DUVAR - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

DUVAR

DUVAR

Gamze KOÇ

Bizde, yapılmaya başlanılan şeylere hayranlıkla bakmak galiba en çok bina yapımında kendini gösteriyor. Sanatsal değeri olan bir müze binası ya da eşsiz mimarisi olan bir proje olması da gerekmez. Çok uzağa gitmeye de gerek yok yani. Bizde mahalledeki en basitinden bir inşaat yapımı için beton atma bile bir tören havasında geçer. “İnşaat izlemek” bir atalar kültürüdür âdeta. Ailecek çekirdek çitleme rahatlığında izlenebilen, çoluk çocukla film izlemekten daha keyif veren bir etkinlik olarak da düşünülebilir.

Bir inşaatın önüne yığılan kum tepelerinin, gürültüyle dönüp duran devasa beton makinesinin sadece küçük oğlan çocuklarının değil, koca koca adamları bile kendine doğru çeken güçlü cazibesi vardır. Bizim sokakta da var şu an böyle bir manzara. Karşımızdaki boş arsanın yemyeşil bir araziden üç katlı bir binaya nasıl dönüştüğüne gün gün ben de şahit oldum.  Fakat kepçeler, hafriyat almak için gelip toprağa girdiğinde balkonlara doluşan insanlarla aynı seyir keyfini yaşamadım. Tırlarla gelen malzemelerin indirilmesi, istiflenmesi, yer yer demirden, bazen tahtadan yapılan iskelelerin kurulması, sökülmesi, kolonların dikilmesi falan çok sarmadı ama bugün ilk kez inşaatın bir aşaması beni çok heyecanlandırdı, durup öylece inşaatı uzun uzun izlemek istedim. Meğer o devasa iş makineleri ya da inşaata gelen malzemelerin koca koca forkliftlerle taşınması değil de benim dikkatimi başka bir şey çekiyormuş. Ben, odaların daha belirginleştiği, tuğlalardan duvarların örüldüğü kısmı izlenmeye değer buluyormuşum meğer. Nedense binanın duvarlarının örülmesine çok mutlu oldum. Ama bu hâl çok sürmedi.

Duvar…  Duvar örülmesi…Garip geldi bir an. Duvarın beni bu kadar çok mutlu etmesine şaşırdım. Bir sebebi vardır mutlaka deyip, zihnimde duvarla ilgili yer kaplayan ne varsa sıralamak istedim.

“Duvar” der demez illaki bir “yıkma”, bir “aşma” isteği oluyor insanın içinde o kesin. Daha diğerleri nelerdir acaba diyordum ki duvara dair ne var ne yok hepsi çorap söküğü gibi geldi zihnime. Bir gecede örülmüş, “utanç duvarı” diye de anılan “Berlin Duvarı”; içine  kinin, gözyaşının ve duanın karıştığı Kudüs’teki “Ağlama Duvarı”; Amerikalıların her seçim öncesi vaat ettikleri “sınır duvarları”,  bu yıl tamamlanan ve 828 km ile dünyanın üçüncü büyük sınırı olan Türkiye-Suriye  sınır duvarı, tarihî Sinop cezaevindeki yazarların çıkacakları günler  için çentik attıkları duvarlar, çocukluk hatıralarım içinden fırlayıp gözümün önüne gelen,  zorla okuduğum bir kitabın kapağında yer alan Hamdi Damti’nin üzerinde  oturduğu duvar, fen bilgisi dersinde hocanın anlatmayıp ama sınavda çizimini istediği hücre duvarı (çeperini), iyi bir duvar ustası olduğu söylenilen  divan şairi Şeyyat Hamza’nın, beyitleri kadar iyi mi acaba diye düşündüğüm duvarları, 70’lerdeki idealist bir kuşağın ideolojik sloganlarını yazdıkları duvarlar ve daha bir sürü şey… Hepsi  bir anda geçip durdu gözümün önünden.

İyi de nerden bakarsam bakayım bunların hiçbiri iç açıcı bir şey değil. Duvar, hep kasvetten haber veriyor hep sıkıntıları beraberinde getiriyordu sanki. Öyleyse duvarların örülmeye başladığını görünce oturup izlemeyi neden istemiş olabilirdim ki?

Hakikaten neden sevilmez ki duvarlar dedim içimden? Acaba daha çok yıkımı, sorunları çağrıştırdıkları için mi? Çoğumuz, yalnızlığımızda “dört duvar arasında” kaldığımızı düşünür, sıkıntılarımızı hep duvarlara mal ederiz ve bu yüzden duvarların üstümüze üstümüze geldiğini söyleriz. Bizi dinlemeyen, bize tepki vermeyen, duygudan yoksun olduğunu düşündüğümüz kişilere kızdığımızda, “duvara mı anlatıyorum!”der, aramıza mesafe koymak istediğimiz insanlar için de “duvar örmek” deyimini kullanırız. Bir engeli aşmak istediğimizde “duvarları yıkmak” sözü koşar imdadımıza. İnsana zarar veren şeyin hüzün olduğunu, insanın tıpkı bir duvar gibi yıkılabileceğini anlatmak için de “Duvarı nem, insanı gam yıkar” deriz. Bir suç işlemişlikleri yoktur aslında duvarların. Bunca sabıkasının olduğunu sanmak da bizim kabahatimiz çünkü taştan, tuğladan briketten değil de tenden, candan, sözden de olur duvarlar. Peki biz mi öreriz duvarları yoksa başkaları bizler için mi örer?  Bizleri korumak için mi yoksa bizi dışarda ya da içerde tutmak için mi örülür duvarlar? Harcını kim karar? Kıskanç yanımız, vefasızlıklarımız, bencillikler veya hayal kırıklıklarımız mı?

Yoksa en sağlam harcı, yaşadığımız haksızlıklar mı karar?

Duvarla alakalı zihnime çöreklenmiş, cevabını bilmediğim bunca sorunun ve olumsuz fikrin nesi mutlu etmiş olabilir ki beni diye son sürat düşünmeye devam ettim. Aklıma ilk gelenleri değil de bu sefer derinlerde yatanlarımı uyandırdım uykularından. Eni konu bütün işimi gücümü bırakıp zihnimin kıvrımlarında dolaştım uzunca bir süre. Tozlanmış raflarımın arkalarında kalsa da sandığımın en dibindeki çeyizlik bohçada unutmuş olsam da sonunda buldum. Buldum! Vallahi de buldum, billahi de buldum. Meğer ne kadar derinlere saklamış, uzağımda bırakmışım bu düşünceyi. Ama buldum işte! Arşimet’in "Evreka! Evreka!” diye el âleme rezil olacağını hesap etmeden kendini sokaklara atma sevincini şimdi anladım.

Buldum, buldum ey ahali!

Bizler aslında en eski duvar ustalarıyız,

diye sokaklara çıkıp bağırmak geldi içimden. Tabii ya beni sevindiren şeyin böyle asil bir sebebi olmalıydı elbette. Biz, hikâyemizin başladığı ilk günden beri can duvarlarımızın mimarlarıyız. Tanımlar ne derse desin, duvarların çevrelediği tek şey mekânlar mıdır? Ten duvarımızdan âla duvar var mıdır? Ten duvarımız hem bedenimizi örter hem gelecek acılara kalkandır. Duvar, üzerine yapışmış bu lekelerle mi yaşayacak, hep olumsuzluklarla mı anılacak yani? Bir ayraçtır duvar, hem bizi çevremize bağlar hem de bizi çevremizden ayırır. İçeriyi dışardan, dışarıyı içerden ayıran hatta yan odayı diğer odadan ayıran güvencemiz olur bazen duvarlarımız. Gökdelenlerin en yüksek katında otursak da çayımızı yudumlarken aşağı düşmeyeceğimizi bilmenin verdiği huzurla sırtımızı yasladığımız yerdir duvarlarımız. Belki de inşaat ustalarına böyle hayran hayran bakmamız bundandır? Tıpkı bir kaplumbağanın kabuğu gibidir ten duvarımız. Sonuçta duvar, kabuğun gelişmiş hâli değil mi? Biz de inşaat ustalarının yaptıkları duvarların içine sığınarak, dışarıdaki dünyadan koruyoruz kendimizi.

Sadece hayatta kalmak için değil doğrularımızı haykırmak için de duvarlar öreriz biz. Tenimizle sınırlar çizeriz kendimize ve çevremize. Sınırlarımızı ve mahremiyetin özgürlüğünü ancak yüksek duvarlar olursa yaşayabiliriz. Hiçbir el uzanamaz bize duvarlar arkasından, hiçbir göz göremez bizi duvarların ardından.  Bu yüzden duvarlar en kadim sınırlarımızdır, duvarları yerle bir eden depremlerse sınırsızlıklarımız. Hasılı  duvarlar  sadece yıkmak, aşmak, uzaklaşmak için değil sığınmak, belki de sığmak, başını sokunca huzurlu hissetmek için de örülür. Ben, şimdi daha iyi anladım bir inşaatın duvarları örülürken  neden  bu kadar mutlu olduğumu. Var olsun böyle duvarlar. Yaşasın üzerine kat kat ilave edilerek yükselen sağlam duvarlar. Kocaman pencerelerinden köpük köpük bulutlara baktığımız duvarlarımız hep olsun. Böyle olacaksa hep duvarlar örsün ustalar.

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Sibel T.YILMAZ21 Ekim 2020, Çarşamba - 10.15

Eleste verdiğimiz sözle her anına şahit olacağımız şu hayat serüveninde yaşadığın süreçlerin yansıdığı zemindir duvar....her insan kendi hayatının resmini yapıyor o duvara yaşadığı anlarla....o anların süreçlerindeki nedenler....sonuçlar ile kendi kitabını yazıyor......adeta nakış nakış işliyor ..telkinleri ,tercihleri ve terkleriyle de anlamlandorıyor ....hayatlandırıyor adına hayat dediği kitabını. Bir insan yazılıyor öyle uzun uzun süslü cümlelerle değil insanın programının yazılımı yapılıyor zanlarla komut komut....01010101.....bu programın evveli .....zahiri ....ahiri Biz insanı engüzel surette yarattık...ayetinde saklı.... İnsan....en kamile namzet...... Güzelin....iyinin...olgunluğun...tüm hayrın eni..... Ve insana oku dendi..... Bilmiyorduki... Ama yine oku dendi.... Ve yinelendi..... İşte böyle başladı... İnsan olmak için bu yazılım başladı....010101 Okuyacak öğrenmeyi öğrenecek...düşünmeyi düşünecek...ve en deki yazılım tamamlanacak... Yeterki zan duvarlarımızı farkedelim......

Canan Perker20 Ekim 2020, Salı - 20.23

Süper, tebrik ediyorum .????????Yüreğine sağlık

Gyaylakaşı19 Ekim 2020, Pazartesi - 19.02

Tebrikler, çok güzel olmuş.

SerapTan18 Ekim 2020, Pazar - 22.12

Tebrikler, ellerine yüreğine sağlık.

Esma18 Ekim 2020, Pazar - 15.13

Yine mükemmel bir anlatım maşaallah ????????????

Selda18 Ekim 2020, Pazar - 13.59

Güzel ve sürükleyici bir anlatım. Yaşayarak okudum .

Serpil Atcıoğlu18 Ekim 2020, Pazar - 12.35

Son olarak ,Nazan Bekiroğlu”nun”cümle kapısı “Nda böyle keyif almıştım????

Feray Akçay18 Ekim 2020, Pazar - 11.23

Ancak bu kadar güzel yorumlanabilirdi gerçekten ,bende zihnimin duvarlarında bir seyahat yaptım geçmişe sizin sayenizde teşekkürler. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Pınar Özer18 Ekim 2020, Pazar - 09.58

Olumlu tarafından baktığımda bu ‘duvar’ sözcüğüne sınırları çağrıştırır bende ..Hayır demeyi öğrenen , sınırları olan birey daha az yara alır zannımca.. Bol sevinçli, kaleminiz güçlü, aydınlık baharlar diliyorum.. Yazdıkça yüreğinizde açan baharlardan çokça öpüyorum .. Yüreğinize, kaleminize sağlık ..

Bağımsız okur18 Ekim 2020, Pazar - 09.49

Yine bir solukta okudum yüreğinize sağlık. "Duvarlar masumdur, olmayan bizleriz. "

Pınar18 Ekim 2020, Pazar - 09.25

Kaleminize ve kalbinize sağlık ne kadar içten yazıyorsunuz

Nurten anne dikim evi18 Ekim 2020, Pazar - 09.13

Eline diline , bilgine, kalemine , yüreği ne sağlık . ???? ???? Tebrikler . ☝☝KUTLARIM . ???? BİTANEM ????????????????

Hacer Drsn18 Ekim 2020, Pazar - 09.04

Mükemmel ötesi... İyi çalışmalar diliyorum , sevgilerimle..

Yazarlar