BÜYÜK SAHTEKÂRLIK VE BÜYÜK ANLATI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet KIZILAY

Servet KIZILAY

dibacedergisi@gmail.com

BÜYÜK SAHTEKÂRLIK VE BÜYÜK ANLATI

BÜYÜK SAHTEKÂRLIK VE BÜYÜK ANLATI

Servet KIZILAY

Şu aralar her yerde hacı, hocaların, dini cemaatlerin, tarikatların  “sahtekârlığı, namussuzluğu, düzenbazlığı, iki yüzlülüğü”… vb ilgili sürekli bir propaganda yapılıyor. Bunu desteklemek için bolca görsel sunuluyor. Ülke adeta 300 yıl öncesi Avrupa’yı izler, taklid eder gibi. Avrupa’da kiliseyi hedef alan kara propaganda; belirli bir karşıt paradigmanın (seküler sistemin) kazanmasıyla ya da baskın gelmesiyle etkili olmuştu. Buna göre;  dinin-Tanrının-kilisenin sahtekâr olduğu algısının yerleştirilmesiyle sona ermişti. Sahtekârlık algısını yerleştirmek için tüm araç ve gereçler kullanılmıştı. İcracı başı olarak; bilimadamları ve düşünürler en önde yer almıştı. Bu karşıt icracı güç; toplumun yeni kardinal-piskoposları olmuşlardı.

Daha sonra modern araç gereçlerle bunu kitlelere kalıcı bir şekilde yerleştirmek için her türlü görsel medyayı (özellikle sinema, dergiler, resimler vb) yine etkili bir silah gibi kullandılar. Sahtekârlık algısını; nasıl, ne ile temellendirdiler ve karşılığında ortaya ne koydular, bir bakalım:

  1. “Tanrı (din) ve Kilise; şiddetin-savaşın kaynağıdır” diyenler; sadece iki dünya savaşında tüm insanlık boyunca din adına savaşıp ölenlerden daha fazla insan katletti. Kitle imha silahlarını ve yine tüm teknolojiyi savaş yıkım hakimiyet arzusuyla icat edenler bu iddialarından vazgeçmedi. Bugün joistikle insanları oyun oynar gibi havaya uçuranlar yine aynı şeyleri (iddiaları) kitlelere rahatlıkla anlatmaktadır. Kısacası; Silah endüstrisini elinde tutanlar, Tanrının vahşetinden ve sahtekârlığından bahsediyor.
  2. “Tanrı (din) ve Kilise; sapıklığın/sapkınlığın kaynağıdır” diyenler; cinselliği yatak odalarından çıkarıp bir sektöre döktü. Bugün küçücük çocukları bile cinselliğin hedefi haline getirenler, çocuk çizgi filmlerinde cinsel mesajlarla saldıranlar, kalkmış sapık bir Tanrı algısını anlatabiliyor. Genel olarak; insanların bilinçaltlarını akla gelmedik yöntemlerle cinsellikle dolduranlar, Tanrıyı dini-kiliseyi günah keçisi olarak gösteriyor. Yetmezmiş gibi; çekilen binlerce film ve milyonlarca görsellerle zihinlere papaz denince homoseksüel, rahibe denince porno yıldızı görselini yerleştirerek adeta intikam aldı. Kısacası; Porno Seks endüstrisini elinde tutanlar Tanrının-dinin-kilisenin-dindarın sapık olduğunu ilan etti.
  3. “Tanrı (din) ve Kilise; zenginliğin kaynağıdır” diyenler; kurdukları pazarlarla tüm insanlığın kanını emen vampirliğin yolunu sonuna kadar açtılar. Verilere göre; Bankacılık, İlaç endüstrisi, Seks pazarı, Silah endüstrisi, Kozmetik, Giyim-kuşam, Tüketim ve Teknoloji nesneleri..vb bu kalemlerden herhangi birinin yaptığı sahtekârlık, dolandırıcılık, hırsızlık, ehli kitap olsun ya da olmasın tüm dindarların aynı zamanda sözleşip, anlaşıp, niyet edip insanları “aldatsalar” bile kazanabileceğinden daha fazladır. Yani tüm dindarlar tokatçı olsalar bile bu sayılan kalemlerde ortaya çıkan sahtekârlık oranının (miktar olarak) çeyreğine dahi ulaşamazlar. Kısacası; Kapitalizm ve onun tarihinden gelen, onu sürdürenler; Tanrının-kilisenin nasıl parayı indirdiğinden bahsetmekteler.
  4. “Tanrı (din) ve Kilise; baskının, kötü iktidarın ve yönetimin kaynağıdır” diyenler; Devletlerin her türlü sahtekârlığını, entrikasını, insanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hakkını meşrulaştırdı. Bugün insanlar devletlerin kulu halinde. Herkes devletin kontrolü, gözetimi, baskısı altında şekilleniyor. Devlet, en baskıcı mitik Tanrılara rahmet okutacak kadar hayatları sınırlamakta ve şekillendirmektedir. Yatak odalarına kadar kamera sokabilmekte ve tüm iğrençlikleri doğallaştırarak dayatabilmektedir. İnsanlar ne tanrının ne dinin ne de kilisenin (cemaatlerin, tarikatların) elinde değil canları ve mallarıyla birlikte devlet(ler)in elinde oyuncak olmuş haldedir. Onları denetleyecek tek güç, kendi mekanizmaları olduğu ilan edilmiştir. Kısacası; milyonlarca insanın hayatları üzerine zar atan devlet(ler) Tanrının-dinin-kilisenin (cemaatlerin, tarikatların) insanları baskı altında tuttuğunu, onları özgürleştirdiğini ve kötü (akıl-dışı) bir yönetimden kurtardığını, öne sürüyor.

Mesele çok uzun fakat şöyle kaba bir özet geçebiliriz: Sahtekârlığı genel olarak üç evreye ayırabiliriz a) Tarihi (batıdaki süreçler ve kara propagandanın izleri), b) Genel (sistemin ekonomik-kültürel-siyasi vb sahtekârlıkları ve aldıkları paylar/işlevler, c) Özel durumlar (gündelik hayat içinde sahtekârlığın karşılaştırılması).

Seküler paradigma (sistem) tüm çeşitliliğine ve karmaşıklığına rağmen; işlevsellik, pragmatizm, kar-zarar dengesi ile her alanda sahtekârlığı sistematik olarak üretirken, onu beslerken, onu desteklerken, faturanın Tanrıya-dine-kiliseye-cemaatlere-tarikatlere kesilmesi tam bir ironidir. Sahtekârlığı ahlaksal bir olgu olmaktan çıkaran, kazancı, başarıyı, her türlü dünyevi iştahı tek hedef haline getiren sistem adeta “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” dersi vermek ister gibidir. Şunu açıkça göstermek gerekir: bu dünya-düzen; ne tanrının ne de dindarların kurduğu bir düzen değildir. Bilakis din ve dindarlar buna maruz kalandır. Bilinçaltına kadar iğrençliklerle doldurulup sonra yargılayan, aşağılayan, yok etmeye çalışan sistem, en büyük sahtekâr olarak köşede durup pis pis sırıtmaktadır. Post-modernitenin bütün gayretine, manipülasyonuna rağmen; “sistem (paradigma)” değişmeyen bir sahtekarlıkla ilerlemeye, işlemeye devam ediyor. 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar