Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

DOLAYLI SAVAŞLAR...

DOLAYLI SAVAŞLAR...

Servet KIZILAY

Akla gelebilecek her türlü rezilliği en açık-dolaysız- bir şekilde yaşayan Şark (“Müslüman” Devletler), şiddeti-savaşları en dolaylı bir şekilde yürütmeyi marifet biliyor. Böyle olması da oldukça işine geliyor. Yani kullanılan ve sevilen bu dolaylama yöntemi, devletlere hem mazeret bulmada iyi bir kaynak hem de kendi güçsüzlüklerini gizleyen perde oluyor.

Sanki tüm Şark (“Müslüman” Devletler) “Kızım sana söylüyorum, Gelinim sen anla!” Atasözünde mutabık kalmış gibi, katliamlarla, vahşetlerle bir yerlere mesaj verme yarışına girmiş görünüyor. Katliam ve Vahşetler arttıkça ve keskinleştikçe, “mesaj”ın ilgili yere (adrese) net biçimde verildiği kabul edilir.

Burada formüle edilen şey basitçe şudur: İç-Mihraklar-düşmanlar (vatan hainleri, maşalar, piyonlar, kuklalar, işbirlikçiler..vb) ne kadar şiddetli yok edilirse o kadar Dış-mihraklar-düşmanlar cezalandırılmış, yenilmiş olur.

Peki bu “hesaplaşma” için ne yapar devlet(ler)? Silahı yani savaşın en temeli olan araç-gereci yine Dış-Mihraklardan satın alır. Öte yandan Dış-mihraklarla başta ekonomik, kültürel, eğitim olmak üzere her türlü “işbirliğine” en hararetli şekilde katılırlar. Şayet Türkiye’nin modernleşmesini ve halen süregiden işleyiş düşünülürse; Maşa-Piyon-Kukla söyleminin bir gerçeği değil tek taraflı hareket eden siyasal söylemin parçası olduğu anlaşılabilir. Kısacası; “İşbirliği” ile “işbirlik-çi” arasında bir şiddet farkı vardır.

Ortalama bir zeka seviyesinin kabul edemeyeceği politik söylemler, başta ülkemiz olmak üzere tüm coğrafyada bir hakikat olarak benimsenip sahiplenmektedir.

Türk Siyasi Tarihine baktığımızda “maşa-piyon-kukla-işbirlikçi” gibi siyasal söylemler, İttihad-Terakki döneminde sistemleşmiş; ilkin, gayrı Müslimlere yönelik kullanılmış (misak-ı milli dışındakileri) sonra, Ulus devlet sınırları içinde kalan gayr-ı Müslimlere (Ermenilere-Rumlara) daha sonra, Ulus devlet dışında kalan Müslim ahaliye, en son olarak da Ulus devlet içinde kalan Müslim ahaliye şiddetle uygulanmıştır.Mesala; İttihadçı Cemal Paşa, Suriye’de “İngilizlerle işbirliği yapıldığı” gerekçesiyle aralarında yüzlerce 10 ila 15 yaşında çocuğun bulunduğu  ahaliyi canlı canlı kazıklara geçirmiştir.

Cumhuriyet İdeolojisi, İttihadçı çizgiyi en ileri düzeye taşımıştır. Cumhuriyet kurulduğundan beri milyonlarca iç-mihrak düşman üretmiş, politikalarını da bunlar üzerinden sürdürmüştür. Adeta bir düşman üretim fabrikası gibi çalışmıştır. Nefret, belirli bir alanda hapis kalamadığı için toplum tarafından hava gibi su gibi doğal bir alışkanlığa dönüşmüştür: Ermeni’ye “ermeni dölü” Araplara “köpek ismi olarak: arap” Kürtlere “kıro” Cumhuriyet ideolojisinin İttihadla en büyük farkı(yarışı), kendi içinde iç-mihrakları daha çeşitli hale getirmesi, genişletmesidir. Bir de metodta bir değişime gitmiştir: İç-mihrak, sürekli (sabit)ve süreksiz (değişken) olarak ya da “Strateji” / “Taktik” olarak daha kullanışlı, işlevsel konumlamıştır.

İçinde yer aldığımız bölgede savaşların bu denli “dolaylı” yürütülmesinde ısrarın altında, basit bir ilkellik (vahşilik) olmakla birlikte  sanat, edebiyat, düşünce..vb gibi alanlarda üretim ihtiyacını şiddet-savaşla giderilmek istenmesi gibi sapıkça bir anlayış daha doğrusu bir karıştırma da  olabilir.

Çünkü dolayım (dolaylama); sanatta, edebiyatta vb kısacası soyutlamada vazgeçilmez bir şeydir, siyasette yok etmek, baskı altında tutmak, yönlendirmek, gözetmek gibi işlevlerde pek işe yaramaz. Genel olarak Sembolizm ve temsil, siyasetin vazgeçilmez bir ritüelidir, parçasıdır fakat milyonlarca insanın canı-malı üzerine zar atılmasını temin ve tesis eden bir söylem olan iç-mihraklar, apayrı bir şeydir.

Bu Konuda iki durum atlanmaması gerekiyor: Bugünkü “Vekalet savaşlarındaki” vekalet, iç-mihraklardan hem konum hem de işlev olarak farklıdır, karıştırılmamalıdır. İkincisi ise; dış-mihraklarla ilgili bir meseledir: Neredeyse 1945’ten sonra tüm savaşlar Batı dışında gerçekleşmiştir (tek istisna Bosna’dır). ABD, sadece Irakta 1.5 Milyon insan katledilmesinde baş aktör. Hem de direkt askeri yollarla bizzat oraya girerek sahneden rol aldı.

Bu tür veriler önümüzde apaçık durmaktadır fakat karanlık kalan şey, devletlerin neden dış-mihraklara karşı iç-mihraklara yöneldikleri gibi yönelmedikleridir. İç-mihraklara en dolaysız yapılanlar, dış mihraklara en dolaylı şekilde yapılır. Bir de iç-mihrakların her türlü taleplerinin illa dış-mihrakların dolaylı istekleri, talepleri olduğu hangi kanıtla ortaya koyulabilmiştir?

Nereden bakarsak bakalım, coğrafyanın altının toplu mezarlığa, üstünün koskoca bir yetimhane döndüğü gerçeğini saklanamıyor, mızrak çuvala sığmıyor; sakat kalmalar, çocuk kaçırılmaları (çocuk pornosu, organ mafyası..vb), tecavüzler, yıkılan şehirler, acılar, vahşetler… ve üstelik tüm iğrençlikler, kendince “haklı” meşru gerekçeler taşıyor.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar