CİNSEL-POLİTİK… - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

CİNSEL-POLİTİK…

CİNSEL-POLİTİK…

Servet KIZILAY

 

“Cinselliğin Politik Algıda Silah Olarak Kullanılması.”

Cinsel-Politik kavramı, ilk bakışta cinsiyet politikalarını; kamu, yasa, devlet gibi eksende sürdürülen, oldukça teknik içerimlere de sahip bazı şeyleri akla getirebilir fakat burada cinsel-politiğin; kullanışlı bir araca çevrilen ve politik algıyla kamuda bütünleşen adeta bir operasyon parçası olan yönüne değinmek yani ikincil tarafını vurgulamak istiyoruz. Demek ki; değineceğimiz cinsel-politik, pratik bir algı silahı ve o silahın tesirleri.

Türkiye’nin sosyal ve siyasal şartlarını (buna ilave siyasi tarihini) göz önüne aldığımızda; bu ülkede yaşayan hemen hemen herkesin iki dakikada değersiz varlığa, çöpe çevrilebileceği rahatlıkla söylenebilir: İnsanlar; ya dini (cemaat-tarikat vb) aidiyetiyle ya düşünceleriyle ya bağlı olduğu Irkıyla ya şiveleriyle ya yaşadığı bölgeyle hatta şehriyle..vb yüzlerce tasnif edici, değersiz olarak ötekileştirici -“öteki” illa zorunlu olarak kötü olan demek değil- kanaatlerle kağıda dönebilir.

Türkiye, adeta bir fay hattı cenneti. Toplumsal sağlığı korumada, iç barışı sağlamada binbir zorluk yaşarken bu yetmezmiş gibi üstüne bir tuğla ateş daha ekleniyor. Bunun temel nedeni, aslında hakim bir iddiada yatıyor: “Çatışma, güçlendirir!” yani Çatışmacı teorinin, herkesi ikna etmesi ve herkesi esir alması. Oysa üstün değil normal zekaya sahip insanlar bizim gibi ülkelerde çatışmanın; bir yıkım ve felaketten başka bir anlama gelmediğini, şiddet ve savaşı hem meşrulaştıran hem de ona alışkanlık kazandıran maymunlaştırıcı rolünün olduğunu, kolayca görüp anlayabilir.

Türkiye adeta bir kağıt fabrikasına dönmüş, insanlar birbirlerini değersiz kağıt gibi katlerken (origamici değersiz kağıdı katlayıp değerli şeye benzetir yani bunun tersi) cinsel-politiğin bu genel gidişatın yeni bir parçası, yine bir destekçisi olduğu sürpriz sayılmamalı.

Cinsel-politik kısaca; kamuda çekilen, insanların (bilhassa “muhalif” olarak işaretlenin) onur, itibarını kırmaya, onları etkisizleştirmeye yönelik, cinsellik üzerine kurulu (ahlaki değerleri kullanan) bir algı operasyonudur.

Şimdi bunun pratik örneklerine bakalım: Fetö kapsamında işlemler sürerken; “Ablalar evlerde grup seks yapıyor” (bir başkası da; “Fetö evlerinde talebeler ot-uyuşturucu- yetiştiriyor”) diye haber-algı- yapılması. Bu algı operasyonda muhafazakar bir basın organın yer alması manidardı. Muhalif bir cemaat liderini yakalandığında cemaatin önde gelenlerinin bilgisayarlarında “çocuk pornosu” çıkması yine tesadüf olmuyor. Devletin istihbarat kanallarıyla sistematik bir alışkanlığa getirdiği bu tür operasyonların yanında bir de kendilerine “Muhalif” diyenlerin yaptıkları türlü türlü cinsel-politik algılar mevcut. Mesela; ülkede Tarikatler, kur’an kursları vb ile ilgili oluşturulmaya çalışılan algıları burada düşünebiliriz. Takdim edilen algıya göre; tarikat demek, neredeyse seks evi-seks kulübü demeyle, eşitlenir vaziyette.

Cinsel-politiğin en kötü tarafı, yalnızca politik kişiliklerin etkisiz kılınması değil tabii ki. Ondan daha büyük bir tehlikeye sahip. Bu tehlike, onun gündelik hayata kadar yaygınlaşması ve etki alanını genişleterek bir virüs gibi ilerlemesidir. Feminist terör’ün beslendiği kaynak da tam burada. Böylelikle artık herhangi bir insanı iki dakikada bitirmek bir çocuk oyuncağı sayıllır. Gaziantep’te meydana gelen olay bunun sadece küçük bir pratiğiydi. “Taciz”in vb şeylerin hukuksal, tanımsal  ve  ilkesel (ahlaki-kültürel) bağlardan koparılması, buna gerek de duyulmaması, cinsel-politiğin konumunun nerelere kadar ulaştığını biraz gösterebilir.

Cinsel-politik siyasal alanda kaldığı müddetçe çok ciddi bir problemi ortaya koyar: “siyaset-ahlak ilişkisi”. Avrupa’da siyaset, bazı açılardan radikal bir evreye gelerek ahlakı tamamen “toplumsal değerlerin” dışında değerlendirmeye ulaştı. Mekanik bir çözüm yolu benimsendi denebilir mi? hem evet hem hayır. Yani bir anlamda toplum; o şeye döndüğü için, o şey normal oluyor; o şey, normal olduğu(göründüğü) için de toplumsal (siyasal) oluyor. Karşılıklı ilişki, süreçte gözlemleniyor. Almanya’da “guy milletvekillerinin” kulisteki fotoğrafları, bir sansasyon değil bir magazin haberi olması, “siyaset işinde başarılı olsun kişiliği önemli değil” anlayışı, bu süreçlerin yalnızca bir parçası. Siyasetin hem bu kadar ahlaktan ayrılması öte yandan hem de cinsel-politiğin bu denli saldırganlaşması, hiç de akıl kârı değil. Kabul edilecek bir şey de değil.

Cinsel-politik bizleri ya tamamen sindirmek, ufalamak ya da -ahlaki sayılmasa da- radikal bir tepkiler vermeye zorluyor.

Ülkenin şartları, bir meselenin ısrarla soğukkanlı tartışılmasına müsaade etmiyor ve buna sanki and içmiş gibi. Mesela; Feminizm’in post-yapısal düşünce boyutunu, Antropolojik kuramlardaki (feminist antropolojideki iddiaları) görüşlerini tartışmak, oldukça lüks: Hem devlet için, hem “muhalifler” için, hem ülkeye proje dayatanlar için (modernleşmeden bu yana) hem de sıradan bu bilge halk için.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar