Elif Ekşi ZORER

Elif Ekşi ZORER

elifeksizorer53@gmail.com

NAKARATLAR YAZAR GİBİYİM ÖMÜR ŞARKISINA...

NAKARATLAR YAZAR GİBİYİM ÖMÜR ŞARKISINA...

Elif Ekşi ZORER

Hep; "Ben küçükken”li cümlelere emanet ettik, kıymetli yaşlarımızın, kıymetli mutluluklarını...

Hüzünleriyle yüreklere adeta cila süren bir kimliğe, isim verdik hislerimizden…

Kimi gün sinirli.

Kimi gün neşeli.

Kimi gün dertli.

Kimi gün de heyecanlı...

Bitmek bilmeyen nice kimlerin kimsesi olduk durduk. Büyüdüğümüzü fark edemeden bazen yaş aldık bize hediye edilen ömür defterine satır satır yazılı bir cümle olduk…

"Dünya dönüyor diye mi bu hız?” diyorum bazen. Oysa daha dün hani o minik hayallerimize büyüklük hayalleri mayalarken, her şey ne kadar da uzaktı. Hesapların biri bin para…

Günlerle, saatlerle hatta saniyelerle yarışırdı hayallerimiz. Şimdi heybemize ne yüklediysek o yıllardan, o kadarlık yaşıyoruz.

Bir çocuk gülüşü çizebildiysek yüreğimize, suretimize yansıyan ne âlâ…

“Herkes kendi kalbinin mimarı ve hayatının ressamıdır” derdim lisedeyken. Gönlünde ne inşa edersen onu resmedersin ömrüne öyle değil mi?

O yıllar kalbimin gökyüzünde uçuşan martıları vardı, her mutluluğumda kendilerine ikram ettiğim bir parça simide binaen tebessümler çizerdi yüzüme zannımca.

Belki de masumiyetin son soluklu çizimleri. Amatör bir elden çizili ve kanatlarından huzur serpiştiren bi manzara resmi güzelliğindeydi her şey...

Herkes nasıl da değerli nasıl da tarifsiz bir kıymetteydi. Art niyeti hiç lügatine bulaşmamış, tertemiz bir lisana özne olabilmek virgüllerin elele tutuştuğu manalı cümleler biriktirirdi…

Şimdi o yılların arta kalanlarıyla nakaratlar yazar gibiyim ömür şarkısına...

Herkesin bayağılaştığı ve hislerin bayatladığı bir ömürde sanki yasamak zorundaymışız gibi. İşittiğimiz cümlelerin doğruluğunu kontrol etmek bize her yerde gözümüze ilişen güvenlik cihazlarından miras kalmış gibi.

Sakıncalı kişiler de öyle sinyal verse de giremese keşke gönlümüze. Çocuk yanımıza aklar düşürmese keşke hissiz insanlar…

Keşke tek derdimiz ozon tabakasında açılan delikler olsa, gönlümüzde dağlar delen Ferhatların “Aslı”nı inkâr eden vaziyetlerine meze olmasak keşke!

Alçakgönüllü kelimesinin ayrı yazılımıyla başladı her şey. Zira tüm ayrılıklar orada hasar oluşturdu ilkin. Alçak/gönüllü şahsiyetlerin dünyayı kirletmesine dayanamıyorum!

Bunun formülü olmalı, bir çaresi olmalı...

Riyanın, sahteliğin, bencilliğin, kibrin, dengesiz gönüller dolusu his tüketen bir neslin içinde;  "Nereye gidiyoruz biz?” Diyen seslerin uğultusunda kayboluyoruz...

Çocukluğumuzu önce, sonra insanlığımızı, sonra hislerimizi kaybediyoruz...

Kalbimizin pamuk iplikleriyle örülü şefkat tellerini söke söke şekilleri mi değişti yüreklerin?

Umutların yerini hep suizanlarla doldurduğumuzdan beri, başımıza gelenler nasıl dahil oldular ömür resmimize?

Payımıza düşen gönül kumbaramızın kalan harçlıklarıyla mutluluk satın almaya çalışmak... Yazık bize!

Tüm bu nahoş halin içinde bir mutluluk balonunun ipini tutuyorum, gözlerime inanamazken uçup gidiyor, o üzüntünün bari tadını sürsek de yürek dilimize, dilimizin acıdan yandığı yıllara hürmeten tatlı mutlaklarımızın değerini bilsek.

Ve sevsek çıkarsızca, bağıra bağıra değil, fısıltıyla ama hep var olarak… “İyi misin?” Diyen bir yüreğin içinde kötülük olamayacağına inanarak.

Sevgi hissinin ötesinde bir fenalık olasılığını hesaba katmadan ve küçükken olduğu gibi, leblebi tozunu sever gibi sevsek hayatı ve bir üflesek de silip atsak gönlümüze yük ettiğimiz tüm kötü, tüm kirli, fikir ve hisleri ve kişileri…

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar