SAKARYA’DA İKİ ÜNİVERSİTE ARASINDA NELER YAŞANIYOR? - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Safa POLAT

Safa POLAT

safaplt@gmail.com

SAKARYA’DA İKİ ÜNİVERSİTE ARASINDA NELER YAŞANIYOR?

SAKARYA’DA İKİ ÜNİVERSİTE ARASINDA NELER YAŞANIYOR?

Safa POLAT

Sakarya’da bulunan iki üniversite arasında bir süredir içten içe yanan bir kriz var.

Sakarya Üniversitesi ve 2018’de kurulan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi arasında özellikle rektörlük bazında bir sorun olduğunu görmemek imkansız.

Hatta ben bir vatandaş olarak üniversitelerimiz arasında yaşanan bu süreçten dolayı utanıyorum.

Şehir dışından bir dostum arayıp, üniversite nasıl dese, “Yemekhane-Stadyum kavgası” var demeye dilim varmaz.

Nasıl dilim varır Allahınızı severseniz…

Nasıl derim, “Koskoca iki üniversite Spor Bilimleri Fakültesi Stadyumuna kimin tabelasının asılacağı yada Yemekhanenin nasıl kullanılacağı konusunda birbirine girdi”

Ama durum tam olarak böyle…

Neyse…

Necdet Başoğlu birkaç gündür konuyu muhatapları ile görüşüp yazıyor.

SAÜ işi gücü bırakmış SUBÜ ile orası benim burası senin kavgası veriyor.

SAÜ’nün başındaki Prof. Dr. Fatih Savaşan’ın bu ilk icraatı da değil zaten. Savaşan ile ilgili geçmiş dönemde yazdığım yazılar arşivlerde duruyor.

Savaşan Sakarya’da alışık olmadığımız bir rektör portesi çiziyor. Daha çok siyasi partilerde görmeye alışık olduğumuz bir yönetim modelini benimsiyor.

Kendisi bazen bize eleştirilerimizden dolayı kızıyor olabilir ki hakkıdır da kızmak. Kimse eleştirilmekten keyif almaz zaten.

Ama biz gördüklerimizi söylemekle mükellefiz. SAÜ’nün yemekhane inşaatındaki özenin arkasındaki amacı yada SAÜ’nün işlettiği kantinlere ürün tedarikinin nasıl yapıldığı gibi spesifik olmayan konularla uğraşsak Rektör Savaşan haklı olabilir ancak, konumuz Rektör Hoca’nın akademide görmeye alışkın olmadığımız tarzı.

İşte SAÜ’nün Rektörünün alışılmadık tarzı ve SUBÜ rektörünün üniversitenin kuruluşundaki konseptin dışına çıkma çabası ortaya kötü bir manzarayı çıkarmak için yetiyor da artıyor bile.

Yani sevgili dostlar bu yazıda anlatacağım konu, iki rektörün kendi doğruları ile hareket ederken olaya tarafsız bir perspektiften bakamamalarından ibarettir.

*     *     *

Öncelikle kısa adı SUBÜ olan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin kuruluş sürecine bakmak lazım.

SUBÜ kuruluşunda SAÜ’de farklı bir misyonda kurulmuştu.

O dönem yapılan planlama ile SAÜ teori, SUBÜ ise pratik üstüne yoğunlaşacaktı.

SAÜ Mehmet Durman ve Muzaffer Elmas’ın rektörlükleri döneminde hızla gelişim sağlamıştı. SAÜ’nün hızlı gelişimi uzun süre devam etti. Son dönemde bu yükseliş terse dönmüş olsa da SAÜ önemli bir mesafe kat etmişti.

Siyaset 2015 seçimlerinden sonra SAÜ’nün bu yükseliş trendi pratik alanına da dökmek için Sakarya’ya ikinci bir üniversite modeli üzerine çalışmaya başladı.

Çalışmanın başındaki isim Sakarya Milletvekili Prof. Dr. Mustafa İsen’di.

SUBÜ’nün kuruluşundaki asıl amaç, Türkiye’de belki e en çok ihtiyaç olan alanlardan birini doldurmasıydı: Sanayi-Üniversite işbirliği.

Bu amaçla kurulan üniversitenin başına da SAÜ’de 3+1 ve 7+1 modellerini hayata geçiren ekibin başındaki isim olan Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık getirildi.

SAÜ’nün teori konusundaki odaklanması ile bir türlü istenilen verimde olmayan üniversite sanayi işbirliği SUBÜ ile gerçekleştirilecekti.

Yani SUBÜ’nün kuruluşundaki asıl amaç, bir sanayi ve tarım şehri olan Sakarya’da sanayinin elini güçlendirmek, sanayinin uygulama dersleri ile yetişen öğrencilerden kısa sürede faydalanmasını sağlamaktı.

SUBÜ’nün kuruluşuna imza atan siyasi iradenin planı bu yöndeydi.

O dönemde görev yaptığım gazetede SUBÜ’nün kuruluş sürecini oldukça yakından takip ediyordum. Hatta konu ile ilgilenen Sakarya Milletvekili Mustafa İsen, o yıllarda Yenigün ve Sakaryahalk gazetelerinin yazı işleri kadrosuna bu konuda uzunca bir bilgilendirme toplantısı bile yapmıştı. İsen hoca yeni üniversitenin konseptinden bahsettiğinde açıkçası alışılmadık bir model olduğu için tereddüt etmiştim.

Ancak eğitim bilimleri konusunda uzman biri değildim. Benim hassasiyetim ve bu konuda söyleyebilecektim üstünkörü bir hobinin sonucu yada gazeteciliğe mahsus bir malumatfuruşluğun ürünü olabilirdi.

O açıdan SUBÜ’nün konsepti konusunda yargıya varan bir yorum yapmaktan kaçınsam da, bu konuda söylediklerimi hep “bence” parantezine alarak ifade ettim.

Yani SUBÜ’nün kuruluşundaki merkezi kampüs olmaması ve fakültelerin ilçelere dağıtılması konusunu ne benimseyebiliyor ne de karşı çıkabiliyorum.

Bildiğiniz gibi SUBÜ, SAÜ’den farklı bir yerleşim biçimine sahip olarak kuruldu.

SUBÜ’nün merkezi kampüsü olmayacak bunun yerine fakülteler ilçelerde kurulacaktı.

2018 yılında SUBÜ’nün kuruluş taslağı YÖK’e gittiğinde oldukça beğenildiği konuşuldu.

O dönemde görüştüğüm akademisyen ve siyasetçiler, YÖK’ün bu modeli; diğer şehirlerde kurulacak Uygulamalı Bilimler Üniversitelerine tavsiye edeceğini söylemişlerdi.

Hatta SUBÜ’den sonra Isparta’da kurulan Uygulamalı Bilimler Üniversitesi de hemen hemen aynı konsept üzerine inşa edilmişti.

Yani YÖK, yeni kurulacak Uygulamalı Bilimler Üniversiteleri için SUBÜ modelini kopyala yapıştır yöntemini uygulamakta sakınca görmemiş SUBÜ’yü bir model olarak kabul etmişti.

*     *     *

Az evvel de dediğim gibi SUBÜ’nün kuruluşunda farklı bir konsept vardı.

Tek bir kampüsten ziyade daha farklı merkezler üzerinde bir sistem oluşturulmuştu.

SUBÜ’nün bir toplantısında bu modeli nasıl karşıladıklarını rektör Sarıbıyık’a da sormuştum. Rektör Sarıbıyık soruma siyasi bir cevap vermiş ve eğitim sürecine kuruluşta olduğu gibi devam edeceklerini söylemişti ama bu konseptin pek içine sinmediği çok belliydi.

Son dönemde yaşananlar da SUBÜ Rektörü’nün üniversiteyi kuruluşta planlanan halinden daha farklı konumlandırmak istediğini gösteriyor.

Zira SUBÜ, merkezi kampüs çalışmasını bir süredir yürütüyor. Hatta bazı ilçeler SUBÜ kampüsünün kendi sınırları içinde olması için yer tahsis etmek için hazır bekleyip üniversiteyi davet ediyorlar.

Konu ile ilgili geçtiğimiz hafta köşe yazarları bu konulara değindi. Aynılarını tekrar etmek istemiyorum.

Ancak merkezi kampüs konusunda görüştüğüm akademisyenler oldu ve bazıları SAÜ Esentepe Kampüsü modelini doğru bulurken bazı isimler ise merkezi kampüs devrinin dünyada bitmeye başladığını söylüyordu.

Hatta SUBÜ’nün farklı ilçelerde kurulacak fakülte modeli için, “Sakarya gibi bir uçtan bir uca gitmesi zor olmayan iller için tam uygun olan kampüs şeklini bozmak doğru değildir. Merkez bir kampüs yapılmak istenmesi Türkiye’de 200 üniversiteden biri olmasını istemektir. Hâlbuki yeni kampüs modelinin Türkiye’de örneği olabilir SUBÜ” değerlendirmesinde bulunan isimler bile oldu.

Bu perspektiften bakında, Rektör Sarıbıyık’ın istediğini düşündüğüm merkezi kampüs modeli eğer devam edecekse; o halde SAÜ’yü bölmeye ne gerek vardı diyorum.

Madem merkezi kampüs olacak, o halde süreç SAÜ üzerinden devam etseydi.

*     *     *

Özetle…

SAÜ ve SUBÜ’nün iki temel sorunu var.

SAÜ Rektörlüğü SUBÜ’ye alan kaptırmamak için siyaset yapmaya çalışırken SUBÜ ise üniversitenin kuruluş konseptini değiştirmek istiyor.

İki üniversitenin bu farklı mücadelesi ise ortaya kaotik bir manzara çıkarıyor.

İki rektör bir araya gelmiyor.

Gelse de biz görmüyoruz. Ki bizim görmemiz bir onay merci olmamız anlamında değil. Bizden kastım kamuoyu.

Mesela iki rektör bir arada bir basın toplantısı yapmadı.

Türkiye’nin 2 üniversite olan birçok şehrinde bu durum yaşanıyor aslında. (Sanırım bir tek Kayseri’de bu durum tam tersi)

Ama Sakarya daha farklı bir yer.

İki rektörün arasındaki bu garip çekişme şehre yarar sağlamadığı gibi siyaset bu durumun şehre zarar verdiğini düşündüğü zaman müdahale edebilir.

İşte o zaman, bir tarafın gece yarısı tabela asmaya varan rol kapma oyunu ve diğer tarafında  kuruluşundaki taslaktan farklı bir modelle yürütmeye çalıştığı sistem çabası farklı bir sonuç ortaya çıkarabilir.

İki rektör de bir gece yarısı www.tcresmigazete.gov.tr adresindeki Yürütme ve İdare Bölümündeki 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 13 Maddesi ile 3 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin ilgili maddelerinin sonuçları ile karşılaşabilirler.

Ben eğitim bilimleri konusundan anlayabilen biri değilim. Hatta üniversite yönetmek konusunda iki rektörümüzün binlerce yıl gerisindeyim.

Ama iyi anlayabildiğim ve okuyabildiğim iki şey var.

Birincisi, Sakarya’da siyasetin iki üniversite arasında ve içinde yaşananlardan pek memnun olmadığını görebiliyorum.

Ve ikincisi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’den beri devam ettirdiği gücünün ve halkın nezdindeki kredisinin sebeplerinden birinin de; kendilerine verilen işini iyi yapmadan ve gereksiz bir özgüvene kapılarak “Beni buraya beyefendi gönderdi” limanına sığınan yöneticileri hiç acımadan o makamlardan alması olduğunu çok iyi biliyorum.

Hatta ikinci bildiğim ile ilgili bir örnek vererek bitireyim yazımı.

2011 seçimlerinde AK Parti’den milletvekili aday adayı olan bir üst düzey bürokrat ile bir röportaj yapmıştım. 24 yaşında bir muhabirdim. Bürokrat benim tecrübesizliğim karşısında güçlü olmasının hazzını sanırım kelimelere dökmek istemişti. Ve o röportajda aynen şöyle söyledi: “Tayyip Bey bize yıllarca çok önemli bir kurumu emanet edip güvendi. Türkiye’nin en kritik sektörlerinden birinde çok önemli görev üstlenmemi sağladı. Şimdi size soruyorum milletvekilliği konusunda burada yerel bir avukata mı güvenecek yoksa yıllarca böyle önemli görevler verdiği bana mı?”

Sonuç mu?

O yerel avukat bugün AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı.

O bürokratın 2011’den beri ne yaptığını ise bilmiyorum.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar