İTFAİYEDEKİ YANGIN - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

İTFAİYEDEKİ YANGIN

İTFAİYEDEKİ YANGIN

Gamze KOÇ

Peşin peşin söyleyeyim, sıkı dizi takipçilerinden değilim. Zaten evime de çok uzun bir süredir televizyon sokmuyorum. Peki bu hâl bana “Amişler” gibi bir hayat mı yaşatıyor? Elbette ki hayır! Teknolojiyle can ciğer kuzu sarması olmasam bile ben de maruz kalıyorum zaman zaman medyanın oyunlarına. Yani, illaki bir şekilde öğreniyorum ses getiren olayları, sansasyon olmuş asparagas haberleri, çoğunluğun takip ettiği dizileri vs. Hâliyle yaşananları benim kulağım da duyuyor. Misal, son günlerde her nereye dönsem şu malum iki dizinin ismine çarpıyorum. Her yerde bir “Masumlar Apartmanı” bir “Kırmızı Oda”dır gidiyor. Hele son bir haftadır dizinin olay olan kadın senaristiyle, oyuncuların kaliteli oyunculuklarıyla çalkalanıyor resmen ortalık. Her zamanki gibi her yeni şeye tepki göstermenin bir âdet hâline geldiği toplumumuzda bunu da abarttığımızı düşündüm önce. E nasıl reklam yapacaklar, tabii ki en doğalından “köpürterek” dedim, geçtim. Yine, ağzı olan herkesin söyleyecek sözü var sandım. Meğer herkesin bu iki diziyi izleyecek derinlerde yatan birçok sebebi varmış.

 Konu, bir psikoloğun danışanlarıyla yaptığı görüşmelerden derlenmiş. Karakterlerde görülen tüm davranış bozuklukları, hep çocukluklarında yaşamış oldukları travmaların bir sonucu olarak sunuluyor gözler önüne. Senaryonun kurgu değil de gerçek yaşam hikayelerinden alınmış olduğunu düşününce insan gayri ihtiyari dizinin bir yerlerinde kendi çocukluğundan kareler buluyor.  

Hiç değilse dizinin bir bölümünü  baştan sona izlemek istedim ama bir türlü olmadı. Fakat beş on dakikalık bölümlerdeki sahneler bile yetti bana. Gayet etkilendim. Niyetim, dizi eleştirmenliği yapmak değil, hele film eleştirmenlerinin değindiği noktalarda gezinmek hiç değil. Çizmeyi aşmak da istemem. Sadece birkaç şey takıldı aklıma, onları hepimize sorup masadan kalkayım istiyorum. Sonra dehlizlerimize çekilip düşüncelere dalabiliriz.

Bu iki dizinin ekranlarda yayımlandığı günden beri bu kadar çok kişi tarafından kabul görmesinin, sağda solda bir anda en çok konuşulan konulardan biri olmasının sebebi nedir sizce? Hem “en eski banka hesabımız” hem de “gizli sabıka kaydımız” olan “çocukluğumuz” olmasın sakın? Yetişkinliğimizde çözemediğimiz, üstesinden gelemediğimiz bütün sorunların kaynağı da aslında aynı adreste oturmuyor mu?Her iki dizide de  konunun  dönüp dolaşıp ayağımıza takılan çocukluklarımıza  getirilmesinin mühim bir sebebi yok mu? Uzmanlar bir sorunu bas bas bağırarak anlatsa bu kadar etkili olur muydu?   

 Sevgisiz büyümüş çocukların ömrü boyunca değersizlik hissiyle savaşıp durması, yorgun yetişkinleri doğuruyor. Güvensiz ortamda yetişen çocuk, kimseye güvenemeden büyüdüğü için iş yaşamında çoğu zaman başarısız ve ikili ilişkilerde mutsuz oluyor. Sorumluluk almadan ebeveyn olmuş bireyler, hep bir yolunu bulup kaçak güreşiyor.

Çocukken engellenen davranışlarımız nedeniyle biriken öfkelerimiz ise yetişkinlikte yerli yersiz ”öfke patlamalarına” dönüşüyor.

Diğerleri sadece kişinin kendisine zarar veriyor gibi görünürken “öfkeyi kontrol edememe” sorunu, hepimizi etkiliyor. Bir öfkeyi kontrol edememek bir yangını kontrol edememekten farksız, ateş her yana sıçrıyor. Hâsılı, hangi taşı kaldırsak altından “çocukluğumuz” çıkıyor.

Çocukken  bir yanımız yanmış bir kere, hâlâ da canımız acıyor.  Hepimizdeki ateş aynı ocaktan alev almış, ateşi harlayan eller farklı sadece. Büyüsek de geçmiyor, yaşlansak da bitmiyor bu yangın. Bacası çekmeyen huysuz bir soba gibi durmadan yanıyoruz.  Bu yüzden duman altı hep hatıralarımız. Neremizden tutup çekseler alevalıyor ortalık. O an bir parlayıveriyoruz, canını seven kaçıyor yanımızdan yamacımızdan. Birileri çocukluğumuza kibrit çakmış, o vakitten beri yanıyoruz.  Ateşi bize ilk kimin çaldığını öğrenmek için durup düşünmeye vaktimiz yok asla. En ufak bir asi rüzgâr çıkmayagörsün sokağımızda, ığıl ığıl yanan ateşimiz küllerin altından yeniden alevleniveriyor. Önce sözlerimizi öfkelerimiz tutuşturuyor. Laf diye dumanlar çıkıyor ağzımızdan sanki. Konuşma zannettiğimiz her bir yolun kavgaya çıkması bundan. Çıra gibi yakabiliyoruz sevdiklerimizi. Kötü bir is kokusu sarıyor dört bir tarafımızı.

Her kaldırımdan, öfkesine hâkim olamayan insanların çıkardığı yangınların üzerimize sıçramasından korkarak geçiyoruz. Her adım başı, öfkesinden gözü dönmüşlerin saçtığı ateşleri söndürmekle uğraşıyoruz.

Yaşadığı şeyin “aşk” olduğunu sananların, saçtıkları ateşle sevdiklerini nasıl cayır cayır yakabildiklerine şahit oluyoruz televizyonlarda.

 Küçük yaşta bastırılan tüm duyguların büyüyünce bir alev topu hâlinde evlerimizin tam ortasına düştüğü zaman anlıyoruz “felaketler” yetiştirdiğimizi.  Sırf haber sayfaları değil, her yanımız yangın yeri.

Hepimizin içinde bir türlü sönmek bilmeyen yangınlara, taşıma sularla çareler arıyoruz. Kendi içimizdeki yanardağ yetmezmiş gibi bir de sağdan soldan yükselen ve bizi de tehdit eden alevlere üflemekle  uğraşıyoruz. Olacak iş mi bu? Geçmiyor. Kısacık nefeslerimiz alevleri söndürmeye yeter mi hiç! Usul usul, sinsi sinsi yanıyor da içimizi ateşlerin yaktığını, kavurduğunu dahası yok ettiğini görmezden geliyoruz!

Ateşin acı vereceği gerçeğini nedense hep cehenneme saklıyoruz. Biz büyüdükçe alevlerimiz de  bizimle birlikte büyüyor dahası   önüne kattığını da yutuyor. Öyle kapla kacakla sönecek gibi de değil yangınlarımız. Ondandır ki sonunda, başımızdan aşağı tankerlerle su boca edecek ve alevlerimizi söndürecek itfaiyecilerin psikologlar olduğunu sanıyor ve çareyi onlarda arıyoruz.

Peki, ya yangın itfaiyede çıkmışsa? Ya alevler itfaiyecileri de sarmışsa? İşte tam da burada izleyicileri ekranlara kilitleyen o bize bizi anlatmayan dizilerde alıştığımız hayallerden arınmış, hayatımızın göbeğindeki bir gerçekle daha karşı karşıya bırakılıyoruz: doktor da olsa psikolog da olsa onun da çözmeye uğraştığı düğümleri, onun da yangınları var! Olur çünkü insanız. Yangınımıza kimseyi çağırmadan dehlizlerimize inip önce hasar tespitimizi yapmak gerek. Çünkü bu bedeni önce terbiye edecek olan biziz. Ateş de bizim içimizde, su da. Üstelik itfaiyenin mimarı da belli. Onun da suyu aldığı kaynak aynı. Ateşe karşı koymaya çalışan insanın ise sudan yaratıldığını unutmuş olması ne acı.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

AyşegüL13 Aralık 2020, Pazar - 21.41

Meğer neler biriktirmişiz? Çocukluk en masum günler. Yaşamak, yaşatmak; evladı evlatları. Elinize sağlık.

Muhammet Koç17 Ekim 2020, Cumartesi - 01.03

"Peki, ya yangın itfaiyede çıkmışsa?" Büyük soruları olan kişiler, iyi insanlardır. Kalbinize sağlık Gamze Hanım.

Gülseren12 Ekim 2020, Pazartesi - 23.50

Zaten hep güzel yazardın, bu da harika olmuş. Etrafa saçtığın ışığın hiç sönmesin.

Nese BOZDAG12 Ekim 2020, Pazartesi - 00.43

Kendi yanginina bakmadan baskasinin yanginina su tasiyan o erler..kendi yamsada evvel baskasina kosan erler.. sırr-ı hayat belki onlardadir

Birsen12 Ekim 2020, Pazartesi - 00.30

Bende bu konuda aslında cocukları aileler değil anneler yetiştiriyor onlar ne kafar iffetliyse ve dosdoğruysa aileler ve toplum o kadar güzel olıyor

Tayyar Çalışkan11 Ekim 2020, Pazar - 22.24

Maşallah hocam elinize yüreğinize sağlık..yazmaya devam..

Rümeysa Çom11 Ekim 2020, Pazar - 21.46

Güzel yüreğinize ve kaleminize sağlık ????

Semanur11 Ekim 2020, Pazar - 20.22

Tüm anne babalar kendi çocukluğunda yaşadıkları olumsuzlukların farkına varsa ve çocuklarına hep iyi davransa çocuklar hep mutlu olsa şu dünya da

Canan perker11 Ekim 2020, Pazar - 18.28

Güzel tespitler.Kalemine kuvvet ????????♥️♥️

Tarih Hocasi11 Ekim 2020, Pazar - 18.24

Kucukken alinan oyuncaklar elbiseler yedigimiz sekeler cikolatalar degil de anne babamizin kardeslerimizin aile buyuklerimizin bir basimizi oksamasi seven gozlerle bize bakmasi aslinda bizi buyuten ve doyurandir yaziniz muhtesem????

Şermin Özçelik11 Ekim 2020, Pazar - 18.10

Elinize sağlık hocam . Kaleminizin ucu hep yüreğinizden geçen böyle değerli sözleri yazar olsun İnşAllahhhh

Nihal11 Ekim 2020, Pazar - 16.03

Cok guzel, yine guzel tespitler ve guzel ifadeler..Özellikle "atese karsi kiymaya calisan insanin sudan yaratildigini unutmasi" ne kadar guzel bir ifade olmus.. belki de tum sorunlarin kaynagi insanin kendini unutmasi, kendinden uzaklasmasidir.. kendinden cok etrafla ilgilenmesidir.. Kaleminize saglik :)

Dilek Aslan Taşçı11 Ekim 2020, Pazar - 15.37

Zaman acıtıyor gerçekten. Geçiyor... Her geçtiğinde yakıyor, yaşatıyor... Yaşattıkça da öğretiyor hayati bize. Yine ne güzel ifade etmişsiniz hocam... Her yazınızı büyük bir zevkle okuyorum. Çok tesekkur ederim????

Esma Kutlu11 Ekim 2020, Pazar - 15.18

Maşaallah hocam kaleminize yüreğinize sağlık ne güzel anlatmışsınız .

Rümeysa Kazmacı11 Ekim 2020, Pazar - 14.09

Kaleminize sağlık hocam. Çok güzel bir konuyu ele almışsınız. Bir psikolog olarak yangınlarımiz pek görülmüyor. Hatta hayatımızda bizim üzülmeye , dert etmeye hakkımız yok gibi davranılıyor. Bizim sanki depresyona girmeye , kaygılanmaya hakkımız yok. Sen nasıl psikologsun daha kendine faydan yok deniliyor. Kendi cephemizden vurguluyoruz çoğu zaman . Bizi anlayan ve gören insanlarin olmasi hep çok iyi geldi ????????

Burcu Üstün11 Ekim 2020, Pazar - 14.01

Yine döktürmüşsünüz hocam, kaleminize sağlık ????

Rümeysa Kazmacı11 Ekim 2020, Pazar - 13.53

????

Yazarlar