ARAPSAÇI - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Gamze KOÇ

Gamze KOÇ

gamzekoc83@gmail.com

ARAPSAÇI

ARAPSAÇI

Gamze KOÇ

Savaşlara hazırlanır gibi yazının başına oturur oldu sanki yazarlar. Karşısında, azılı bir düşman ordusuna bedel uzun uzadıya yazılan şeyleri okumaktan haz etmeyen genç ama yorgun bir kalabalık var. Bir cümlenin içine hem dünyayı sığdırmaya hem de her şeyi çarçabuk anlatacak kadar kısacık  sözcükler bulmaya uğraşıyorlar. Cümlelerin her birini bir hap kıvamına getirmek için mücadele veriyorlar sanki.

İçinde herkesin ihtiyacı olan bütün vitaminleri, minarelleri barındıracak olan birer hap gibi olmalı cümleler. Kelimelerin yeni ama dillerde ucube gibi duran anlamlarını kullanmaya mecbur bırakılmaları da cabası. Geçmişini bilmeyene sözün aslını anlatmakla uğraşmak da bu meydanda varım diyebilmenin bir şartı oluyor ne yazık ki. Cephesi çok, zaferi zor bu savaş  meydanının içinde didişip duruyor sanki her biri.

Daha ilk cümle bile cenge gider gibi başlamalı. Gürültünün çok dikkat çektiği bu asırda daha ilk kelimeden ses getirmeli yazılanlar. İlk kelimede kazanacak olan az çok belli ediyor kendini. Okuyanı tutup yakasından çektiyse daha ilk kelime, ne mutlu yazana.

Uzunluğuna, kısalığına bakmadan harfler gözünde bir koca dağ gibi görünmeden, fırlatıp atmadıysa bir kenara cümleleri,  yazar bu savaşta iyi çarpışıyor demektir. En donanımlı askerlerini meydana çıkarabilmek için zihnindeki bütün kelimeleri  cezalı çocuklar gibi  tek tek sıraya diziyor adeta.  Sen geri çekil,  sen sakın ortalıklarda dolaşma, sen zayıf askersin,  sen olursan kaybederim der gibi komutlar dolaşıyor içinde sanki. Aralarında en güçlü kuvvetli olan kelimeleri paragrafların en kritik kısımlarına yerleştiriyor.

Birçok anlamı ve hatta bir olayı içinde taşıyan bir sözcük birinci ilan ediliyor da başlangıçta yer alamaya hak kazanıyor. Yavaşlığa zaten tahammül yok. Her şey çok hızlıyken uzun uzadıya kurulan cümleler yavaşlığa davetiye çıkarmak olur diye düşünülüyor. Yazar, bunu mağlubiyetini baştan kabul etmiş olmak sayıyor. 

Benzetmeler, sıfatlar, betimlemeler var daha sırada. Okumaya kendini alıştırmamış olanlar için bunların hepsi  bir zevk değil adeta eziyet oluyor. Hele de okumaya mecbursa, aşılması gereken bir sorun ve daha acısı çözülemeyen bir problem olarak duruyor ortalıkta. Yok mu diyor bunun daha  kısa olanı.  Ya da “mecbur muyum yani”ler dolaşıyor ortada. “Okumak istemiyorum”ları duyuyor  kulaklar.

Cehalet diye bilinen düşmanın eskiden sadece adı vardı. Aynı cehalet, şimdilerdeyse ete kemiğe bürünmüş olarak kitaplara, sayfalara, kelimelere savaş açmış durumda; aramızda ulu orta dolaşıyor.

“Cümleler kısa kısa olmalı ki o zaman belki okurum.” diyor kimi. “Kelimeler sonu görünmeyen bir sokak gibi geliyor bana.”  diyor biri. “O kadarını okuyamam, zamanım yok.” diyor gencin diğeri.  Sanki zamanının çoğunu nerede geçirdiğini bilmiyormuşuz gibi ya da zaman yönetiminden haberdarmış gibi zamansızlığı bahane sayıyor.

Harcadığı şeyin ömür olduğunu birileri söylese bile anlamayacak bu gerçeği. Kaçırdığı şeylerin sadece diziler olduğunu sanıyor. Halbuki etrafına bakmadan oturduğu sokaktaki ağacın meyve veren dalını gün gün  fark edemeden evine girip çıkan  insan, hayattaki detayları kaçırıyor.

Dizilerdeki ard arda sıralanmış paket görüntüler bir sonra ki  karede ne olabileceğini tahmin etme becerisini elinden çalıyor. Hayal edemeden, “ben olsaydım eğer” diyemeden her şey başkaları tarafından önüne konuluyor. Başkaları karar veriyor onun yerine. Düşünmek, okumak, fikir üretmek ona çok ağır geliyor.

Bilgisayar oyunlarının, akıllı telefonların, hâsılı son sürat teknolojinin yanında, yazdığını okutabilmek de zafer kazanmakla eş değer bence. Bir tarafta bu kadar son sistem silahlar varken diğer taraf kalemin, kağıdın, kelamın sihirli dokunuşları var. İki  cephede de mücadele edenler yorgun aslında. 

Yazdığını sonuna kadar okutabilen yazara  gâlip,  “Yarısından sonrası için sıkılıp bıraktım.” dedirtene gazi, sesini duymayan bir kalabalığa seslendiğini anlayıp vatanını terk edip  savaştan en az yara almak için  göçene mülteci, doğru bildiğinden saşmadan anlatana da şehit deniliyor.

Şimdi bilemedim ki ben kimim?

Galip mi, gazi mi yoksa mülteci ya da şehit mi? 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

SERAP A.22 Haziran 2020, Pazartesi - 23.31

Yüreğinize sağlık....

Rümeysa Kazmacı22 Haziran 2020, Pazartesi - 17.55

En büyük avantajım sizin sesinizle okuyabiliyor olmam. Kaleminize sağlık :)

Muhammet Koç8 Haziran 2020, Pazartesi - 13.01

Çok can alıcı bir konuyu, akıcı ve edebî bir dille yazmışsınız, kaleminize sağlık Gamze Hanım.

Yazarlar