DİNSEL CEMAATLERİN SUÇLARI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

DİNSEL CEMAATLERİN SUÇLARI

DİNSEL CEMAATLERİN SUÇLARI

Servet KIZILAY

Son dönem ülkemizde daha sistematik şekilde artan bir anti-teolojik tutum var. Dinsel cemaatler, Toplumsal açıdan; ahlaki gerekçelerle, üniversiteler-Akademiler-Aydınlar açısından; bilimsel bilgiyle ilgili gerekçelerle, siyaset açısından; siyasi kullanım gerekçeleriyle yoğun yıkıcı bir eleştiriye (bombalanmaya) maruz kalıyor. Yani cemaatler “ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabiliyor”. Toplumsal açıdan; tecavüzlerle, para gözlülükle, sahtekarlıkla, dolandırıcılıkla yani ahlaki çürümüşlükle gündeme oturtuluyor.

Üniversiteler-Akademiler-Aydınlar açısından; bilimsel bilgi karşısında genel olarak Teoloji düşük hatta açıkça geçersiz sayıldığı için, inancın bilgiden/bilmekten değersiz olduğu kabulüyle ilkel, mitolojik düşüncenin parçası görülüp “hurafeci” sayılıyor. Siyaset açısından; işini görüp görmemeyle ilgili olarak “alet” şeklinde kullanılmak isteniyor. Böylelikle kendi siyasal ideolojisine, stratejisine, taktiğine, hizmet ederken yere göğe sığdırılamayan “kahraman” cemaat(ler) bir gecede, terörist olabiliyor.

Peki bu doğru mu? Yani Türkiye’de sadece (dini) Cemaatler, vakıflar, dernekler, STKlar mı çürümüş? Sadece onlar mı bitip tükenmiş yapılar? Onlardan kurtulduğumuzda mı, sorunlar çözecek? En önemli sorun, onların işleviyle mi ilgili yoksa varlığıyla mı ilgili? Yani işlevini yerine getiremediği için mi yoksa varlığı ortada kaldıkça sorun kaynağı olduğu için mi kötüler (yok edilmeliler, onlardan kurtulmak zorunluluğu bulunmakta)?

İlk önce dini cemaatlere, vakıflara, derneklere, STKlara laf söyleyenlere bir bakalım ve resmin bütününde bunların ne durumda olduğunu görelim:

Türkiye’de Cemaatlerin-vakıfların-derneklerin-STKların sivil olmadıkları ve kalamadıkları yadsınamaz bir gerçektir fakat Üniversitelerin-Akademilerin-Aydınların sivil olduğu ya da sivil kaldıkları nasıl iddia edilebilecek? Hatta tam tersi; o, çok nefret ettikleri cemaatler bunlara rahmet okutacak kadar “sivil”dir. Ülke, herkesin askere gittiği lakin kimsenin teskere alamadığı bir kışla gibi iken neden tek sorumlu bu cemaatler Ya da din olacak? Şimdi soralım: Türkiye’deki üniversiteler-Akademiler-Aydınlar yalnızca bilim aşkıyla yanıp tutuşan, bilgiyi her şeyden üstün tutan kurum-kuruluş-kişiler mi? [Kaldı ki; “bilgiyi her şeyden üşütün tutmak” da bir mitdir; şimdi buna girmeyelim] bu güruh (Akademisyenler-Aydınlar) ülkedeki tüm anti-demokratik durumların yerleşmesinde dahası üretilmesinde suçları-kabahatleri yokmuş gibi konuşup hüküm vermektedir. Bunların siyasal işlevlerine bakarsak, daha büyük bir skandal bizleri bekler. Hepsi ülkedeki GLADYO Yapılara sistematik bir şekilde katkıda bulunmuşlardır fakat onların “yoğurdu hiç kararmaz”.

Türkiye’de Cemaatlerin-vakıfların-derneklerin-STKların siyaset tarafından her zaman kullanıldıkları yadsınamaz bir gerçektir fakat devlet onları kendi araç ve yöntemleriyle hem  kontrol etmekte, denetim altında tutmakta, hem yönlendirmekte hem de onların siyasal ilişkileriyle ilgili hesap kesmektedir. Yakından bakıldığında; Türkiye’de Dini-diyaneti siyasete alet edenler cemaatler-vakıflar-dernekler-STKlar değil, Devletin (siyasal organizyonun) kendisidir. Yani Devlet akla gelemeyecek çeşitlilikte bunları kullanıp sonra “papaz” ilan etmeyi bir refleks haline getirmiştir.

Türkiye’de Cemaatlerin-vakıfların-derneklerin-STKların toplum tarafından itibar kaybı yaşadıkları, ahlaki pozisyonları kaybettikleri yadsınamaz bir gerçektir fakat cinsel istismar, iki yüzlülük, sahtekarlık, dolandırıcılık, dünya perestlik, vb olan sadece bunlar mıdır? Toplumsal ahlak çok mu düzgündür ya da çok mu farklı işlemektedir? Yani sakallı cübbeli “allah adıyla” dolandırıyor da bu halk o tarzı kullanmadığı için mi problem ortaya çıkıyor? Burada bazı genel şeyler söyleyelim: a) ikiyüzlülük-sahtekarlık-dolandırıcılık konusu; cemaatler ve toplum (halk) arasında tek taraflı bir durum söz konusu olamaz; aradaki “fark”, tarzdan kaynaklanır, bütün gürültü ikiyüzlülüğün, sahtekarlığın, dolandırıcılığın yapılış biçimindeki farkta koparılır, b) cinsel istismar; bu mesele çok uzun içeriğe sahiptir fakat şöyle genel bakarsak cinsellik; modern hayatta her yere serpilmiştir, her yerdedir. Çocuk istismarı meselesi, kiliseye karşı üretilen bir savdı fakat onu üretenler “çocuk pornosu” çekenlerdi, kilise bunu yapmadı. Din, modern hayatta aklınıza gelecek tüm istismarların sorumlusu olmamasına rağmen faturayı ödeyendir. Bugün çocuk çizgi filimlerinde bile cinsel subliminal içerikler-mesajlar bulunmakta. Artık çocuklar bile güvende değil hep taciz altında. Ülkemizde “Aleyna tilki”yi alkışlayan halkın cemaatleri çocuk istismarcısı görmesi başka bir skandaldır, c) “Dünya perestlik” meselesi, Cemaatlere özgü bir durum değildir. Diğerleri ne kadar dünya perest ise onlar da o kadar (belki daha az) dünya peresttir. Her şeyin  niceliksel ölçüldüğü, maddeyle algılandığı, paranın bir Tanrı olarak tüm mitolojik öğeleri geride bıraktığı bir dönemde yalnızca Cemaatlerin buna meyil ettiğini söylemek, adaletten uzak bir durumu gösterir.

Kısacası:

Resmin bütününde ortaya çıkan tabloya bakmak gerekir. Şayet bir hüküm verilecekse bütün üzerinden değerlendirmek, bizleri ilkel düşünüşten kurtarır. Cemaatler de diğer yapıların bir “devamı”dır, öyle ya da böyle bir uzantısıdır. Tuzun koktuğu yerde “günah keçisi” aramak, Şark düşünüş tarzının bir parçasıdır ve beş para etmez bir ilkellik üretir durur.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar