Servet Kızılay: İslam eserleri talan ediliyor! - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Servet Kızılay: İslam eserleri talan ediliyor! RÖPORTAJ

Servet Kızılay: İslam eserleri talan ediliyor!

Servet Kızılay: İslam eserleri talan ediliyor!

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar neticesinde insanlar yaşamlarını kaybederken öte yandan şehirler, tarihi eserler, kültür varlıkları yok ediliyor.

Sanat tarihçisi Servet Kızılay, Ortadoğu’da insanlığın ve tarihin yok edilmesine karşı bir öneride bulunuyor: “Tarihi eserler, maddi- manevi yaptırımlar vasıtasıyla devletlerin tekelinden çıkarılmalıdır. “İslâm Eserleri Koruma Mahkemeleri” kurulmalıdır.”

Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünde tamamlayan Servet Kızılay, yüksek lisansını ise sanat tarihi alanında sürdürdü. Beş yıl Almanya’da kalan Kızılay, sanat tarihi çalışmalarının yanında dilbilim, siyaset felsefesi alanında da çalışmalarını yürütmektedir. Halen Fikir-Sanat Akademisi’nde dersler veren Kızılay ile Ortadoğu’da yaşanan savaşların tarihi yapılar üzerindeki etkisi üzerine görüştük.

Kızılay, İslam tarihinin en önemli şehirleri arasında yer alan Bağdat, Şam, Kahire gibi şehirlerde tarihi eserlerin yağmalandığına dikkat çekerek, bu konuda Müslüman ülkelerin bir üst mahkeme kurmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu belirtiyor. 

YAZMA ESERLER TALAN EDİLDİ 

Ortadoğu’daki savaşlar insanlığın kazanımları başta olmak üzere, mimari, kültür ve sanat alanında nasıl bir tehdit ve yıkımlara yol açmaktadır?

Şüphesiz coğrafyadaki bütün felaketler, mimariden, kültürden, sanattan başka her şeyin işin içinde olduğu gelişmelerdir. Yahut bu felaketlerde özellikle mimariyi kapsayacak anlamda Sanat, akla en son gelecek yerdedir fakat bunca yıkım içinde en acil şekilde kurtulmayı bekleyen şey de yine sanatın unsuru olan eserler olmaktadır. İnsanların can pazarına düştüğü yerde sanatın canını zaten kurtaramayacağını söylemek, bir anlamda doğrudur fakat başka bir anlamda yanlış ya da eksiktir. Çünkü kurucu ve şekillendirici bir form olarak Sanatı (mimariyi ve eserleri kapsayacak anlamda) dışarda bırakır.

Şimdi bu nedir? Neden bizi ilgilendiriyor? Bir bakalım: 

Sanatı genel olarak iki gösterge düzeyine ayıralım: “üretim biçimi” olarak sanat ve “ilişki biçimi” olarak sanat.  Coğrafyada yaşayan felaketler, “İslâm medeniyeti” eserleri konusunda her iki düzeyde de ciddi problemler ve açmazlar ortaya çıkarmaktadır. Üretim olmadığı gibi üretim potansiyeli de giderek zayıflamakta yahut zaafa uğramaktadır. İlişki biçimi üzerinden bakıldığında ise, başka bir felaket bizi beklemektedir: Ne dolaysız ne de dolaylı bir ilişki geliştirebilme imkânı kalmıştır. Bir metaforla söylersek; her türlü eser, artık ne Baba-oğul gibi ne de Dede-torun gibi insanlarla konuşmaktadır. Bu bir yabancılaşma değil üstelik. Belirli teoriyle tanımlanmış bir “yabancılaşma” kavramını bunun için kullanırsak bazı açılardan uygun olmayabilir. 

Tam da bu noktada; şayet bir form olarak Sanatın insanı kuran tarafıyla diyaloga geçilirse, onun anlamı daha fazla kavranabilir. Böylelikle bu anlam, özellikle coğrafya için daha başka göstergelere uzanabilir. İnşâ eden bir anlamdan “kurtarıcı” bir anlama doğru genişleyebilir. Kısacası; coğrafyadaki her türlü eser, edilgin bir nesne olmaktan yahut bir madde olmaktan çoktan çıkmıştır fakat bunu kavrayabilmek, coğrafyada iktidar mücadeleleriyle gözü dönmüş siyasete ve topluma henüz çok uzaktır.

YIKIMIN BİLANÇOSU

Savaş bölgelerinde yok olan eserlerin envanteri tutuluyor mu? Bu yıkımın bilançosu nasıl ortaya koyulabilir?

Yıkımın bilançosunu görebilmek için; taşınır-taşınmaz eserlerin ne durumda olduğunu bilmek gerekir. Hasarların detaylı biçimde ortaya çıkarılması gerekir. Niceliksel verilere aktarılması ve tasnif edilmesi gerekir. Şayet eser bir mimari alana ait ise tüm hasar belgelenmelidir. Elimizde yazma eserlerden tutun da diğer bütün eserlere kadar tam manasıyla bilinen kayıt yok, veri yok. Bağdat’ta yazma eserlerin büyük bölümünün kütüphanelerden arşiv merkezlerinden alındığı-kaybolduğu söylendi yani Bağdat Kütüphaneleri Moğol istilası gibi yine talan edildi fakat hasarın ne olduğu konusunda net bir içeriğe sahip olamadık. Eserlere yönelik hasar envanterleri yalnızca bu yıkımın maddi bölümünü oluşturur. Oysa yekûn toplandığında ortaya çıkacak bilanço, her zaman daha fazlasıdır. 

AKIL KABA GÜCÜ HER ZAMAN YENER

Bölgedeki şehirler ve eserlerin aynı zamanda hem Müslümanların hem de insanlığın hafızasını oluşturuyor. Bu eserlerin korunmasına yönelik nasıl bir çalışma yapılabilir?

Bu soru çok geniş kapsamlı önlemler-teklifler çalışmasını kapsıyor. İlk adım belirli bir farkındalığın olması gerekliliğidir. Çünkü fark edemediğin şey, bir soru(n) değildir. Ona karşı hiçbir tutum da geliştiremezsin. Diğer adımlar ise; düşünsel ve kurumsal bir bütünden oluşan yani yapısal meselelerle ilgilidir. Tabii ki; bu şeyler, çok genel hatta yüzeysel.

Şayet biraz somutlaştırırsak, karşımıza radikal formüle edilmiş ‘siyasal konum’ çıkar. Yani Siyasetin konumunu ters yüz ederek, bir çıkış yolu bulabilmek: Siyaset, eserleri korumakta, sahiplenmekte bir karar verici mekanizma olduğu ve kaldığı ölçüde, yıkımların bitmeyeceği ve “haklı” olarak yıkılmalarına rahatlıkla meşruiyet bulabileceği bilinmelidir. Her türlü eseri siyasetten büyük ve değerli görmekle, siyaseti eserler için bir hizmetkara bir aracıya çevirmekle siyasal konum tersine çevrilmelidir. Bu nokta bir başlangıç noktası olmalıdır. Diğer önlemler ve teklifler, teknik içeriklerle düzenlenebilir. 

PARİS’TE BİR TUĞLA DÜŞMEDİ

Bölgedeki eserlerin yok edilmesiyle siyasi rejimlerin pozisyonu ile ilgili bir ilişkiden söz edilebilir mi? Duyarsızlık, umursamazlık gibi…

Duyarsızlık, umursamazlık psikolojik kavramlardır ve bazen masumca haklılık taşıyabilir fakat eserlerin yok edilmesi ancak kaba siyasal anlayışla, düşüncedeki hastalıkla, ilkellikle, yozlaşmayla izah edilmelidir.

Taşınır ve taşınmaz eserlerin tümü ya zorunlu ya da zorlama bir nedenden dolayı hasara uğrar ya da yok olur. Coğrafyadaki son dönem felaketler, eserlerin zorunlu (tarih süreciyle, sel yangın, afetler vb) nedenlerle değil zorlama (savaş-göç, yağmalama vb) nedenler yok edildiğini, talan edildiğini açıkça gösterdi. Aslında bu ortaya çıkan sonuç son derece normaldi. Çünkü bir yer, iktidar alanı kurmak için açık hedef haline gelmişse, kaçınılmaz olarak yıkılır. I. ve II. Dünya savaşında modern Avrupa’da da büyük ölçüde yıkımlar talanlar olmuştu fakat şu ileri düşünce de kendini arada göstermişti: (Fransızlar) Paris’i bir tane tuğla bile düşmeden Almanlara teslim etmişti. Çünkü aklın kaba bir gücü her zaman yenebileceği, biliniyordu. Nitekim sonunda (çok geçmeden) öyle de oldu.

BÖYLE GİDERSE YARIN HER ŞEY İÇİN ÇOK GEÇ OLACAK

Dünya mirasına ilişkin Batı’da UNESCO gibi yapılar mevcut. İslam dünyasında neden buna benzer bir yapı kurulamıyor?

UNESCO ve LAHEY Protokolünün tartışmaya açılması, gördüğüm ve anladığım kadarıyla, en önemli konulardandır. Başlı başına büyük bir problematikle karşı karşıyayız. UNESCO’nun, Lahey’in ciddi bir şekilde coğrafya üzerindeki baskılarını ya da sunduğu imkanlarını, sorgulamak gerekiyor. Bu protokole imza atan ülkelerin siyasal yükümlülükleri karşısında düştükleri pozisyonsa ayrı bir çelişkidir. Yani hem protokolün içeriği hem de protokolün yükümlü tarafları, sorunludur. Bu mesele, eserlerle ilgili bir hukuk geliştiremediğimizin de bir ilanıdır aslında.

Eserlerle ilgili harici hukukun işletilmesi gülünç ötesi bir durumdur. Bu yüzden alışılagelmiş siyasal algının dışında keskin hatlar taşıyan bir hukuk oluşturulmalıdır. Eserler, maddi- manevi yaptırımlar vasıtasıyla devletlerin (iktidar oyunlarının) tekelinden çıkarılmalıdır. “İslâm Eserleri Koruma Mahkemeleri” önerisi buna yöneliktir. Coğrafyada UNESCO gibi yapıların olmaması, bir taraftan siyasal ve diğer yandan düşünsel kodlamalarla, kabullerle ilgilidir. 

BÜYÜK BİR KONSENSÜS GEREKLİ

Şam, Bağdat, Trablus, Kahire gibi şehirler büyük kaoslara sahne oluyor. Bu kentler yeniden kültürün, düşüncesinin merkezi olabilir mi? Bu mümkün mü?

Çok zor bir soru… İşin garip tarafı; İslâm Medeniyetinden bahseden ve bunu oldukça karlı bir işe çeviren aydınların bundan rahatsız olmayıp siyaset lehine tüm olanları meşrulaştırabilmeleri. Bu şehirlerin ayağa kalkması, büyük ve geniş bir konsensüse, iş birliğine bağlıdır. Mesela; yıkılan talan edilen Şam (Suriye) için bütün siyasal çatışmaların bir kenara bırakılması ve gerekirse arşiv belgelerine göre şehirlerin yeniden rekonstrüksiyonu önceleyen yöntemle kurulması savunulmalıdır. Ülkemizde mimari alanda rekonstrüksiyon; eleştirilen bir yöntemdir. Oysa II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya büyük ölçüde bu yöntemle refleks vermiştir. Bugün baskın Türk mimari anlayışa göre; Halep’te yıkılan Bedestenlerin yerine “modern görünümlü” “farklı” bir yapının kuruluyor olması yeterlidir!

Dünyanın en büyük Prehistorya Müzesi Bağdat’taydı ve tamamen yağmalandı. Bundan birkaç yıl önce Mısır’da çıkan iç karışıklıklarda yine Kahire’de dünyanın en nadide müzesi yağma-talan girişimine uğradı, eserlerin çoğu geri getirilebildi fakat bazı ünik (nadide) parçalara ulaşılamadı. Coğrafyadaki “Baharlar-Devrimler” eserler için ciddi bir kıyamet olmayı sürdürüyor. Bu kritik süreçte Mısır’daki eserlerin yıkılmaması-talan edilmemesi için şimdiden önlemler alınması hayati bir önem arz ediyor. Zaten Mısır’daki eserlerin büyük bir kısmı yıkık, dökük, perişan bir vaziyette tadilata muhtaç beklemekteler. Bunların tamamen yok olmaları an meselesidir ve böyle giderse yarın her şey için çok geç olacak gibidir.

Servet Kızılay’ın İslam eserlerinin korunmasına yönelik 12 maddelik taslağı bu şekilde:

1- Her türlü Eser; edilgen olmaktan çıkmıştır. Onlar Formdur.

2- İslâm Eserleri, Ulus devletlerin tekelinden çıkarılmalıdır. Onların hakiki sahibi siyaset değil Müslümanlardır.

3- Siyaset “İslâm Medeniyet” havzasına ait tüm eserleri korumak, onarmak için sadece bir aracı olmalıdır. Eserler, siyaseti aşan bir noktaya taşınmalıdır. Siyaset bu konularda asıl konumu olan alet hükmünde değerlendirilmelidir.

4- LAHEY ve UNESCO Protokolü tartışmaya açılmalıdır.

5- Hasar Envanterleri oluşturulmalıdır.

6- Sadece Tarihi Eserler değil, kültürel oluşumun parçası ve hafızası sayılan eserler de kapsam içine dahil edilmelidir (şehirlerin yıkılması onların dokuya uygun rekonstrüksiyonları)

7- İslâm coğrafyasındaki tüm eserler, evrensellik genişlemesi içinde ele alınmalı. Dönemsel olarak İslâm öncesi tüm eserler, onun ayrılmaz koparılmaz bir parçasıdır.

8- İslâm Eserleri Mahkemeleri kurulmalıdır. Bu mahkeme uzmanlarla çalışıp eserlere yönelik hür türlü tahribata karşı maddi ve manevi yaptırımı olan kararlar vermelidir.

9- Coğrafyadaki Ülkeler kendi aralarında tazminat yaptırımı olan kararlarla Mimari hafızayı koruma talepleri oluşturmalıdır.

10- Bölge ülkelerinden hangi devlet ve hangi gerekçe ile olursa olsun her türlü eserde oluşacak olan kayıp-zarar-yıkım vb. durumlar yaptırımı olan Tazminat ile karşılanmalıdır (şayet yıkılan bir taşınmaz mimari eserse ayrıca onarımı zorunlu olarak o devlete ait olacaktır)

11- Öncelikle coğrafyadaki Uzmanların bir araya geldikleri çözüm odaklı ve uzun soluklu Çalıştaylar yapılmalıdır. Eserleri korumaya, yeniden inşa etmeye, geliştirmeye, yönelik vb için bölge ülkelerinin uzmanlarından alınan her görüş, düşünce, öneri, titizlikle değerlendirilmelidir. Buradan çıkan sonuç bildirgeleri bir nota gibi dikkate alınmalıdır.

12- Özellikle coğrafyanın Mimari hafızasını korumak amacıyla Hükümet-İktidar, diğer Hükümetlerle İvedi olarak çok ciddi ortak Mimari Çalıştayı yapılmalıdır. Bu mesele işin içinde çok geniş alanları ve disiplinleri içine alacak şekilde beslenmelidir. Mimarinin felsefesi öne çıkarmaya ve inşâsına yönelik pratik adımları içermelidir.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz