo tutmak…bu anlamda İstanbul Sözleşmesine karşı ya da taraf olmak saçmalıktır.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar