Salih KAYA

Salih KAYA

salihkaya54@gmail.com

YATAY MİMARİ VE ŞEHİRLEŞME

YATAY MİMARİ VE ŞEHİRLEŞME

Salih KAYA

İnşaat sektörü ülkemizde olduğu gibi şehrimizde de hızla ilerliyor. Sektör hızla ilerlerken hem şehir estetiğini, hem demografik yapıyı, hem kontrolsüz büyümenin doğuracağı zararları iyi hesap etmek gerekiyor.

Özellikle şehir merkezinde yaşanan arazi sıkıntısı, binaların dikey yönde yapılaşmasının talebini doğuruyor. Ancak inşaat sektörünün her geçen gün dikey yönde ilerlemek istemesi, şehirlerin ambiyansını kötü yönde etkileyebiliyor. Bursa ve İstanbul bu duruma örnek şehirler. Yatay mimariyle de şehirlere daha ferah ve düzenli bir görünümün kazandırılması hedefleniyor. Yatay mimari ve dikey mimarinin faydaları ve zararları üzerinde durmak ve bir çözüm sunmak istiyorum. 

Yatay mimari uygulandığında, yapıların yatay yönde genişlemesi ve kısıtlı yapılabilen imalatlar sebebiyle müteahhitler daha fazla finansal kaynağa ihtiyaç duyuyor. Bu durum da ister istemez müteahhitler tarafından konut fiyatlarına yansıtılıyor. Yatay mimarinin en büyük zararı emlak piyasasına etkisidir.

Kat karşılığı arsa alan bir müteahhit 3 kattan 3 daire yapıyor ve dairelerin yarısını mal sahibine veriyor. Kalan yarısıyla da maliyeti karşılayıp kar yapmak istiyor. Pek tabi bunun mümkün olmasının tek yolu konut fiyatlarını arttırmaktan geçiyor. Yatay mimarinin iyi yönü ise az evvel bahsettiğim gibi şehre daha ferah ve daha düzenli bir görünüm kazandırmasıdır.

Doğru yerlerde doğru yapıların yapılmasıyla insanların doğa ile bütünleşmesi ve çocukların özgürce oyun oynayabilecekleri alanlar gün yüzüne çıkacacaktır.

Gelelim yüksek katlı binalara deprem sebebiyle izin verilmeyişine. İnşaat mühendisi ve geoteknik üzerine yüksek lisans yapan birisi olarak söylüyorum, gelişen teknolojinin ve imkanların kullanılmasıyla daha sağlam, daha güvenli binalar inşa edebiliriz.

Şehrimizin deprem kuşağında olduğu gerçeğini kabul edip kat sınırlaması getirmek yerine, zemin iyileştirmeleri yaparak bu deprem risklerine karşı önlem alma yolunu seçebiliriz. Serdivan’da yapılan cadde54 projesi bozuk zeminde yüksek katlı bina yaparak nasıl katma değer katılacağına dair güzel bir örnek. 

Benim şöyle bir önerim var, Yenikent bölgesinde bir liseler kampüsü yapalım. Şehir merkezinden okul trafiğini alıp trafiği rahatlatalım. Mevcut okul alanlarını otoparka çevirelim. Sonra yatay mimariyi koruyarak yapıların dış cephesini de belirli standartlar ile koruyup şehir merkezine bir silüet kazandıralım. En azından çark caddesinde bir dış cephe standardı yakalayalım.

Malumdur, kentli nüfus sürekli artıyor. Konut ihtiyacı hızla artıyor. Sadece yatay mimari ile bu arz-talebi karşılamak çok zor. Yenikent’te, Yazlık Mahallesinde, Karakamış Mahallesinde yada Dernekkırı bölgesinde dikey mimariye geçelim. Şehir merkezine ulaşımı yakın olan bu bölgelerde yüksek katlı ve konut sayısı fazla yapılar inşa ederek, rekabetin artmasını sağlayalım. Artan konut sayısı emlak piyasasının düşmesine de sebep olacaktır, ihtiyacı da karşılayacaktır. Şuan Serdivan ilçesindeki konut sayısı azlığı kira bedellerini

İstanbul’a yaklaştırdı. Kısa vadade bazı önlemleri almazsak uzun vadede farklı sorunlarla karşılaşabiliriz.

Velhasıl, ben şehrimizde bölge bölge yatay ve dikey mimarinin uygulanmasından yanayım. Üyeleri arasında sosyolog, mimar, mühendis, şehir plancısı ve  istatistikçilerden oluşan bir kurul oluşturulup, şehrimizin 100 yıllık planlarının hazırlanmasını arzu ediyorum.

Seve seve de bu oluşuma destek veririm.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

havva27 Kasım 2018, Salı - 16.41

Sayın Salih Bey, yazınızda belirttiğiniz üzere zemin iyileştirmesi ile dikey mimari yapılmasının gerekliliğini belirtmişsiniz. Ben teknik bir eleman olmamakla birlikte gözlemlerimi ve olması gerekenleri şöyle söyleyebilirim. Konut ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü oturulmayan ve halihazırda satılmayı bekleyen çok fazla bina var. İnsanların çoğu yatırımlık denen bir miktar para yatırıp daha sonra satarak kar etmek amacıyla konut alıyor. Ayrıca pekçok kişinin birden fazla evi var. Bu durumda insanların para ve lüks hırsı nedeniyle verimli araziler beton yığınına dönüşüyor. İngilterede oturan bir yakınım oradan ev almak için müracaat ettiğinde çoğu binanın eski yapı olduğunu ve sınırlı sayıda bina yapımına izin verildiğinden bahsetmişti. Evini satmak isteyen kişi de başka bir eve yerleşmeden evini satamıyormuş. Konut ihtiyacına yönelik doğru tespitler olması için gerekli araştırmalar yapılmalıdır. İlla ki bina yapılması gerekiyorsa mahalle diye bilinen okulu, camisi, bakkalı, bekçisi, toplantı merkezi vb. yaşayan insanları kaynaştıran, insanların birbirini tanımasına imkan sağlayan yerleşim yerleri oluşturulmalıdır diye düşünüyorum. Böyle bir ortamda yardımlaşma, güven duygusu ile beraber huzur artacaktır. Çocuklar okul yaşı gelmeden okullarını tanıyacak, büyüyünce bu okula gideceğim diyebilecek böylece okul korkusu, servis taşımacılığı sorun olmayacak dolayısıyla trafik sorunu azalacaktır. Günümüzde yaşanan şehirleşme ve kentleşme ortamına bakıp amaaan bu zamanda da mahalle yerleşimi mi kaldı diyenler olacaktır. Unutmayalım ki bu bölgede ve şehirde 45 saniyede değer yargıları alt üst oldu. Apartman ve çok katlı binalar bizim kültürümüzde zaten yoktu. Avrupa vb. yerlere çalışmak için giden varoş kesimin konaklama ihtiyacı düşünülerek apartmanların inşa edildiğini duymuştum. Bizim kültürümüzde binaların ağaç boyunu geçmemesi, ışığını başka binanın engellememesi gibi hususlara dikkat edilmekteydi. Plan ve proje yapılırken bunların da dikkate alınması faydalı olacaktır.

Yazarlar