SARILMAK YA DA SARILMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU! - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

SARILMAK YA DA SARILMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

SARILMAK YA DA SARILMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

Gamze KOÇ

Biz meseleyi çok yanlış anlamışız. Bu salgın, başımıza bela olmadan önce elimizi kolumuzu sallayarak girip çıktığımız mekânların kapatılmasını, sokağa çıkma yasaklarını, maskelerle yaşamaya mecbur bırakılmamızı biz ceza sanmışız. Hâlbuki bize kesilen en büyük ceza “sarılamamak”mış. Evet evet, altı üstü tek kelime sa-rı-la-ma-mak!  Aslında “sosyal mesafe”den önce de bazı “ruhsal mesafe”ler vardı aramızda. 

Bize tok bir sesle, askerî bir emir gibi “sosyal mesafe” uyarıları yapıldı ve biz mağdur edebiyatı yapmayı tercih ettik. Hâlbuki bu illetten önce de en basitinden çekirdek ailemizin içinde bile birbirimize dokunup, sırtımızı sıvazlayıp kucaklaşamıyorduk ki! Belki, öyle can ciğer kuzu sarması olamadığımız için ergenlerimiz sürekli gergin, babalarımız kızgın, annelerimiz yorgundu.  

Hayır “yoktu öyle bir şey” diyen kim varsa buyursun bir adım öne çıksın.  Bal gibi vardı işte! Aynı evin içinde yaşayacak kadar yakın ama aynı yöne bakamayacak kadar uzaktık birbirimize. Ayrı odalarda ayrı ülkeler kurmuştuk. Odaların kapıları kapalı ve gözler hep ekranlara ayarlıydı. Yüzlerimizi, sofra başında zar zor görüp günü öyle kapatıyorduk. Hep meşguliyetler vardı. Babalar hep çalıştıkları için eve geç geliyordu, anneler hep evi çekip çevirmekle meşguldü, çocukların tek vazifesi öğrenci olup ders çalışmaktı. Kimsenin oturup birlikte konuşmaya, birlikte susmaya vakti yoktu. 

Nakitler, vakitlerden mühimdi çünkü. Eğer bu sarılabilme duygumuzun salgın sebebiyle elimizden alındığını sananlar varsa şapkalarını önlerine koyup düşünmeliler önce. Bu illetten önce de biz zaten pek yakın değildik birbirimize.  Sadece kör öldü ve badem gözlü oldu.   

Geçen hafta da o her biri birbirinden kıymetli yorumların hepsini bir çırpıda okudum.   İçlerinden bir tanesini de okurken resmen yaşlandığımı hissettim. Kıymetli bir okuyucum -eksik olmasın- yazılarım için övgü dolu şeyler yazmış, sonra içini dökmüş ve sonunda bir de ricada bulunmuş. Yoğun bakımda kalan anneciğine, uzakta olan eşine, daha karnındayken kaybettiği bebeğine sarılmaya çok ihtiyacı olduğunu ama sarılamadığını ve nasıl perişan olduğunu anlatmış. “Sanatçılardan istek parça yapılıyorsa eğer köşe yazarlarından da konu istenebilir diye düşündüm ve bu yüzden sizden ‘sarılmakla’ ilgili bir yazı kaleme almanızı istemek geldi aklıma.” diye de devam etmiş. Her kelimesi içime çivi gibi çakıldı resmen, olduğum yere çöktüm. 

Sevdiklerine sarılmayı çok isteyip de bunu yapamamak hiç de öyle eften püften bir duygu değilmiş, bunu iliklerime kadar hissettim. Şu, yanlarımızdan sarkan iki kolun nasıl iyileştirici bir etkisi varmış meğer. İnsanın ilacı, yine kendi bedenine gizlenmiş.  Bunu öğrenir öğrenmez de “Sarılmak insana şifadır.” sözünü, “Tebessüm kana en hızlı karışan ilaçtır.” cümlesinin kardeşi yaptım.    

Öyle ya “sarılmak” aynı anda o kadar çok ağrıya, acıya iyi gelebiliyorsa şifa değil de nedir ki? Sadece tıp terminolojisine hâkim olanların anlayabileceği şekilde, “İnsan sarılınca ‘yapıştırma’ ve ‘ilave etme’ hormonu olarak da bilinen ‘oksitosin’ salgılar.” demeyeyim de annemle babamın hatta köydeki komşumuz Necmiye teyzemin de anlayabileceği bir şekilde söyleyeyim: “İnsan sarılınca dertleri azalır, yaraları sağılır.”

Evimizde kırılan ve dağılan çok nadide eşyaları onarmak, eski hâline getirmek için çok kuvvetli yapıştırıcılar ararız ya hani. İşte sarılmanın da tıpkı böyle bir yapıştırıcı etkisi var.  Birbirini seven insanlar sarılınca her iki taraf için de iyileştirici bir güç olur sarılmak. Hem onarır hem de onarılırlar. Sarılmakla incinen yanlarımız, kırılan kalbimiz tamir olur. Peki bu kadar mı? Elbette ki hayır. Sevdiğiniz ve sizin de sevgisinden emin olduğunuz bir kişiye günde dört kerecik, hepi topu da 20 saniye kadar sarılmanız hâlinde kâbus görme gibi bir durumunuz ortadan kalkıyor, biliyor muydunuz? Uzmanların sarılma eylemi üzerine yaptıkları çalışmalarda kekeme tedavilerine çözüm bulunmuş, demans hastalarında ciddi bir mesafe katedilmiş, öz güven sorunuyla baş etmede artışlar gözlemlenmiş. Harika değil mi gerçekten? 

Yapılan araştırmalar; sarılmanın hakkını veren bir kişinin yalana meylinin azaldığını, dikkati dağınık kişilerin dikkat isteyen işlere odaklanmasının daha çabuk sürede gerçekleştiğini, her şeyden önce şefkat duygusunun çoğaldığını, merhametle yaklaşabilme becerisinin arttığını, zararlı bakterilere karşı vücudun daha bir direnç kazandığını, acı ve ağrı eşiğini artırdığını, günümüzün başa bela olan hastalığı obeziteyle mücadelede bile işe yaradığını ortaya koymuş. Bitti mi? 

Tabii ki hayır! Mesela çevremizde çok sık rastlanan aile içi şiddetli geçimsizliklere bir çare olarak eşlerin ağır stresli konular konuşmadan önce 20 saniye birbirlerine sımsıkı sarılmaları istenmiş.  Sarılmanın önemini bilerek yaşayan bu çiftler başlı başına bir hazineye sahiptirler. Sarılmanın evlilerde sadakat duygusunu perçinlemesi, evli olmayanların aşka olan saygısını çoğaltması düşünülünce sorarım size sarılmak az bir şey midir Allah aşkına? Sağladığı bunca faydanın yanına kendini beğenme, güvensizlik, toplumdan uzaklaşma gibi psikolojik rahatsızlıkların ortadan kalkmasına yardımcı olmasını da eklersek günümüzde gaddarlığın, sadakatsizliğin, insanlıktan çıkmanın sebepleri başka yerlerde araştırılıp durulmasın derim.

“Sarılmak ya da sarılmamak” işte bütün mesele bu! İnsan olmayı resmen zirveye taşıyan bir eylemi göz ardı ediyoruz ve bu yüzden bunca kötülüğe müstahak bir hâlde yaşayıp gidiyoruz.

Ben şimdi o kıymetli okuyucumun sevdiklerinden birini hasta yatağından, diğerini çok uzaklardan alıp getiremeyeceğim, onlara sarılmasını sağlayamayacağım belki ama bir hediyem var ona. Başta bana, sonra bu yazıyı okuyan kaç kişi varsa o kadar kişiye sevdikleriyle arasını iyileştirebilme fırsatını verdiği için teşekkür etmek isterim. Senin sayende biz kollarımızın var oluş gayesini, senin sayende sadece kollarımızla da iyileşip bir bedene iyi gelebileceğimizi hatırlamış olduk. Sözlerimle süslediğim bu yazımla bir “teşekkür” hediye ediyorum sana. Sarılmanın kıymetini bileceğimiz ve sevdiklerimize sağlıkla sarılacağımız nice zamanlara…

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Canan31 Ekim 2020, Cumartesi - 16.54

Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler.????????♥️♥️

Gıcılık Selma26 Ekim 2020, Pazartesi - 17.43

Çok güzel yazmış ????????????????

Selda26 Ekim 2020, Pazartesi - 15.51

Ah maalesef ve artık sarılmaya sarılmaya sanırım o duyguları yitirir olduk ????

Mustafa Küçük26 Ekim 2020, Pazartesi - 09.54

YALNIZLIK MI? Şayet yalnızlık, yanında birinin olmayışı ise bu durum hele de şu çağda çekilmez ve sakınılacak bir durum değildir, aksine ruhlara dinginlik veren ilahi bir lütuftur... Çoğu bilge adamlar yalnızlıklarında dirilir ve irilir, yalnızlıklarını azık bilirler... Bilge insanlar yalnız kalmaktan, yalnız bırakılmaltan değil cehaletten ve cahillerle olan birlikteliklerinden, cahil kimselerin oluşturduğu kalabalıklardan, ruhları tarumar olmuş bireylerden müteşekkil yığınlar içinde kalmaktan korkarlar. Oysa derinliği olan hikmet insanları için çoğu zaman yalnızlık bir sorun değil, aksine kendini dinleme, kendine gelmek için olağanüstü bir fırsattır, manevi bir ihsandır. Bilge adam yalnızlıkta yaptığı tefekkür, ilim ve fikir yolculuğunda öylesine bilenmiştir ki artık kalabalıklar içinde de olsa yalnız kalmış insanlara karılmak, onlarla hemhal olmak, onlarla birikimini paylaşmak ister... Bilinmelidir ki sadece kalabalıklar içinde rahat olduğunu düşünen kişi de hayır yoktur. Aslında o kişi yalnızdır, hastadır, düşünce fukarasıdır. Kalabalıklar içinde olduğu kadar yalnızken de mutlu olamayan kimse tedaviye muhtaç bir yalnızdır. Sadece kalabalıklar içinde huzur bulduklarını düşünenler huzur ve mutluluğun ne olduğunu bilmeyen kimselerdir. Böyle kimseler nefislerinin kalabalıklarda aldıkları hazzı mutluluk zannederler. Oysa mutluluk ruhun hissettiği sevinç, ruhun aldığı manevi bir zevktir. Nefsin hissettiği zevk haz iken ruhun hissettiği zevk ise mutluluktur. Olgun bilge insan insanlara karıldığında da yalnız kaldığında da ruhunun bundan zevk duyduğu mutlu insandır. 10 EKIM 2020

Hatice Gulamoğlu25 Ekim 2020, Pazar - 23.03

Bu günkü yazınız tam olarak sanki duygularıma tercüman niteliğindeydi. Ve hayatın koşuşturmasını bitirip kendimli zamanlarıma sakladım okumayı. Sarılmanın, Sarılabilmenin tıbbî yada psikolojik yanlarını açıklayamam belki ama “insana iyi gelen tarafının çok iyi farkındaydım” Sarılmanın çok iyi gelen bir tarafı var bazen kollarımız İle bazen dualarımız İle sarıp sarmalamaktan vazgeçmeyelim sevdiklerimizi. Şimdi biz zaman ayırmazsak, Zaman bizi ayırabilir... Yüreğinize ve kalemizinize sağlık Gamze hocam...

Dilek Aslan Taşçı25 Ekim 2020, Pazar - 21.14

Çok güzel bir yerden bakmışsınız yine hocam. Kaleminize sağlık. Yazınızla hepimizi kucaklıyorsunuz...

Tuğba ŞAFAK25 Ekim 2020, Pazar - 19.07

Bu güzel kaleme şaşîrmıyorum.Çünkü sizin dokunduğunuz herşey güzelleşiyor

Aydın25 Ekim 2020, Pazar - 18.08

Kaleminize sağlık.

Seda25 Ekim 2020, Pazar - 14.16

O zaman sarılmak istediğimiz tüm sevdiklerimizle aradaki mesafeler kalkınca sarılabilmek ve halen yanımızda olup da sarılmadıklarımızla birbirimizi kaybetmemişken sarılıp aradaki buzları eritebilmek temenisiyle

Zeynep25 Ekim 2020, Pazar - 13.15

Gamzem yureyine sağlık canim ne güzel anlatmissin hep serilir insan ama saran olmasada anlayamaz ve anlatamaz

Pınar25 Ekim 2020, Pazar - 12.42

Kaleminize sağlık, ruhumuza dokunan bir yazı daha.

Şafak25 Ekim 2020, Pazar - 12.26

Şarklı tarafımızla sarılıyor batılı tarafımıza virüsten korunmaya çalışıyoruz.

Pınar25 Ekim 2020, Pazar - 11.51

Allah razı olsun yüreğinize sağlık çok ihtiyacımız var Dı böyle güzel şeyler okumaya

İbrahim25 Ekim 2020, Pazar - 10.41

"Allahın ipine sımsıkı sarılınız." "tutunun" denilmemiş. Hikmeti olsa gerek.

Nurten anne dikim evi25 Ekim 2020, Pazar - 10.31

Can kızım güzel kızım ne kadarda güzel anlatmışsın Öyle onurlu ve gururluyum ki , böyle içinde naif duygular bilgiler olduğu için Seni cani gönülden , kutluyorum . ???? ???? ???? ☝ ☝ ???? ☝ ???? (Ah şimdi yanımda olsanda , sımsıkı bir sarılsam)

Oznur Syds25 Ekim 2020, Pazar - 10.26

Bazen sevgisini gösteremeyen, böyle sizin gibi kelimeleri yan yana süslemeyi beceremeyen insanlar için de büyük nimet sarılmak .. Küçükken bize sorulan "Beni ne kadar çok seviyorsun göster bakalım ?' Sorusuna kollarımızı açıp bu kadar çok diye gösterirdik ya tıpkı onun gibi.. Sarılmanın önüne bir de sımsıkı koymak gibi .. Kaleminize sağlık hocam yine çok güzel derlemişsiniz ..

Esma25 Ekim 2020, Pazar - 09.52

Harika bir yazı olmuş okurken her sarılış gözümün önünden geçti, ne kadar kıymetli evet , ve ne kadar da sanki önemsizleştirmişiz. Ben de hem arkadaşınıza fikir babası olduğu için hemde size çok teşekkür ederim kaleme aldığınız için ,ben şöyle bir silkelendim bu kesin ????????????♥️

Ala pamukçu25 Ekim 2020, Pazar - 09.48

Çok ihtiyacmız vardı bunu okumaya, önemli bir eksiğimize değinmişsiniz. Yüreğine ellerine sağlık

Ece25 Ekim 2020, Pazar - 09.23

Sarılmanın iyileştirici etkisine inanıyorum. Tecrübeyle sabittir. Yazandan, yazılmasına vesile olandan ve paylaşanlardan Allah razı olsun.

Melike25 Ekim 2020, Pazar - 09.16

Yazınızla sarılmış oldunuz...kaleminize sağlık...

Zehra25 Ekim 2020, Pazar - 08.41

Harika. Müthiş.????????????

Hassas anne25 Ekim 2020, Pazar - 08.41

Kaleminize sağlık yine çok derin ve manidar bir konuyla başbaşayız. Günümüzün covid-19 öncesi "birlikte ama yalnız" sendromundan gözle görünmeyen bir virüs yüzünden kurtulanlar varsa burdan tebrik etmek isterim. İçimi cız ettiren duygularımı hatırlattı bu yazınız bana. Şu süreçte en kötü iki şey (bana ağır gelen) işten eve geldiğinizde gün boyu göremediğiniz şöyle bir sarılsanız sımsıkı tüm yorgunluğunu alacak olan yavrularımıza sarılamamak, ikincisi yaşları ileri kronik hastalıkları var sokağa çıkma yasağı var diye diye gidemediğiniz çok özlediğiniz ve çok özlendiğiniz anneciğinize babacığınıza gidip sarılamamak. Öyle zor öyle tuhaf ki...

Hayrullah ODABAŞ25 Ekim 2020, Pazar - 08.12

Yüreğine sağlık,bizim geniş aileyi nede güzel tarif etmişsin.herkese sorsan birbirini sevdiğini söyler onda bile dürüst değiliz.gamze hocam daha nice güzel yazılar bekliyorum,önceki yazılarının hepsini okudum takip etmediğimi zannetme.

Arzu25 Ekim 2020, Pazar - 07.33

Çok güzel

Yazarlar