ESKİŞEHİR’İN SAKARYA’DAN FARKI NE? - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
İbrahim BULUT

İbrahim BULUT

bulutibrahim@gmail.com

ESKİŞEHİR’İN SAKARYA’DAN FARKI NE?

ESKİŞEHİR’İN SAKARYA’DAN FARKI NE?

İbrahim BULUT

Geçtiğimiz hafta Eskişehir’de 3 gün vakit geçirdim. Medyada hep bir Eskişehir güzellemesine şahit oluruz. Büyük tematik parklar, geniş yeşil alanlar, raylı sistem, Porsuk Nehri, müze, kültür ve sanat şehri Eskişehir diye liste uzayıp gider…

Kaldığım süre boyunca sürekli gezdim.

Tüm detaylarıyla şehri hissetmeye, misafirlerine ne sunduğunu anlamaya çalıştım.

Şunu söyleyebilirim, bana kalırsa Eskişehir’in diğer şehirlerinden en belirgin özelliği kültür ve sanat dostu, yeşile önem veren bir şehir olması.

Yıllar önce sıradan bir İç Anadolu şehri olan Eskişehir, son 21 yıldır çok büyük bir gelişme gösterdi ve Türkiye’de adından söz ettirip başlı başına marka olmayı başardı. Özellikle kültür ve sanat hayatı Eskişehir’de pek çok büyük şehirden çok daha güçlü ve renkli.

Eskişehir örnek bir şehir. 21 yıldır muhalefet partisi tarafından yönetilen şehir, kültür sanat etkinliklerinin yanı sıra yaşamı kolaylaştıran ve insan odaklı tamamlanmış projeleriyle de adeta büyülü bir yaşam merkezine dönüşmüş…

Türkiye’nin en güzel şehri, en modern şehri, en gelişmiş şehri falan demek elbette çok iddialı olur.

Ancak en azından şehrin bir karakteri olduğunu söylemek çok zor olmasa gerek.

Gerek merkezi hükümet yatırımları, gerekse Büyükşehir Belediyesi ile özellikle ilçe belediyelerinden Odunpazarı Belediyesinin de katkı sağlamasıyla ortaya güzel bir şehir çıkmış.

Bu şehir önünde her zaman kuyruk olan müzeleri, klasik müzikten tiyatroya, caz konserlerinden, konçertolara, dünyaca ünlü virtüözlerin performanslarından, sanatçıların özgün sergilerine kadar sayısız etkinliği büyük bir beceriyle sunuyor.

Her şey mükemmel diyemem. Bunu demeye gerek yok. Ancak Eskişehir’de gezerken pandemi süreci olmasına rağmen Türkiye’nin dört bir yanından ziyarete gelenleri gözlerime gördüm.

İnsanlar bu şehri görmeye geliyor, asıl mesele ve üstünde durmamız gereken nokta tam da burası…

Eskişehir’de Mevlana yok. Eskişehir, Gaziantep, Hatay gibi yemek kültürünün gelişmiş olduğu bir şehir de değil. Antalya ve ya Muğla gibi dünyaca ünlü sahilleri de yok. Mardin ve Diyarbakır kadar tarihi özelliklere sahip de değil. İstanbul gibi bir dünya başkenti ise hiç değil.

Buna rağmen, yeni gelişen bir şehir olmasına rağmen insanların gezip görmek istemesi büyük bir olaydır.

3 günlük Eskişehir ziyaretimde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Sakarya'da yıllardır tartıştığımız projeleri Eskişehir yapmış bitirmiş hatta eskitip yenisini yapmış...

Hiç şüphesiz Eskişehir’in bu gelişiminde bir üniversite kenti olarak anılmasının da payı büyük. Öğrencilerin en çok tercih ettiği şehirler arasında. Açıköğretim okumak için bile gençler Eskişehir’e gidiyor.

Dışardan okumaya gelenlerle şehir sakinleri arasındaki uyum şehrin karakterini belirleyen özelliklerden biri olmuş.

Şehre rengini veren özelliklerin başında bu durum geliyor.

Şehirlerin kendi durumlarıyla ilgili karar vermesi çok kolay olmasa gerek.

Biz böyle bir şehiriz, bizim tarzımız bu demek herkesin yapabileceği bir şey değil.

Bazı radikal adımlar atmayı gerektiriyor.

Şehircilik açısından kırmızı çizgi sahibi olmayı gerektiren bir durumla karşı karşıyayız.

Planlar yapmayı ve bu planlara bağlı kalmayı zorunlu tutuyor.

En önemlisi bu kararlar heyecanla verilecek şeyler değil. Bilgi ve ciddi hazırlık gerektiriyor.

Tüm hazırlıklar, araştırmalar yapıldıktan sonra şehrin tarihi, ekonomik ve sosyolojik özellikleriyle gelişme trendlerinin birbirleriyle örtüşmesi ve buna uygun yatırımların hayata geçirilmesi beklenir.

Sabırla ama kararlılıkla atılacak adımlara ihtiyaç duyulur.

Eskişehir’in bugün farklı bir şehir olarak kabul edilmesinin temel nedeni bu olsa gerek.

Alınan kararlara bağlı kalındığı, temel ilkelere ters gelecek işlerden uzak durulduğu için büyük bir fark yaratıyor.

Bizim şehrimiz Sakarya için de böyle bir hayal kurmalıyız...

Karakteri olan, ilkeleri olan, kim göreve gelirse gelsin asla değişmeyecek bazı temel ilkelerin kabul edildiği bir şehir. Mimaride bir tarzı olan, yeşil alanlara önem veren, spor alanlarıyla dolu, canlı bir kültür sanat hayatına sahip, öğrenci dostu, insanların birbirine saygı duyduğu gelişmiş bir şehir.

İşte o zaman diğer şehirlerinden farklılaşıp dünyanın karakter sahibi şehirlerinin ligine dahil olabiliriz.

HÜSNÜ GÜRPINAR’IN BOMBOŞ SORUSU!

Haber tam olarak şöyle: “Sakarya İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar, Orhan Cami imam ve müezzinleri hakkında sert iddiada bulundu.”

Peki konu neymiş? Gürpınar Bu kadar “sert” iddiada neden bulunmuş?

Konu gayet açık da Gürpınar’ın nereye bağlamaya çalıştığı epey karanlık!

Sakarya’nın tarihi ibadethanesi Orhan Cami yaklaşık 16 aylık uzun bir restorasyon sürecinin ardından geçtiğimiz günlerde bir Cuma namazıyla yeniden ibadete açıldı.

İşte tam bu sıralarda Sakarya İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar sosyal medyadan bir paylaşım yaptı. Manasız, amaçsız buram buram cehalet kokan bu paylaşımda diyor ki zat-ı muhterem Gürpınar: “Orhan Cami İmam ve Müezzinleri 15 ay boyunca çalışmadan maaş aldılar mı? Almış iseler alınan paralar helal mi?”

İşte soru böylesine basit ve cehalet dolu!

Gürpınar’a elbette bu paylaşımdan sonra soranlar olmuştur ama adet yerini bulsun ben de sorayım “Sayın Gürpınar Orhan Cami’ni imamı ve müezzini birlikte karar alarak mı bu restorasyonu başlattılar? Devletin aldığı bir restorasyon kararı neden o kurumun çalışanlarını mağdur etsin? Acaba bunu hiç düşündünüz mü?"

Bir de diyor ki: “Şayet maaş almış iseler bu paralar helal mi?”

Bu kasıtlı olduğunu düşündüğüm soru ise hiç hoş olmamış. Senin kazandığın paranın haram mı helal mi olduğunu soran, araştıran sosyal medyada paylaşan var mı? Hüsnü bey ne hakla imamları hedef gösterip, devletin verdiği yasal maaşı harammış gibi suyu bulandırmaya çalışıyor.

Ayrıca Orhan Cami İmamı da yaptığı açıklamada bu süre içerisinde Müftülük'ün farklı görevler verdiğini, yani 15 aylık süreçte de çalıştıklarını açıkladı.

Üniversite okuyup mühendis olmuş ve bir odanın başına geçmişsin. Bu kadar sığ bir soruyu sorup, sosyal medyada paylaşmak size ne kazandırdı acaba Sayın Gürpınar? Ya da imam ve müezzini hiç de içlerinde olmadıkları olamayacakları bir durumda hedef göstermeye çalışmak size yakıştı mı?

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar