Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

DİKTATÖR MÜ, DEMİŞTİNİZ!?!

DİKTATÖR MÜ, DEMİŞTİNİZ!?!

Servet KIZILAY

Her zaman konuşmaya başlamadan önce, konuşan bir şeyler vardır.

Buna ‘Arka Plan’ denir. Arka Plan, bir durumun, bir olgunun insanlarda oluşmuş algıları, anlamlandırmaları kısacası kodlarıdır. Bu kodlar, özellikle siyasal şeyler söz konusu olduğunda, oldukça yüksek biçimde manipülatif imajlar ve kavramlarla dolmuş, doldurulmuş olabilir.

Yani; daha ağzını açmadan senden önce konuşan şeyler, seni bir yerlere sıkıştırıp etiketleyebilir. Bizim gibi ülkelerde çatışma teorisinin de etkisiyle; karalama, negatif konumlama, dışlama, ötekileştirme, kamplaştırma gibi arka plan kodlarıyla iş görmek, adeta meslek haline gelmiştir.

Bu girişi yapmamın sebebi, yazının bir yandaşlık ya da savunma yazısı olmamasıdır. Yani önceki olumsuz kodların önünü bir nebze kesmek için bir açıklamadır.

Ayrıca bu tür kodlamalar, tıpkı diğer bir sürü kodlar ve kanaatler gibi ucuz ve değersiz bir nitelik taşır. Kitlelere bol bol sunulan olumsuz kodlar, onları katı bir şekilde şartlandırır.

Ülkede nerdeyse bütün yapılar, popüler imaj ve droje kavramlarla insanları şartlandırmak için yarışa girmişe benziyor. Siyaset de olabildiğince bu kurgu üzerine inşa ediliyor.

CB Erdoğan’a hem içerde hem de dışarda (Avrupa basınında) sıklıkla yapıştırılan “Diktatör” tanım ve konumlamasının; gerçekten bir doğruluk içerip içermediği, hangi şartlarda bunun mümkün olduğu, Siyaset Biliminin neler söylediği ve söyleyeceği vb gibi düşünceyi zorlayan şeylere başvurulduğunda ortaya başka tablo çıkar.

Şayet ‘sonuç olarak siyaset’ üzerinden okunursa, Erdoğan’ın “Diktatör” Olması bir sıralamaya girmesi gerekir.

Yani Ona Diktatör demek için  

1) Üniversitelerin- Akademilerin,

2) Strateji kurum ve kuruluşların,

3) Medyanın,

4) Cemaatlerin, Vakıfların, Odaların, Derneklerin, STK’ların,

5) Entelektüellerin, Aydınların…vb (bu listedeki sıralama uzatılabilir ve sıra düzeni değiştirilebilir) tümünün bir sonucu olarak (son sıraya konarak) Diktatörlüğün değerlendirilmesi gerekir. Bu okuma tarzına göre; listedekilerin tümünün demokrasi karnesine bakılıp değerlendirilmesi söz konusu olur.

Onların hangi Demokratik kriterleri yerine getirdikleri, hangi ölçüde başarılı olabildikleri, tekrar sorgu konusu olur. Çünkü Diktatör, bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır ve sonda yer alır.

Siyaset Biliminde niceliksel (birlik-çokluk) ayrımına göre, kurum ve kuruluşlar Diktatör tanımlamasını alamasa da; Otoriter ve Totaliter eğilimler yüklenebildikleri için Diktatörlüğü başka şekillerde canlandırabilirler. Listedekilerin adeta Oligark yapıları, Diktatörü tersinden tamamlayacak boyuttadır.

Diğer bir nokta da; Diktatör’ün nasıl mümkün olabildiğidir. Siyasal Psikoloji; siyasal rollerin üstlenilmesi ve yürütülmesinde Diktatörün tek olmadığını bizlere söyler. Yani Diktatör denilen kişi, Demokrat kurum ve kuruluşların olduğu, siyasal düşünce ve algıların sağlıklı şekilde işlediği bir yerden-zeminden çıkmaz.

Buna göre; kişi, Diktatör olamaz fakat Diktatör yapılır. Genel olarak siyasal rollerin verilmesi/üstlenilmesi süreci, birbirini etkileyen ilişkileri kapsar: Kişinin Diktatörlük eğilimleri ile toplumun (listedekilerin) Otoriter ve Totaliter eğilimlerinin birleşmesi ilişkisi üzerinden değerlendirmede bulunmak daha doğru olduğu söylenir fakat Diktatörü bir sonuç olarak görürsek, en büyük pay kişiye değil siyasal-sosyal yapıya ait olduğu görülür.

Öyle ya; Erdoğan’ı hangi siyasal kanun ve uygulamalarına itiraz ya da katkı ya da düzeltme yaptılar? Yalnızca çıkar ilişkisi üzerinden kurulan temaslar ve kurgulardan söz edilebilir. Öteyandan ‘Başkanlık Sistemi’ gibi geniş yetkileri kişiye yüklemek sonra Diktatör diye yaftalamak, ahlaki de görünmez.

Erdoğan’ı Diktatör ilan eden Avrupa’nın (basının) zamanında Gladyo oluşumların lojistiğini yapmış Tüsiad gibi anti-demokrat yapıların Demokrasi karnesine bakmaması, değerlendirmemesi yanlı bir tutum oluşturur.

Şayet bakmış olsaydı, Diktatörün karşısına ideal olarak koyduğu, gösterdiği yapıların Diktatör dediğinden çok daha beter olduğunu anlayabilirdi. Buradaki mesele, ilkeler olmadığından bu tür şeyleri sormak, akıllarından geçmez.

Özetle:

  1. Türkiye’deki siyasal kurum ve kuruluşların ve toplumsal hayatın; Otoriter ve Totaliter karakter ve işleyişine bakılmaksızın Yalnızca bir kişi üzerine Diktatörlüğü yıkmak en ucuzundan Şark Kurnazlığıdır.
  2. Diktatörlük, kişilik meselesi değil daha çok sistem meselesidir
  3. Çatışma teorileri, Türk siyasal hayatının baskın yeğane tarzı iken Diktatör aramak, başka bir tutarsızlıktır.
  4. Yalnızca Muhalafet Partilerinin değil diğer sivil-resmi (listedekilerin) yapıların hep birlikte İnsan hakları-özgürlük-eşitlik-adalet gibi unsurlardan ısrarla kaçarak, mesafeli durarak Diktatör aramaları, hata denmeyecek kadar büyük fecaattir.
  5. Bir yerlerin Askeri olmayla övünen sözde muhalefetin ve insanların Diktatörden şikayet etmeleri hem ahlaki hem de zihinsel açıdan doğru olmaktan çok uzaktır.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar