Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

DARBE NE KADAR UZAKTA? TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK...

DARBE NE KADAR UZAKTA? TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK...

Servet KIZILAY

“Darbe” sözcüğünden iğrenmek bir moda fakat darbeyi sağlayan şartlardan kimsenin o denli iğrendiği yok.

Geçenlerde sosyal medyada atılan-yayılan bir mesaj, çok uzak sandığımız darbenin çok da uzakta olmadığını gösterdi. Yani Türk siyasal hayatının hayaletleri yok olmamış sadece gizlenmek için saklanmış, dedirten olgulara sürekli şahit oluyoruz.

Siyasal bir sonuç olarak darbe, konuşulmaya ve tartışılmaya her zaman açılabiliyor. Yani onu eleştirecek düzinelerce kahraman bulunabiliyor. Lakin darbe neyin ya da nelerin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor? Buna karşı ne tür önlemler alınabilir?

Şeklinde anti-darbeci soruları irdelemek, başka büyük sorunlarla yüzleşmeyi gerektiriyor. Öyle görünüyor ki; darbe yapmak, darbeyi önlemekten daha kolay süreçler içeriyor. Yine böyle?  Çünkü darbeyi ortaya çıkaran nedenler, üstesinden kalkılamayan sosyo-kültürel, ekonomik sorumlulukları bünyesinde barındırıyor.

Gerçek bir yüzleşme olmadan darbeden kurtulacağını sanan bir siyaset tarzı ve anlayışı, bütün bölge ülkelerinde yürürlükte. Sadece bölge ülkeleri yani Müslüman ülkeler mi?

Hayır! “üçüncü dünya” kavramsallaştırmasıyla tanımlanan ülkelerin hemen hemen hepsi benzer bir durumda. Bir şeyin sadece ülkemizde olması değil dünyada da olması, bizlere psikolojik bir rahatlama sağlasa da bu tür şeyler problemleri çözmeden bırakıyor.

Her problem hele hele siyasal ve toplumsalsa bir çözüm talep ediyor. Son iki yüzyıldır hıza dayalı, yetişmeye dayalı bir girdapta dönüp duruyoruz. Bu anlamda genel olarak “Acilcilik”, sadece siyaset alanında değil hayatımızın her alanını öyle ya da böyle teslim almış bir kader gibi bizleri takip etmekte.

Tünelin ucuna her geçen gün daha fazla yaklaştığımızı düşünüyor fakat gördüğümüz o ışıkta da emin olamıyoruz. Siyasal gelişmeler de tünelin ucundaki ışık için hiç de umut verici biçimde parlamıyor. Işık olabildiğince keskin bir parlaklıkla çatallanan farklı yolları gösteriyor: Darbe ya da Demokrasi.

Madem acilcilik kendisinden kaçılamayan bir süreç olarak kendini dayatıyor, içine aldıklarını hızlıca sürüklüyor, o hâlde buna uygun fakat radikal bir biçimde öneriler sunalım:

1- “Vatan haini, düşman, terörist" vb.. ötekileştirici, ayrıştırıcı, söylemden, anlayıştan kurtulmalıdır. Her eleştiriyi yıkıcı görmekten uzak durmak (deden sakallı olabilir fakat her sakallı deden değildir) gereklidir.

2- Ülkede halka kadar inmiş sosyal yarılma yumuşatılmalıdır. Tarafgirlikle sadece gerilim alanlarını besleyen başka problemler üretilir. Bundan sakınılmalıdır.

3- Yürürlükte olan siyasal kabullerden “Yerlilik ve Millilik” içeriğinde taşıdığı göstergeler dolayısıyla Darbeyi üreten ve meşrulaştıran unsurlar taşımaktadır.

4- Popüler siyasetin ürettiği başka problemler, dönüp dolaşıp yolu darbeye çıkaran çözümsüzlükler barındırmaktadır.

5- Yalnız Türkiye’nin değil bütün bölge ülkelerinin tek çare olarak sarıldığı “Güvenlik Politikaları”nın nesnel bilimsel olumlu bir karşılığının olmadığını görülmesi gerekmektedir.

6- Yan yana gelinmesi imkansız sayılan, dışarda tutulan akademisyenler, düşünürler, entelektüeller (bir çarpıda sayacağımız bazı isimler buna örnektir; Nuray Mert, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Murat Belge, Ali Bulaç, Mümtazer Türköne ve yüzlercesi…)  ile masaya oturulmalıdır.

Bunlar Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde birçok siyasal dayatmaları esneten hatta yıkan olumlu roller üstlenmiş kişilerdi. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye’deki cemaat, vakıf ve STKlardan daha aktif pozisyonda oldukları, olgusal bir gerçekliktir.

7- Demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet gibi evrensel niteliğe kavuşturulmuş değerler üzerinden ya da bunları farklı kategoriler üzerinden tartışarak problemleri giderme yolları aranmalıdır.

Burada sıralanan liste farklı kesimlerce dile getirilmiş olması önemli değildir. Hatta daha geniş kapsamlı çalışmalar mebzul miktarda bulunmaktadır. Türk siyasi hayatının bunalımı uzun süredir devam etmektedir. Dolayısıyla bunlar yeni şeyler değildir sadece kabullenilmesi mevzu bahis olabilir.

Darbeden önce darbeye giden yollarla mücadele edilmesi gerekiyor. Yoksa darbe bir kabus olarak üstümüze çökecek gibidir. Sivil alandaki bütün tıkanmalar, silahlı kuvvetleri yardıma çağıran bir işaret fişeği olmuştur.

Bu kısır formüllerden, bu kısır döngüden kurtulamazsak darbenin ayak sesleri sandığımızdan çok yakındadır. Mesela; Başkan Erdoğan’ın görev süresinin dolmasına teorik olarak henüz uzun yıllar olmasına rağmen pratikte çok farklı sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.

İşin ilginç tarafı da şudur: “Kürtler için her şeyi devletten bekliyor!” denir fakat görülüyor ki; Türkiye’deki üniversiteler, akademiler, aydınlar, entelektüeller, demokratikleşmek için her şeyi -Kürtlerden daha fazla- Devletten bekliyor. Bu ise başlı başına büyük bir ironi ve ahlaki yozlaşma olarak karşımızda duruyor.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar