“Herkes Bizi Bekliyor:” BİR İDEOLOJİ OLARAK DEVLET - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

“Herkes Bizi Bekliyor:” BİR İDEOLOJİ OLARAK DEVLET

“Herkes Bizi Bekliyor:” BİR İDEOLOJİ OLARAK DEVLET

Servet KIZILAY

Türkiye’de “kamuoyu yaratma” düşünüldüğünün aksine çok başarılıdır. Toplumda beliren “ortak fikir-düşünce” üretiminde birçok aktör rol alır.

Aslında bunlara fikir yahut düşünce demek yerine ‘Kanaat’ demek daha uygun olur.

Her devlet bir kamuoyu yaratır ve o kamuoyuna yaslanır; toplumsal meşruiyet buradan elde edilir. Buraya kadar tamam, anlaşılır fakat biraz daha ileri gidip baktığımızda ortada çok ciddi sorunlar görünür. O sorunlardan;

a) bazısı dayanak noktasıyla, b) bazısı içeriği (kapsamıyla)  c) bazısı işleviyle, ilgilidir:

A) Dayanak noktası:

Türkiye’de Kamuoyu üretimi, genel dağılım olarak en fazla teolojiye yaslanır. Onu kullanır. Ondan beslenir, bitip tükenmeyen besin kaynağı gibidir.

Bu yüzden başta Diyanet, Cemaatler, Vakıflar, Dernekler, STKlar çok önemli görevlere sahiptir. Teoloji, dayanak noktasının fazlasıdır ama hepsi de değildir.

Ayrıca bu noktaya dayanan kanaatler, diğer kanaatlere göre süre acısından daha kalıcıdır.

B) İçerik:

İçerik iki alanda sorunludur. İlk alan; Kamuoyu dediğimiz yığının sınırlarıyla ilgilidir.

Türkiye’de Kamuoyu denilen şey, çok geniş bir sınıra sahiptir: Üniversiteler-Akademiler-Medya-Aydınlar-Kanaat önderleri, ..vb  araçsallaşmış bir Kamuoyudur.

Bunlara Althusser’in tanımladığı şekliyle “Devletin İdeolojik Aygıtı” demek büyük ölçüde yanlıştır. İkinci Alan; Kamuoyundaki geçerli Kanatlerin (fikir ve düşüncelerin) hem mantıksal açıdan hem bilimsel-nesnel açılardan tamamen yanlışlanabilir olduklarıdır.

Yani ortalıkta siyasi fikir adına hangi şey dolaşıyorsa, irdelendiğinde genelde beş para etmez bir çöp olduğu anlaşılabilir.

C) İşlevi:

Bu alan, En tehlikeli taraftır. İnsanları her türlü yıkım ve felakete alıştıran, her türlü felaketleri meşru-doğal-normal gösteren işlevsel roldür.

Mesela; “Devletlerin çıkarları vardır ve devletler ona göre davranır” sözü şayet mutlak bir gerçek içeriyorsa, Teolojiyi yardıma çağıranların hepsi ya aptal ya da ruh hastası sayılması gerekir. Hele hele iki “Müslüman devletin” savaşında durum daha vahimdir.

Aristoteles’in dediği gibi; Tabiatta nasıl boşluk yoksa, Teoloji ve Metafiziğin yokluğunda bir boşluğun olması beklenemez.

Devlet- Ekonomi-Teknoloji- Bilim değişik şekillerde boşluklara yerleşmişe benziyor.

Siyasi alanda bunu fark edenlerin başında Carl Schmitt gelmişti. O, modern devletlerin tersinden bir Teolojik karakter taşıdığını söyledi. Yani devletler kendinden menkul gerçekliklere sahip yapılar olarak her yerde ve her şeyi kullanarak hayatlar üzerinde tasarrufta bulunma gücü ve meşruiyeti elde ettiler.

Türkiye’de de devlet sadece bizleri yönlendiren bir mekanizma değil ruhumuzu ve düşüncelerimizi emen ona da sahip olmaya çalışan bir şey olma arzusundadır.

Bu anlamda Türkiye’de tek bir ideoloji vardır; o da devlettir. Diğer bütün şeyler onun araçlarıdır. Genel olarak devletler, insanlık için büyük problemdir. Seküler tanrılar olarak üzerimizde sürekli olarak zar atarlar ve sürekli kurban seçerler.

Piyasada dolaşan ve Türk Enteleküellerin o büyük dehasından çıkan, bizleri ikna etmeye çalışan, “Herkes Bizi (Türk devletini ya da Osmanlıyı) Bekliyor” sözü de diğer ortalıkta dolaşan kanaat gibidir; bunun ne mantıksal tutarlılığı ne nesnel geçerliliği vardır.

Yani; kimsenin kimseyi beklediği falan yok; hele siyasal egemenlik için. Bölgedeki şiddet ve savaşın, yıkım ve felaketlerin bu denli “normalleştirilmesi” ancak organize olmuş bir aptallık, sarhoşluk, şuursuzlukla izah edilebilir.

Madem ideoloji bir yanılsamadır ve kötü bir şeydir, o halde bizleri özellikle şiddet ve savaşa yönlendiren en büyük ideolojiyi sürekli sorgulayalım.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar