Fatih ARDUÇ

Fatih ARDUÇ

arducf@hotmail.com

TEVEKKÜL ETMEK

TEVEKKÜL ETMEK

Fatih ARDUÇ

Dünyadaki olaylar Allah’ ın koyduğu bir düzene uygun olarak, neden- sonuç ilişkisi içinde meydana gelmektedir. İnsanlar cüz-i iradeleri ve akılları ile sebeplere ulaşabilirler.

Belirlenen bir amaca ulaşmak için İslamin belirlediği çerçevede lazım olan bütün önlemleri aldıktan ve çalışmaları yaptıktan sonra Allah’ a güvenmeye ve sonucunu O’ ndan beklemeye “tevekkül” denir.

Bir öğrencinin derslerine hocalarının gösterdiği şekilde ve o dersin özelliğine göre çalıştıktan sonra; sınıf geçme işini, meslek sahibi olma düşüncesini Allah’ a bırakması tevekküldür. Aksi durum çalışmadan, çaba göstermeden “kaderim ne ise o olur, Allah ne derse o olur” anlayışı tevekkülü yanlış anlamaktır.

Tembelliktir. Kolaya kaçmaktır. Bu anlayış kader inancıyla da uyuşmaz.

Tevekkül sadece dua ve teslimiyet değildir. Peygamber Efendimiz de bu şekilde tevekkül etmemiştir. Mescit yapılırken fiilen çalışmıştır. Allah’ ın dinini tebliğ etmek için kapı kapı, köy köy, şehir şehir dolaşmıştır.

Ashabına dinin hükümlerini öğretmek için gece gündüz tebliğ vazifesini yerine getirmiştir. Savaşlarda fiilen çarpışmıştır. Strateji geliştirmiştir. Uhud’ da okçulara yerlerinin stratejik olduğunu belirtip terk etmemelerini isterken, diğer savaşta hendek kazdırmıştır, Mekke’nin Fethinde her askerin bir ateş yakıp ordusunu fazla göstermeye çalışmıştır.

Olaylar ve gelişmeler de gerekenleri yaptıktan sonra tevekkül etmiştir. Tabiki dua ve teslimiyetten hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Ashabına ve Ümmetine bu şekilde davranmak düşer.

 Peygamber Efendimiz devesini salarak tevekkül ettiğini söyleyen bedeviye 

“Önce deveni bağla, Allah’a öyle tevekkül et.” (1)  buyurarak, onu Allah’a tevekkül etmeden önce tedbirini alması için uyarmıştır.

Tevekkülün yeri imanın merkezi olan kalptir. Dünyevi olarak çalışmak, çabalamak, gayret göstermek tevekkül anlayışına aykırı değildir. Tersine tevekkülün parçasıdır. Müslüman, hükmün Allah (cc) tarafından verildiğine inandığında; her hangi bir isteği için elinden gelenleri yaptıktan sonra sonuç olumsuz ise “Yaradan’ ın takdiri budur” der. Sonuç olumlu ise “Allah’ ın rahmeti, bereketi, takdiri ve lütfu budur” diye düşünür. Bu şekilde sağlam bir tevekküle sahip olmuş olur.

Kişi kendi nefsini aciz bilir. Başkalarını da bu şekilde görür ve onlara güvenmez. Sadece Allah’ a güvenir. Şu husus dikkatten çıkarılmamalıdır ki bütün eşrefi mahlûkatı yaratan, rızıklarını veren, muhafaza eden, koruyan, kollayan Allah Teâlâ’dır. O halde Allah’ dan başkasına güvenmek, umut bağlamak ne kadar yanlıştır.

Rabbimiz, cümlemizi tevekkül ve teslimiyet ehli kullarından kılsın. Bu niyazla, Rasûl-i Kibriyâ Efendimizin bizlere öğrettiği şu duâ ile, yazımızı sonlandıralım.

“Allâh’ım! Kendimi Sana teslim ettim. Yüzümü Sana çevirdim. İşimi Sana ısmarladım, işimde Sana güvendim. (Rızânı) isteyerek, (azâbından) korkarak sırtımı Sana dayadım, Sana sığındım. Sana karşı yine Senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.”  (2)

1-Tirmizî, Kıyamet, 60
2-Buhârî, Vudû 75

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Ergin Çam12 Şubat 2019, Salı - 21.53

Kaleminize sağlık güzel bir yazı.

Su10 Şubat 2019, Pazar - 23.22

Allah razı olsun cok guzel olmuş yüreğinize sağlık

Behçet Yayıkçı10 Şubat 2019, Pazar - 22.21

Tebrik ederim hocam. Çok güzel açıklamışsınız. Sağolasın.

Şeref10 Şubat 2019, Pazar - 20.30

Teşekkür ediyoruz eksik olduğumuz değerlerde bizlere hatırlatmalar da bulunuyorsunuz

Recep almaz10 Şubat 2019, Pazar - 20.01

Teşekkürler değerli hocam sağolun istifade ettik

Ç10 Şubat 2019, Pazar - 19.14

tevekkeli9 Şubat 2019, Cumartesi - 12.25

Güncel olaylardan örnek verirseniz daha anlaşılır olur yazılarınız. konuları nasıl seçiyorsunuz bilmem ama isabetli.

kuloğlu9 Şubat 2019, Cumartesi - 07.46

yazılarınızı zevkle okuyorum.Kısa ve öz.Teşekkürler.

Yazarlar