Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

ERDOĞAN’A “REİS”Mİ DİYECEĞİZ YOKSA “BAŞKAN” MI?

ERDOĞAN’A “REİS”Mİ DİYECEĞİZ YOKSA “BAŞKAN” MI?

Servet KIZILAY

İsimlerin; kişilerin kaderini belirlemesi inancı, çok uzun geçmişi olan Antropolojik serüveni içerir. İsmin (adın) temsil ettiği şeyi tamamen şekillendirdiği, onu tamamen yansıttığı, aralarında koparılamaz bir bağ olduğu düşünülür.

Mesela; Halk “cin” yerine “üç harfli” der. Yahut “verem” için, “ince hastalık” sözünü kullanılır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Her kültürde özellikle kötü şeyler çağrılmamaya ya da adlarını zararsız yaparak dile getirmeye özen gösterilir.

Bunun sebebi, bir ismin onun temsilinden farklı olmayacağıdır. Yani insan kötü şeyleri çağrınca, kötü şeyleri bizzat çağırmış, o kötü şeyler de bizzat gelmiş olur. Günümüz Post-modern düşünce ikliminde bu ilişkiyi ilkel zihnin ürünü olarak görme eğilimi vardır ve isim ile temsil ettiği şey arasındaki bağ çözülmeye çalışılmıştır (“temsil sorunu”)

Yakından bakıldığında siyasal isimlendirme (lakab) da sözü edilen Antropolojik süreçten pek uzak değil. Halk, Erdoğan’a “Başkan”dan önce “Reis” dedi. Bunu yaparken gerekçe olarak; duygusal, içten, samimi, sıcak bir bağ kurma amacıyla gerçekleştirmiş olabilir.

Çünkü Resmi isimlendirme; dışsal, soğuk ve mesafelidir. Lakin “Reis”liğin yaygınlaşması, Erdoğan’ın da “Reis-lik”i devralmasını beklemek, onu aslında çıldırtmanın, keskinleştirmenin bir başlangıcıydı ve başlangıç olduğu da görülemedi.

Almanya’da Hitler için; Führer (klavuz),

İtalya’da Mussolini için; Duçe (lider),

İspanya’da Franko için; El Caudillo (önder),

Rusya’da İosif Vissariyonoviç Çugaşvili –bizim Josef Stalin olarak bildiğimiz- Stalin (çelik),

Çin’de Mao İçin; Başkan (başkan mao),

Siyasal lakablar kullanılmıştı. Ülkemizde M.Kemal için; Ebedi Şef – Ulu Önder, İsmet İnönü için; Milli Şef, lakablarını hatırlayabiliriz.

M.Kemal için kullanılan lakab, diğerlerinden farklı olarak sadece siyasal vurgusu daha belirgin karakter taşımaz. Siyasal vurgunun yanı sıra  teolojik içeriğin de lakaba eklendiği görülür.

Bir siyasi öncüyü-şahsiyeti çıldırtmak, onu güvenlik politikalarına hapsetmenin en iyi yollarından biri isimlendirmedir.

Yani onu, mutlak fail bir “özne” olarak çağırmaktır. İsimler kişiye belirli yüklemelerde (rol ve görevde) bulunur. Bir siyasi öncüye mutlak fail bir “özne” olarak “Reis” dendiğinde; O, isim üzerinden toplumsal bir göreve çağırılmış olur.

Bu çoğu zaman büyük bir “kurtarıcı”yı içerdiğinden dolayı hem başta o kişi hem de toplum olmak üzere bir dizi çıldırma, kontrolü kaybetme halini yaşanır.

Başkanlık siteminden dolayı Erdoğan’a “Başkan” denmesinin çok yanlış olmayacağını söyleyenler de (bu kişiler genelde “siyaset dâhisidir” ve dışardakileri işi bilmeyen, zavallılar olduğunu düşünür)  açık bir şekilde aynı hatayı tekrarlar. “Başkan” lakabı, Mao’nun ayrılmaz bir parçasıydı ve arkasında felaket bir miras bırakmıştı.

Erdoğan için kullanılması gereken şey; -siyasi de olsa- bir lakab değil, resmi bir Ünvan olmalıdır.

Bu, her açıdan daha uygundur: Cumhurbaşkanı Ünvanı; hem resmi hem hukuksal bir tanımlamayı, görev sınırlandırılmasını gösterir.

Ayrıca bu göstergenin nötralize karakteri yani yansız-lık, tarafsız-lık özelliği, siyasal içeriği keskinleştirmeden tamamlar. “Reis-Başkan” vb gibi şeylerin kullanılmasının devam etmesi; Erdoğan’ı güvenlik politikalarına, anti-demokratik uygulamalara, bunlar da Onu “diktatörlüğe” kadar sürükleyen kaçınılmaz kaderini gizlice hareket ettirir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar